<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-9103200357727347387</id><updated>2012-02-16T20:09:59.434-08:00</updated><category term='I. GIYASEDDIN KEYHÜSREV&apos;IN IKINCI HÜKÜMDARLIGI (1205-1211)'/><title type='text'>Sanal Tarih Dersi</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://sanaltarih.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanaltarih.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>emre</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>56</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9103200357727347387.post-5981156404014698840</id><published>2009-09-14T18:01:00.000-07:00</published><updated>2009-09-13T16:19:47.086-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='I. GIYASEDDIN KEYHÜSREV&apos;IN IKINCI HÜKÜMDARLIGI (1205-1211)'/><title type='text'>I. GIYASEDDİN KEYHÜSREV'İN İKİNCİ HÜKÜMDARLİĞİ (1205-1211)</title><content type='html'>&lt;p  style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0); font-family: arial;font-family:trebuchet ms;" align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;I. GIYASEDDIN  KEYHÜSREV'IN IKINCI HÜKÜMDARLIGI (1205-1211)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="font-weight: bold; font-family: arial;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Giyaseddin Keyhüsrev Konya'yi kardesi Süleyman  Sah'a biraktiktan sonra uzun ve macerali bir hayat yasadi. Dokuz yil sürecek bir  gurbet hayatina baslayan Giyaseddin Keyhüsrev, Konya'dan Sis'e (Kozan) gitmis ve  orada Ermeni krali Leon tarafindan karsilanmis ve büyük bir hüsnü kabul  görmüstü. Daha sonra Elbistan'a hareket eden Giyaseddin Keyhüsrev burada da  kardesi tarafindan adeta bir sultan gibi karsilanmis ve Elbistan'in kendi emrine  verildigi bildirilmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="font-weight: bold; font-family: arial;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Giyaseddin kardesinin bu âlîcenâp davranisina  tesekkür ederek Malatya'ya gitti. Kardesi Kayser Sah da onu törenle karsiladi.  Buradan Haleb'e geçti ve daha sonra Amid (Diyarbekir) ve Ahlat yoluyla Karadeniz  sahiline çikti; oradan da bir gemiyle Istanbul'a hareket etti. Istanbul'da  imparator tarafindan törenle karsilandi ve kendisine 10 binlik altinlik tahsisat  ayrildi. Giyaseddin Istanbul'da Mavrazomes adli bir Rumun kizi ile evlendi.  Latinlerin 1204 yilinda Istanbul'u isgaline kadar orada, daha sonra da  kayinpederiyle birlikte gittigi Istanbul yakinlarindaki bir kalede kaldi.  Süleyman Sah'in ölüm haberini de burada aldi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="font-weight: bold; font-family: arial;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Giyaseddin'in eski emîrlerinden bazilari  Süleyman Sah'in ölümü üzerine onu tahta çikarmak için harekete geçti.  Danismendlilerin yikilmasindan sonra Anadolu Selçuklu Devleti'nin hizmetine  giren Danismendli Yagibasan'in ogullari Muzaffereddin Mahmud, Zahireddin Ili ve  Bedreddin Yusuf da Giyaseddin'i tekrar tahta çikarmak için seferber oldular.  Bunlar Selçuklularin büyük kumandanlarindan Mübârizeddin Ertokus ile isbirligi  yaparak, diger bazi emîrleri de kendi saflarina kazandilar. Giyaseddin  Keyhüsrev'in haciplerinden Zekeriyya bu emîrlerden aldigi taahhütnameyi  Giyaseddin'e götürdü. Onu Anadolu'ya davet etti. Süleyman Sah'in ölümünü ögrenen  Giyaseddin, ogullari, kayinpederi ve yakin adamlariyla yola çikti. Ancak Bizans  imparatoru Theodoros Laskaris, III. Kiliç Arslan ile anlasmis oldugundan onlara  topraklarindan geçme izni vermeyecegini bildirdi. Ancak uzun müzakereler  neticesinde iki oglunu ve Hacib Zekeriyya'yi rehine birakmak suretiyle  imparatordan izin alabildi ve uç bölgelerdeki emîrlerin refakatinde Uluborlu'ya  geldi. Burada hazirladigi ordu ile Konya'yi ele geçirmek üzere hareket etti. Bu  sirada rehine olarak bulunduklari yerin muhafizlari ile anlasan ogullari  Keykâvus ile Keykubâd ve Hacib Zekeriyya da orduya katildi. Giyaseddin Ocak 1205  tarihinde Konya'yi muhasaraya basladi. Bir ay süren kusatmada hiçbir netice  alamadan Ilgin'a döndü. Bu sirada beklenmedik bir hadise oldu ve Konyalilarla  daimî halde rekabet halinde olan Aksaraylilar Giyaseddin'e haber gönderip  sehirlerine davet ettiler ve hükümdar olarak taniyacaklarini bildirdiler.  Giyaseddin bu habere çok sevindi ve hemen Konya'ya hareket etti. Yegeni III.  Kiliç Arslan'a da Tokat'i ikta etti. Böylece dokuz yillik bir aradan sonra 1205  yili Subat ayinda (601 Receb) yeniden Selçuklu tahtina çikti. Rivayete göre  ortalik sükun buluncaya kadar Gâvele kalesinde beklemesi istenen III. Kiliç  Arslan burada öldürülmüstür.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="font-weight: bold; font-family: arial;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Giyaseddin yeniden tahta çiktiginda Süleyman  Sah'tan saglam bir devlet devr almisti. Sultan I. Giyaseddin Keyhüsrev ilk is  olarak kendisinin gurbette oldugu sirada Sam'a gitmis olan hocasi Mecdeddin  Ishak'i Konya'ya davet etti. Bu davet üzerine Konya'ya gelen Mecdeddin'i büyük  bir törenle karsilayip daha sonra oglu Izzeddin Keykâvus'a hoca tayin etti.  Büyük oglu Izzeddin Keykâvus'u Malatya'ya, ortanca oglu Alaeddin Keykubad'i  Tokat'a, küçük oglu Celâleddin Keyferidûn'u ise Koyluhisar'a meliki olarak tayin  etti. Fakat daha önceki tecrübelerden ders alinarak artik meliklere bagimsiz  hareket etme yetkisi verilmedi. Anadolu'daki hakimiyeti güçlenen Selçuklular  Artuklu ve Eyyubi melikleri tarafindan da metbû tanindi. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="font-weight: bold; font-family: arial;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Selçuklu sultanlari milletlerarasi ticaret  yollarinin önemini kavradiklari için fetih ve sefer politikalarini buna göre  tanzim ediyorlardi. Latinlerin Istanbul'u isgali ve Komnenoslarin Karadeniz  sahillerini tamamen kendi hakimiyetleri altina alma emelleri sebebiyle transit  ticaret yollarinda emniyet kalmamisti. Bundan dolayi Sultan, Karadeniz seferine  çikarak Komnenoslari maglub etti ve ticaret yollarinda emniyeti yeniden sagladi.  Daha sonra da Türkiye için önemli bir ithalat ve ihracat merkezi olan Antalya'yi  ele geçirmek için muhasara eden Sultan, netice alamayinca geri çekildi. Ancak  sehre giden yollari kontrol altinda tutmaya devam etti. Bunun üzerine sehirdeki  Rumlar, Latin idaresinde yasamaktansa Türklerin hakimiyetine girmeyi tercih  ettiler ve sultana gizlice haberler göndererek onu sehri de ele geçirmeye davet  ettiler. Bunun üzerine sultan sehri tekrar muhasara etmeye basladi. Siddetli  hücumlardan sonra surlara tirmanan Hüsameddin Yavlak Arslan, sultanin sancagini  burçlarin üzerine dikti ve 5 Mart 1207'de (3 Saban 603) Rumlarin da yardimi ile  sehir Türk hakimiyeti altina girdi. Sultan, Mübarizeddin Ertokus'u Antalya' vali  ve subasiligina getirdi. Islâmî gelenege uygun olarak sehre kadi, imam-hatip ve  müezzin tayin etti. Kale ve burçlari tamir ettirip silâh ve erzak depo  etti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="font-weight: bold; font-family: arial;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Antalya'nin fethi Türkiye'nin iktisadî ve  içtimaî gelismesinde önemli bir yere sahiptir. Selçuklular Akdeniz'de önemli bir  ithalât ve ihracat limanina kavustuklari gibi burayi deniz kuvvetleri için bir  üs haline getirdiler. Giyaseddin Keyhüsrev Antalya'nin fethinden sonra ordusuyla  Konya'ya hareket etti. Bazi ticari vergileri kaldirdi. Selçuklular ile Kibrisli  Latinler arasinda ticarî anlasma imzalandi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="font-weight: bold; font-family: arial;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süleyman Sah'in ölümü üzerine meydana gelen  iktidar boslugundan yararlanan Ermeniler, Elbistan'a kadar gelerek pekçok esir  ve ganimetle geri dönmüslerdi. Bu sebeple Sultan Ermeniler'e karsi sefere mecbur  oldu (605/1208-1209) yilinda Maras'i ele geçirdi ve Eyyûbiler'in de yardimi ile  Ermeni topraklarina girdi. Bazi sehir ve kaleleri zaptetti. Sultan güvenilir  emîrlerinden Hüsameddin Hasan'i bu bölgede görevlendirdi. Daha sonra onun  ogullari ayni görevi sürdürmüs ve Haçli seferleri sirasinda tahrib edilen Maras  imar edilmistir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="font-weight: bold; font-family: arial;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ermeni krali Eyyûbi meliklerinin tavassutu ile  Selçuklular ile bir antlasma imzalayarak onlara tabi oldu. Sultan Giyaseddin  Keyhüsrev Eyyubi hükümdari el-Melikü'l-Adil'in yayilmaci siyaseti sebebiyle  el-Melikü'z-Zahir, Muzafferüddin Kökböri, Mugiseddin Tugrul Sah ile ittifak  yapti (606/1209-10).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="font-weight: bold; font-family: arial;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Giyaseddin Keyhüsrev'in Karadeniz, Akdeniz ve  Ermeni topraklarinda kazandigi zaferler, Iznik imparatoru ile aralarinin  açilmasina sebep oldu. Laskaris'in giderek kuvvetlenmesinden endise eden Sultan,  Iznik Devleti ile hesaplasmaya mecbur oldu. Kendisine siginan Bizans imparatoru  Alexis'i yanina alan Sultan Giyaseddin Laskaris'e bir ültimatom göndererek  Iznik'i imparatorlugun esas sahibi Alexis'e teslim etmesini istedi. Bu talebin  reddedilmesinden sonra harekete geçen Sultan, Denizli-Ladik arasindaki Antiochel  sehrini muhasara ettigi sirada Laskaris'in ogullari ile karsilasti ve onlara  agir kayiplar verdirtti. Bizzat imparatorun üzerine hücum ederek onu yere  düsürdü. Ancak muhafizlarina imparatora dokunmamalarini emretti. Yere düsen  imparator ayaga kalkip sultanin atinin ayaklarini kesti. Sultan bir kulenin  devrilisi gibi yere düstü ve öldürüldü. Sultanin öldürüldügünü gören Selçuklu  ordusu dagildi ve Bizans imparatoru kuvvetleri maglub iken galip duruma yükseldi  (5 Haziran 1211).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="font-weight: bold; font-family: arial;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ibn Bibi'ye göre Sultan Giyaseddin dag gibi  atiyla merkeze hücuma geçti ve bir kiliç darbesiyle Laskaris'i yere düsürdü.  Yanindaki muhafizlar onu öldürmek istediler. Fakat sultan izin vermedi. Maglup  Bizans kuvvetleri kaçarken Türklerin bir kismi onlari takibe koyuldu. Bir kismi  da ganimet derdine düstü. Bu sirada bir Frank askeri beklenmedik bir sekilde  Sultanin üzerine atilarak onu sehid etti. Bunu haber alan Bizans ordusu geri  dönüp taarruza geçti. Türkler sultanin ölüm haberiyle sarsildilar ve firara  basladilar. Çok sayida esir ve kayip verdiler. Esirler arasinda Seyfeddin Ayaba  da vardi. Sultan Giyaseddin Keyhüsrev'in cenazesi Alasehirli müslümanlarin  yardimiyla Islâm mezarligina defnedildi. Sultani sehid eden Frenk askeri de  öldürüldü. Cenazesi Keykâvus tarafindan Konya'ya getirtilerek Kümbedhane'ye  defnedildi (14 Muharrem 608/28 Haziran 1211).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="font-weight: bold; font-family: arial;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Giyaseddin uzun boylu, kuvvetli ve cesur bir  hükümdar olup kardesi gibi iyi bir egitim görmüstü. Dindar bir hükümdardi.  Pazartesi ve Persembe günü oruç tutardi ve Divan-i Mezalim'e bizzat baskanlik  ederek sikayetleri dinlerdi. Yilda bir defa ser'î mahkemelere giderek kendisi  hakkinda sikayet varsa dinler ve ona göre hareket ederdi. Âlimleri ve kadilari  korurdu. Kardesi Gevher Hatun'un vasiyeti üzerine Kayseri'de Sifaiyye ve  Giyasiyye adiyla bir hastane ve tip fakültesi yaptirmisti (602/1205).  Danismendliler tarafindan yapilan Kayseri'deki Ulu Cami'yi de tamir ettirdi.  Yollarda zarara ugrayan tüccarin mallarini devlet hazinesinden tazmin ettirmesi  ticareti tesvik ve himaye bakimindan önemlidir. Bazi ticari vergileri kaldirmasi  da onun ticareti destekledigini göstermektedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9103200357727347387-5981156404014698840?l=sanaltarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanaltarih.blogspot.com/feeds/5981156404014698840/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9103200357727347387&amp;postID=5981156404014698840' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/5981156404014698840'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/5981156404014698840'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanaltarih.blogspot.com/2008/07/i-giyaseddin-keyhsrevin-ikinci.html' title='I. GIYASEDDİN KEYHÜSREV&apos;İN İKİNCİ HÜKÜMDARLİĞİ (1205-1211)'/><author><name>emre</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9103200357727347387.post-4350409426659597897</id><published>2008-07-12T17:54:00.000-07:00</published><updated>2008-07-12T17:58:17.093-07:00</updated><title type='text'>AYDINOĞULLARI BEYLİĞİ</title><content type='html'>&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);" align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;AYDINOĞULLARI  BEYLİĞİ&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);" align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0); text-align: center;"&gt;&lt;img src="http://www.eroncoins.com/resimler/button/aydinharita.jpg" /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;1) Aydinogullari Beyligi'nin Kurulusu&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Aydinogullari Beyligi, XIV. yüzyilin baslarinnda  Aydinoglu Mehmed Bey tarafiindan merkezi Birgi olmak üzere Büyük Menderes'den  Tire ve Ayasuluk'a (Selçuk) kadar uzanan bir bölgede kuruldu. Beyligin kurucusu  Mehmed Bey, Kütühya ve çevresinde hüküm süren Germiyanogullari Beyligi ordusunda  bir subasi (kumandan) idi. Bu sirada taht ve taç kavgalariyla zayif düsen Bizans  Imparatorlugu'nun topraklarini ele geçirmeye çalisan Anadolu Beylerinden Karesi  Bey Çanakkale taraflarini, Saruhan Bey Alasehir'in batisindan Izmir'e kadar olan  sahayi, Mentese Bey'in damadi Sasa Bey ise Tire ve Ayasuluga taraflarini fethe  baslamisti (1304). Bunlardan Sasa Bey, bölgedeki fetihleri sirasinda,  Germiyanogullari beyliginin bati seferlerini yürüten Aydinoglu Mehmet Bey'den  yardim istemisti. Böylece Aydinogullari bölgenin fethinde önemli bir rol  oynamislar, ancak çok geçmeden Sasa bey'le Aydinoglu Mehmed Bey'in arasi  açilmisti. Muhtemelen hakimiyet davasi yüzünden iliskileri bozulan bu iki beyden  Sasa Bey bölgedeki düsman güçlerle isbirligi yaparak Aydinoglu Mehmed Bey'e  karsi çikti. Yapilan savasta Aydinoglu Mehmed Bey, Sasa Bey ve kuvvetlerini  yenerek bütün Aydin ilini ele geçirdi (1308). Sasa Bey'in ölümü üzerine rakipsiz  kalan Mehmed Bey, Aydinogullari beyligini kurdu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;a- Mehmed Bey Devri (1308-1134)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Mübarezüddin (dinin kahramani) ve Sultanü'l-guzat  (gazilerin sultani) lakaplariyla taninan Gazi Mehmed Bey, Ulu Bey sifatiyla  Aydinogullari Beyligini idare etmeye basladi (1308). Çok geçmeden müslüman  Izmir'i (1317) daha sonra Ayasulug, Tire, Sultanhisari ve Bodemya'yi (Ödemis)  alan Mehmed Bey 1326'da Gavur izmir'i denilen sahil Izmir'i fethetti. BBu  tarihte Osmanlilar da Bursa'yi ele geçirmislerdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Aydinoglu Gazi Mehmed Bey, Ortaçag devletlerinin  birçogu gibi idaresi altindaki topraklari ogullari arasinda taksim ederek bese  ayirdi ve herbirine bey ünvani verdi. Büyük oglu Hizir Bey'e Ayasulug ve  Sultanhisari'ni, Umur Bey'e Izmir'i, Ibrahim Bahadir Bey'e Bodemya'yi, Süleyman  Bey'e Tire'yi veren Mehmed Bey, küçük oglu Isa Bey'i Birgi'de kendi yaninda  tuttu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Aydinogullarinin Ege sahillerine ulasmalari onlari  deniz meseleleriyle ilgilenmek mecburiyetinde birakti. Önce Ayasulug'da bulunan  tersane, Izmir'in Cenevizlilerden alinmasindan sonra burada da bir donanma  meydana getirildi. Nitekim 1319 senesinde Sakiz üzerine yapilan baskin için  Ayasulug'da ellisekiz gemiden mütesekkil bir donanma hazirlanmisti. Yine Umur  Bey babasinin sagliginda Izmir'de yapilan donanma ile Sakiz, Bozcaada, Egriboz,  Mora ve Rumeli sahillerine basarili akinlar yapti. Onun 1333 yilinda ikiyüzelli  gemiden olusan donanma ile Adalar Denizi ve Yunanistan'la yaptigi seferde bazi  adalar haraca baglanmis, pekçok yer yagma edilmistir. Aydinoglu Mehmed Bey  devrinde yapilan son sefer yine Umur Bey tarafindan Kuluri ve Mora adalari  üzerine düzenlenmistir. Maiyyetinde 170 gemilik bir donanmayla yola çikan Umur  Bey, Mora içlerine kadar girmis, pek çok esir ve ganimetlerle dönmüstür.  Babasinin daveti üzerine Birgi'ye gelen Gazi Umur Bey burada düzenlenen bir av  merasimine istirak etmis ve Aydinoglu Mehmed Bey av esnasinda suya düserek  hastalanmis, çok geçmeden ölmüstür (734/1334). Ölümünden bir yil önce ünlü  müslüman seyyah Ibn-i Battuta'yi Bozdag'daki sayfiyesinde kabul eden ve  Birgi'deki sarayina da götüren Aydinoglu Mehmed Bey ona büyük ilgi göstermistir.  Ibn-i Batuta, Sultanin huzurunda karsilastigi bir hadiseyi de söyle  nakleder:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;"Biz Sultan ile oturur iken, basinda taylasanli  amame bulunan bir pîr gelüp sultana selam verdi. Kadi ile fakih kiyam etti.  Pîr-i mezbûr sultanin pisgâhinda mastabaya (seki) oturarak, huffâz altinda  kaldi. Bu pir kimdir? deyü fakihe sordum. Tebessüm ile sükut etmesine mebni  suali tarra eyledim. Cevaben: "Bu yahudi bir tabibdir. Cümlemiz ona muhtaç  bulundugumuzdan gördügün vecihle kendisüne kiyam etdik" deyince siddetle hism u  gadaba geldim ve yahudiye "ey mel'un ibn-i mel'un sen yahudi oldugun halde  huffaz-i Kur'an'in (Kur'an hafizlarinin) üstünde nasil oturursun?" dedim.  Kendisini setm-i agâz ve ref-i avaz eyledim. Sultan taaccüb ederek sözümün  manasini sordu. Fakih tercüme ettikte yahudi gazabnâk olarak üsve-i hâl ile  çikti gitti. Avdette fakih bana "Hay Allah razi olsun ne eyü yaptin. Senden  baskasi bu suretle ona hitaba cesaret edemez ona kendüsünü bildirdin"  dedi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;XIV. asrin baslarinda Anadolu hakkinda bilgi veren  Ömer ise Mesalikü'l-ebsâr adli eserinde "Birgi memleketinin sahibinin Aydinoglu  oldugunu, altmis sehri, üçyüzden fazla kalesi ve daima silahli yetmis bin askeri  bulundugunu" yazmaktadir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Zamaninda Bizanslilarla dost ve müttefik olmaya  dikkat eden Mehmed Bey devrinde gerçeklestirilen fetihlerle Aydinogullari  Beyligi gücünü arttirdi ve kuvvetli bir devlet halinde gelismesini  sürdürdü.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;b- Umur Bey Devri (1334-1348)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bahaeddin Gazi Umur Bey, babasinin ölümünden sonra  amcalarinin ve kardeslerinin israri üzerine yirmibes yasinda iken Aydinogullari  Beyliginin basina geçti (1334). Ilk is olarak Izmir'e saldiran Venedik, Rodos ve  Kibris donanmalarindan olusan bir kuvveti geri püskürtmesi oldu. Daha sonra  Saruhan oglu Süleyman Bey'le birleserek 276 gemi ile Yunanistan ve Mora üzerine  sefer düzenleyen Gazi Umur Bey, bu seferden pek çok esir ve ganimetlerle Izmir'e  döndü (1335). Bu sirada Anadolu Selçuklu Devleti üzerine nüfuzu süren  Ilhanlilar'in hükümdari Ebu Said Bahadir Han'in ölümü (1335) üzerine diger  beylikler gibi Aydinoglu Beyligi de bagimsizligina kavustu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Umur Bey, Aydin iline yakin olan Filadelfiya  (Alasehir)'yi kusatarak teslim olmaya mecbur etti. Bunun üzerine Bizans  Imparatoru III. Andronikas, Alasehir meselesini halletmek ve Midilli adasini  isgal eden Foça valisi Dominique'i tedib etmek amaciyla istanbul'dan yola çikti.  Imparator seksen dört parça donanma ile Midilli'ye asker çikartilmasini emretti  ve kendisi de Foça'yi muhasaraya basladi (1336). Basari elde edebilmek için  Saruhan ve Aydinogullarindan yardim isteyen Imparator Andronikos, Midilli ve  Foça'yi Cenevizlilerden aldi. Bu sefer sirasinda Imparator Sakiz adasini Umur  Bey'e verdi ve o da Alasehir halkindan vergi almaktan vazgeçti. Böylece gelisen  Bizans ile Aydinogullari arasindaki dostluk iliskileri devam etti. Nitekim bir  sene sonra baslayan Arnavut isyaninin bastirilmasinda Umur Bey'in büyük yardimi  görüldü (1337). Bunun müteakip senelerde kardesi Hizir Bey ile birlikte Adalar  ve Yunanistan üzerine seferler düzenlenmistir. Daha sonra Karadeniz'e geçen Gazi  Umur Pasa Kili ve Eflak seferlerine katilmistir (1338-1340).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu sirada Bizans tahtinda degisiklik olmus, ölen  Imparator Andronikus'un yerine geçen oglu Jean'in yasi küçük oldugundan Umur  Bey'in dostu Kontakuzenos ona vasi tayin edilmisti. Ancak çok geçmeden  rakiplerinin muhalefetiyle karsilasan Kontakuzenos Dimetoka'da Imparatorlugunu  ilan ederek Umur Bey'den yardim istedi. Umur Bey, 1342 yili sonlarinda 380  gemiden olusan donanma ve yirmidokuz bin kisilik ordusu ile Trakya kiyilarinda  Meriç Nehri agzina geldi. Ancak kis mevsiminin gelmis olmasi sebebiyle daha  fazla ilerleyemeden Izmir'e dönmek zorunda kaldi. Ertesi yil tekrar Rumeli  sahillerine gelen Umur Bey, Selanik ve Trakya taraflarini yagmaladi ve kesin bir  netice alamadan geri döndü (1343-1344).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Umur Bey'in bu derece güçlenmesi ve Ege denizinde  serbest hareket etmesi Dogu Akdeniz adalarinda bulunan latinleri korkuttugundan  Papa'yi kiskirtarak bir haçli seferi düzenlenmesini istediler. Ayrica Bizans  Imparatoriçesi Anna da Papa'ya basvurarak Umur Bey maglup edilecek olursa  Ortodoks ve Latin kiliselerinin birleseceklerini vadetti. Böylece Papa  donanmasiyla, Venedik, Kibris, Cenova ve Rodos gemilerinden olusan Haçli  donanmasi Izmir'i kusattilar. Bu sirada Rumeli seferinden dönen Umur Bey, ilk  haçli kuvvetlerini yendi ise de ikinci taarruz karsisinda geri çekilmek zorunda  kaldi. 1344'de Türk donanmasi yakildi ve Latinler (Venedik, Rodos, Kibris)  Izmir'in kiyi sehrini ele geçirdiler. Müslüman Izmir'e çekilmek zorunda kalan  Umur Bey, Saruhan Bey'in tavsiyesiyle Latinlerle bir mütareke yapti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Donanmmasini kaybeden Umur Bey, deniz faaliyetini  ve dolayisiyla ticaretini de kaybetmisti. Bu durumda hem ganimet elde etmek, hem  de dostu Kantakuzen'e yardim etmek üzere kara yoluyla Saruhan ili topraklarindan  geçmek için Saruhan Bey'den izin aldi. Ayrica Saruhanoglu Süleyman ve Karesioglu  Süleyman Beylerle birlikte yirmi bin kisilik kuvvetle Çanakkale Bogazi'ndan  Rumeli tarafina geçti (1345). Burada bazi savaslar yapildi ve Istanbul üzerine  yürüdü ise de bir sonuç alinamadi. Ayrica Saruhan oglu Süleyman Bey'in hummadan  ölmesi üzerine Umur Bey müslüman Izmir'e dönmek mecburiyetinde kaldi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu sirada Papa VI. Clement hiristiyan hükümdarlari  izmir üzerine yürümeye tesvik ediyordu. Bunlardan Latin kuvvetlerinin kumandani  Viennois dükü Humbert Dauphin Izmir'e bir çikarma hareketi yaptiysa da Umur Bey  ve kardeslerinin mukavemeti sayesinde netice alamadi (1346). Humbert'in yardim  kuvveti almak için Rodos'a gitmesinden yararlanan Umur Bey'in sahil Izmir'i  tazyik etmesi ve Papa'dan beklenen yardimin gelmemesi üzerine iki taraf arasinda  baris yapildi (1347). Daha sonra Ayasuluk'taki Aydinoglu donanmasinin faaliyete  baslamasiyla Rodos sövalyelerinin ticareti aksadi. Sövalyelerin uzlasmaya  taraftar olmalari ve Izmir'i verip karsiliginda bazi imtiyazlar istemeleri  hüsn-i kabul gördü ise de diger müttefiklerin itirazlari üzerine Papa bu  antlasmayi onaylamadi. Bunun üzerine Gazi Umur Bey bütün kuvvetleriyle Izmir  üzerine saldirdi. Ancak askerini cesaretlendirmek için ön saflarda savasirken  sehit düstü (1348). Kabri Birgi'deki Aydinogullari türbesindedir. Onsekiz  yasindan itibaren yirmi bir sene içinde yirmi alti gazaya istirak eden ve  otuzdokuz yasinda hayata gözlerini yuman Gazi Umur Pasa'nin bu akibeti ordu  arasinda büyük sarsintilar dogurmus, hatta kusatma kaldirilmisti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Izmir kusatmasi sirasinda Umur Bey'in sehadeti  üzerine Ayasulug emiri bulunan büyük kardesi Hizir Bey, Aydinogullari Beyligi'ne  Ulubey, yani hükümdar oldu. Ancak Umur Bey'in gayret ve mukavemeti bu devirde  görülmedi. Bu sebeple Hizir Bey, Latinlerle çok agir sartlar tasiyan bir  antlasma imzalamak zorunda kaldi (18 Agustos 1348). Bu anlasmaya göre; Aydin ili  iskelelerinde alinan gümrük vergisinin yarisi Latinlere birakiliyordu.  Aydinogullari deniz kuvvetleri silahtan tecrid ediliyor ve gemiler karaya  çekiliyordu. Hiristiyan gemilerinin Aydin beyligi iskelelerine serbestçe  girip-çikabilmelerine izin verildigi gibi kazaya ugrayan gemilerin  kurtarilmasini emrediyordu. Aydinogullari, beyligi idaresinde yasayan hiristiyan  ahalisine iyi muamele edecekler, buna karsilik hiristiyanlar da Türklere hiçbir  zarar vermeyeceklerdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Müttefik devletler Aydinogullari Beyligi nezdinde  kaza hakkini haiz bir konsoloslar bulunduracaklardi. Bu konsoloslarin görevi,  müttefik hiristtiyan tab'a ile müslümanlar arasinda çikacak anlasmazliklari  mahalli beye danisarak halledeceklerdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Aydinogullari, müttefiklerinin dostuna dost,  düsmanina düsman olacaklardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Aydin beyi Hizir bey ile Venedik Cumhuriyeti,  Kibris Kralligi ve Rodos sövalyeleri reisi arasinda imzalanan ve Papa'nin  tasdikinden geçen bu antlasmanin asli bir giris ve yirmi maddeden  olusmaktadir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu anlasma Aydinogullarinin denizlerdeki  faaliyetlerini durdurmus ve beyligin giderek gücünü kaybetmesine sebep olmustur.  Ayrica 1351 yilinda ayni sartlari havi bir antlasma da Cenevizliler'le  imzalanmis ve bu imtiyazlar iki rakip olan Venedikliler'le Cenevizliler'in bölge  ticaretini de ele geçirmelerini saglamistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;XIV. yüzyilda kapitilasyon mahiyetini tasiyan bu  antlasmalari imzalayan Latinler, Dogu ticaretine ne derece önem verdiklerini  göstermis oluyorlardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Hizir Bey devrinde meydana gelen olaylar hakkinda  kesin bilgi bulunmamaktadir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0); text-align: center;"&gt;&lt;img style="width: 558px; height: 416px;" src="http://www.resimmax.com/data/media/116/izmir3.jpg" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;2- Aydinogullari Beyliginin Osmanli Idaresine  Girmesi&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;a-Isa Bey Devri (1360-1390)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Aydinoglu Mehmed Bey'in Bodemya (Ödemis) emiri  yaptigi Ibrahim Bahadir Bey, Umur Bey'den önce; Tire emiri Süleymansah'da  1349'da vefat etmisti. Böylece Mehmed Bey'in besinci ve en küçük oglu olan ve  Fahreddin lakabiyla da bilinen Isa Bey, Hizir Bey'den sonra Aydinogullari  hükümdari oldu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Isa Bey devrindeki olaylar tam olarak  bilinmemektedir. Bunun sebebi büyük ölçüde zikre deger önemli olaylar  olmamasindandir. 1371'de Venedik ile daha önce imzalanan antlasma yenilendi. Bu  dönemde Rumeli ve Anadolu'da topraklarini genisleten Osmanlilarla olan  iliskilerinde dostane oldugu anlasmaktadir. Nitekim I. Murad'in ogullarindan  Yakup ve Bayezid Çelebilerin sünnet merasimlerine diger beyliklerin yanisira  Aydinogullari Beyliginin temsilcileri de istirak etmistir. Yine Bayezid  Çelebi'nin Bursa'da yapilan evlenme dügününe hediye yollayan beyler arasinda  Aydin Beyi'nin de adi geçmektedir. Ayrica Osmanli Devleti ile Aydinogullari  arasinda askeri bakimindan da yardimlasildigi görülmektedir. Deniz hakimiyeti  ellerinden çikan, dolayisiyla gaza, cihad ve ganimet yolu kapanan kiyi  beylikleri Osmanlilar'in Rumeli fetihlerine katildilar. Nitekim Murad  Hüdavendigâr'in Kosova muharebesine (1389) gittigi zaman Anadolu beylerinden  sagladigi yardim kuvvetleri arasinda Isa Bey'in kuvvetleri de bulunuyordu. I.  Murad'in savas alaninda sehit olmasi üzerine Osmanli tahtina geçen Yildirim  Bayezid, kardesi Yakup Bey'i katledince Anadolu'daki beyliklerin muhalefetiyle  karsilasti. Özellikle Karamanogullarinin tesvikiyle gelisen düsman grup arasinda  Aydinogullari Beyligi de vardi. Yildirim Bayezid Rumeli'de düzeni sagladiktan  sonra Bursa'ya geldi ve hazirliklarini tamamlayarak Alasehir üzerine gitti.  Aydinogullari himayesinde bir Rum sehri olan Alasehir 1390'da Osmanli idaresine  girdi ve bunun üzerine Aydinoglu Isa Bey bagliligini bildirdi. Böylece  Aydinoglu'na ait topraklar Osmanlilara geçerek hutbe ve sikke Bayezid adina  kabul edildi (1390). Isa Bey Beyligi'nin merkezini Ayasulug'tan Tire'ye tasidi.  Nitekim Yildirim Bayezid'in Venedik elçisi Franciscus Quirino ile imzaladigi 21  Mayis 1390 tarihli ticaret antlasmasindan Ayasulug ve Balat'in Osmanli  hakimiyetinde oldugu görülmektedir. Yildirim Bayezid, ayrica Isa Bey'in kizi  Hafsa Hatun ile evlenerek iki taraf arasinda akrabalik baginin kurulmasini  sagladi. Aydinoglu Isa Bey'in ne zaman öldügü kesin olarak bilinmemekle beraber,  Ankara savasindan önce öldügü anlasilmaktadir. Kabri, Birgi'de babasinin  türbesindedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Aydinogullari Beyligi'nin Yeniden  Canlanmasi:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;a- Timur ve Aydin Beyligi&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ankara Savasi'ni kazanarak Anadolu'daki Osmanli  hakimiyetine büyük bir darbe indiren Timur, kendisine siginan diger beyleri  kendi topraklarinin basina gönderdiginde Aydinogullari da eski bölgelerinde  yeniden hakimiyeti ele geçirdiler. Böylece Aydin ilinin Yildirim Bayezid  taraffindan Osmanli mülküne katilmasindan Ankara Savasi sonrasindaki serbest  kalisina kadar (1390-1402) geçen zaman zarfi içinde 12 sene Aydinogullari  Beyligi için saltanat fasilasi olarak kabul edilmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Timur tarafindan ülkeleri kendilerine geri verilen  eski hanedanlar arasinda Isa Bey'in oglu Musa Bey ile II. Umur Bey de  bulunuyordu. Musa Bey'in çok geçmeden ölmesi (1403) üzerine Umur Bey beyligin  idaresini ele aldi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;b- II.Umur Bey Devri (1403-1405)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;II.Umur Bey devri, kardesogullari arasindaki beylik  mücadelesiyle geçti. Umur Bey'in Ayasuluk'ta bulundugu dönemde, amcasinin oglu  Cüneyd Bey de Izmir Bey'i idi. Umur Bey'den hakimiyeti almak isteyen Cüneyd Bey  Ayasuluk üzerine hareket etti. Umur Bey'in sehri terketmesi üzerine burasi  Cüneyd Bey'in eline geçti. Ayrica Cüneyd Bey, Osmanli Devleti'nin Fetret  Devrinde Rumeli'ye hükmeden Süleyman Çelebi'ye baglilik ve dostluk haberlerini  göndererek yardim istedi. Sülayman Çelebi'den para yardimi gören Cüneyd Bey çok  geçmeden Ayasuluk'a sahip oldu. Bundan iki sene sonra Umur Bey, akrabasi olan  Mentese Beyi Ilyas Bey'den yardim istedi. Ilyas Bey, bütün kuvvetlerini  toplayarak Umur Bey'le birlikte Ayasuluk'u kusatti. Bu sirada Cüneyd Bey  Izmir'de bulunuyordu ve Ayasuluk''un idaresi de kardesi Karasubasi Hasan'in  elinde idi. Sehir uzun süre kusatmaya dayanamadi ve Ilyas Bey'in sehri atese  vermesi üzerine teslim oldular. Böylece Umur Bey, yeniden topraklarina sahip  oldu. Ancak çok geçmeden Cüneyd Bey Ayasuluk'u muhasara etti. Nihayet iki taraf  arasinda anlasma saglandi ve Cüneyd Bey Umur Bey'in kiziyla evlenerek bilfiil  ülkenin idaresini ele aldi. Bundan sonra Osmanlilarla baslatilan dostluktan  vazgeçildi. Böylece Cüneyd ve Umur Beyler birlikte hareket ederek Salihli ve Nif  taraflarini topraklarina katti. Bu sirada Umur Bey vefat ettii ve babsinin  Birgi'deki türbesine gömüldü (1405). Cüneyd Bey ise, bu suretle Aydinogullari  Beyliginin tek hakimi oldu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;c- Cüneyd Bey Devri&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ibrahim Bahadir Bey'in oglu olan Cüneyd Bey  Ayasuluk'a yerlestirten sonra Yildirim Bayezid-Timur mücadelesi neticesinde  Osmanogullari arasinda basgösteren taht kavgalari sirasinda Aydin-Ili'ndeki  mevkiini saglamlastirmak için bazi mücadelelere giristi. Nitekim, Mehmed Çelebi  ile mücadele eden Isa Çelebi Cüneyd Bey'e sigindi. Cüneyd Bey, Menteese ve  Saruhan Beylerin de yardimini saglayarak Isa Çelebi'yi müdafaa etmeye çalismissa  da Çelebi Mehmed'in galip gelmesi üzerine Cüneyd Bey onun hakimiyetini tanimak  zorunda kaldi. Böylece beyliginin basinda kalabilen Cüneyd Bey, daha sonra  Süleyman Çelebi ile çatisti. Süleyman Çelebi, Çelebi Mehmed'in Bati Anadolu'da  harekat düzenlemesi üzerine Edirne'den Aydin-Ili taraflarina geldi. Cüneyd Bey,  Karaman ve Germiyanogullarinin destegini alarak Süleyman Çelebi'ye sigindid ve  onunla birlikte Rumeli'ye geçti. Burada Ohri valiligine tayin edilen Cüneyd Bey,  Süleyman Çelebi'nin Musa Çelebi tarafindan bertaraf edilmesi üzerine tekrar  Aydin bölgesine gelerek Ayasuluk'u ve beyligini yeniden ele geçirdi. Çelebi  Mehmed Musa Çelebi'yi yenip (1413) Osmanli ülkesinde birligi sagladiktan sonra  Bergama'ya geldi ve Cüneyd Bey üzerine yürüdü. Kiyma, Kayacik ve Nif kalelerini  alarak Izmir'i kusatti. Çelebi Mehmed ile savasmayi göze alamayan Cüneyd Bey,  bagliligini bildirerek Izmir'i teslim etti (1415). Buna karsilik Cüneyd Bey,  Nigbolu sancakbeyligine tayin edildii.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bir müddet sonra Eflak'ta ortaya çikan ve Yildirim  Bayezid'in oglu oldugunu iddia eden Düzmece Mustafa'ya katildi ve onunla  isbirligi yapti (1419).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Çelebi Mehmed, her ikisini de takip ettiginden  Selanik'e kaçtilar. Bu dönemde Selanik Bizans'a tabi idi. Çelebi Mehmed'in  istegi üzerine Bizans Imparatoru Düzmece Mustafa'yi Limni adasinda, Cüneyd Bey'i  de Istanbul'da bir manastira hapsetti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;II. Murad zamaninda, Bizans Imparatoru her ikisini  de serbest birakarak Osmanli Devletine karsi çikardi. Ancak II. Murad'in Cüneyd  Bey'e Aydin-Ili'ni vadetmesiyle mesele halledildi (1422). Böylece tekrar  ülkesine dönen Cüneyd Bey, Izmir halki tarafindan çok iyi karsilandi. Daha sonra  Ayasuluk üzerine giderek burasini aldi. Böylece çok geçmeden evvelce sahip  oldugu topraklara yeniden sahip oldu. Ancak burada rahat durmayan ve etrafina  müttefikler toplamaya çalisan Cüneyd Bey'in bu hareketleri II. Murad'in sefer  düzenlemesine sebep oldu (1424). Osmanli ordusu Cüneyd Bey'in oglu Kurt Hasan'i  Akhisar'da yendi ve Cüneyd Bey Sisam adasinin karsisindaki Ipsili kalesine  sigindi. Uzun bir kusatmadan sonra Cüneyd Bey teslim oldu ve ailesiyle birlikte  idam edildi (1426). Böylece Aydinogullari Beyligi son buldugu gibi, Aydin-Ili  bölgesi de Osmanli idaresine girmis oldu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; text-align: center;"&gt;&lt;img src="http://www.barbaros.biz/index_dosyalar/OSMANLI_DENIZCILIK_10.jpg" /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0); text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sosyal ve Ekonomik Hayat&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;XIV. yüzyilin baslarinda kurulan ve Umur Bey  zamaninda gücünü arttiran Aydinogullari Beyligi'nin tarihi gelismesinde büyük  rolü olan denizciligin ekonomik hayatin gerçeklesmesinde de önemli rol oynadigi  görülmekttedir. Güçlü bir donanmaya sahip olan Umur Bey, zaman zaman Ege  Denizi'ndeki adalari akinlarda bulunarak onlari kendisine bagliyordu. Nitekim,  Bozcaada, Sakiz adasi, Semadirek, Yunanistan kiyilari ve Mora'ya düzenledigi  seferler sonucunda pek çok ganimet ve esir elde etmisti. Böylece oldukça zengin  bir duruma geldigi anlasilan Aydinogullarinin, daha kurucusu Mehmed Bey  zamaninda sahip oldugu varlik sayesinde Ibn-i Batuta tarafindan da methedildi.  Bu seyyah Aydinoglu Mehmed Bey'in Bozdag'daki sayfiyesini ve Birgi'deki sarayini  gezmisti. Sarayin birçok merdivenlerden çikilan salonunun ortasindaki havuz ve  sarayin sahip oldugu konfor hakkindaki bilgiler, Aydinogullarinin zenginligi ve  hayat seviyelerinin yüksekligi hakkinda bir fikir vermektedir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Söhreti her tarafa yayilan Gazi Umur Bey, basarili  seferleri yaninda Bati ile ticarî iliskilerini gelistirmis ve ona ait jilyati  (Gifliati) tarzindaki paralar her iki tarafin alisverisini kolaylastirmada  önemli rol oynamistir. Umur Bey devri, deniz asiri fetihlerle elde edilen  ganimetlerin getirdigi zenginlik yüzünden Aydinogullari Beeyligi'nin ekonomi,  askerlik, siyaset ve fikir alanlarinda önemli gelismelerinin saglandigi Yükselme  devri olarak kabul edilir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Umur Bey devrinde pek çok sosyal muhtevali tesisler  kuruldugu Osmanli tahrir defterlerinden anlasilmaktadir. Umur Bey bölge  topraklarinin düzenli tahrirlerini yaptirmis, arazi ve mülk sahiplerine beratlar  vermisti. Kendisi ise Birgi, Keles ve Alasehir'de cami, mescid ve medrese gibi  birçok vakiflar kurmus, kizlari da cami, dârü'l-huffâz, çesme ve su kemeri gibi  hayir isleri yaptirmislardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Aydinogullari, Aydin ilinin bütün iskelelerinde  ticari kontrolü ellerinde bulunduruyorlar ve gümrük resmi aliyorlardi. Bölgede  ticari vekalet halinde bulunan Venedik ve Ceneviz, Aydinogullari Beyligi'nin  gücünü kaybettigi Hizir Çelebi zamaninda imzaladiklari antlasmalarla pek çok  haklar elde ettiler. Kapitilasyon mahiyetini tasiyan bu antlasmalarin beyligin  ekonomik hayatini menfi olarak etkiledigi görüldü.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bölgede ticaretin oldukça faal oldugu, Menderes  nehri üzerinden yapilan nakliyeden anlasilmaktadir. Nitekim Menderes üzerinde  isleyen gemi ve sandallarla ipek, ipekli kumaslar, zahire, susam, balmumu,  meyankökü, palamut, islenmis deri, hali gibi maddeler dis memleketlere  tasiniyordu. Ayasuluk'ta bulunan Italya tüccarlarin antrepolari önemli bir  merkez görevi yapiyordu. Bati Anadolu kiyilarindan adalara, Avrupa'ya ve Misir'a  ihraç edilen mallara karsilik kumas, seker, kalay, kursun gibi maddeler ithal  ediliyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Aydinogullari Latinlerle yaptiklari ticaret  münasebetiyle Jilyati (Gigliati) sikkeleri kullandiklari gibi Islamî sikkeleri  de kullanmislardi. Bundan baska islamî geleneklere uygun olarak I.Umur Bey'in  bakir sikkesi, Isa, Musa ve Cüneyd Beylerin gümüs sikkeleri bulundugu  görülmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0); text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;5- Ordu ve Donanma&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bir kiyi beyligi olan Aydinogullari Beyliginde kara  ordusu yaninda güçlü bir donanma bulunuyordu. Kara ordusu, Anadolu  Selçuklularindaki ve diger beyliklerdeki teskilâta sahipti. Kumandanlarina  subasi deniliyordu. Harp silâhi olarak ok ve yay, kiliç, kargi, balta, nacak,  kalkan, çevsen, kale delmek için makkab, kaleye tas ve gülle atmak için mancinik  ve kaleye girmek için merdiven kullanilirdi. Aydinogullari Beyligi'nin XIV.  yüzyilin ilk yarisinda ordu mevcudu yetmis bin civarinda idi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Aydinogullarinin Ege sahillerine ulasmalari onlari  güçlü bir donanmaya sahip olmaya mecbur etti. Ayasuluk ve Izmir tersanelerinde  insa edilen donanma ile Karadeniz'e kadar çikmis ve Eflâk üzerine sefer  düzenlenmisti. Umur Bey'in 1333 yilinda Yunanistan'a yaptigi seferde ise 300  geminin bulunmasi denizciligin ne derece gelistigini göstermektedir. Aydinoglu  Umur Bey'in Adalar'a Mora'ya, Rumeli'ye ve Karadeniz'e düzenledigi deniz  seferleri Bizanslilari son derece ürkütmüstü.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Aydinogullari Beyligi donanmasinda kadirga esas  harp gemisi çesidini teskil ediyordu. Umur Bey, Izmir'in fethinden sonra  yaptirdigi büyük bir kadirgaya "Gazi" adini vermisti. Bu kadirgada yesil renkli  bir bayrak vardi. Donanmada savasçi olarak arab denilen yaya sinif  bulunuyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bati Anadolu'da kurulan Beylikler arasinda  denizciligini en ileri götüren hiç süphesiz Aydinogullari Beyligi olmustur.  Aydinogullari Denizciliginin yildizi Umur Bey'le birlikte parlamis ve yine  onunla birlikte sönmüstür.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0); text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İlmî ve Kültürel Faaliyetler&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Aydinogullari Beyleri ilim adamlarina yüksek itibar  göstermisler ve o devirdeki fikir hareketlerinin gelismesine yardimci  olmuslardir. Aydinoglu Mehmed Bey, bizzat kendisi ilimle mesgul olmus ve o  devrin ünlü alimi IbnGi Melek'ten ders almistir. Yaptirdigi cami ve medresesine  pek çok kitap vakfetmistir. Ibn-i Battuta, Mehmed Bey'i ziyaret ettiginde,  sultanin ilim adamlarina gösterdigi itibari bizzat görmüstür.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Aydinoglu Mehmed Bey adina bazi kitaplar tercüme ve  ona ithaf edilmistir. Bunlardan Sa'lebi'nin (Ö1.427/1036) Arâisü'l-Mecâlis adli  arapça peygamberler tarihi, Kisas-i Enbiya adiyla tercüme edilmistir. Ayni zat  yine Mehmed Bey adina farsça olan Tezkire-i Evliya'yi tercüme etmistir. Ancak bu  eserlerini kimin tercüme ettigi tesbit edilememistir. Umur Bey adina da bazi  eserler tercüme edilmistir. Mesud b. Ahmed'in Kelile ve Dimne, Süheyl ü Nevbahar  adli bu seerler Umur Bey'in emriyle Türkçeye çevrildi. Yine Ibn-i Baytar'in  Camiu Müfredâtü'l-edviye ve'l-agdiye adli eseri Umur Bey'in emriyle tercüme  edildi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Aydinoglu Isa Bey de kendi alim oldugu gibi  alimleri de himaye etmistir. Onun adina Haci Pasa (Hizir b.Ali) adli ünlü tabib  Sifâü'l-eskâm ve Devâü'l-âlâm adiyla Arapça bir tip kitabi telif etmis, Kadi  Beyzavi'nin Tavalî adli eserine yine serh yazmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Isa Bey adina Yusuf b. Muhammed adli bir zat  tarafindan Kesfu'l-esrâr alâ lisani't-tuyûr ve'l-esrâr adli eser Arapçadan  farsçaya tercüme edilmistir. Yine Yakup b. Mehmed bir Husrev ü Sirin tercümesini  Isa Bey'e ithaf etmistir. Aydinoglu Isa Bey'in ilim ehline gösterdigi iyi  muamele ve himayenin bir baska örnegi müslüman olmadigi halde Bizans'tan kaçarak  kendisine siginan ünlü Bizans Tarihçisi Dukas'in alim olan büyük babasina  gösterdigi lütüfkâr davranislardir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Aydinogullari devrinde kaleme alinan eserler  konusunda tesbit edilebilenler dahi beyligin ilim ve kültür alaninda kaydettigi  gelismeyi göstermeye yetmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0); text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;7-İmar Faaliyetleri:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Aydinogullari Beyligi'nin yerlesim merkezlerinden  olan Birgi, Tire ve Ayasuluk (Selçuk)'ta bugüne intikal eden mimari eserler  bulunmaktadir. Bunlardan Birgi'de Mehmed Bey'in Ulu Cami medrese (712/1312)  türbesi (734/1334), Tire'de Aydinoglu Süleyman Sah Türbesi (750/1349), Alihan  Medresesi (755/1354) Ibn-i Melek medresesi, Debbaghane Mescidi, Aydinoglu Isa  Bey Çesmesi, Ayasuluk'ta Aydinoglu Isa Camii (776/1375) en önemlileridir.  Bunlardan baska Ayasuluk'taki Gazi Umur Bey'in kizi Azize Hatun imareti ile  Izmir'de Cüneyd Bey imareti bulunmaktadir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu eserlerden özellikle Ayasuluk'taki Isa Bey Camii  pek kiymetli mimari eserlerden olup mermer isletmeciliginin ve agaç  oymaciliginin saheseri sayilmaktadir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9103200357727347387-4350409426659597897?l=sanaltarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanaltarih.blogspot.com/feeds/4350409426659597897/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9103200357727347387&amp;postID=4350409426659597897' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/4350409426659597897'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/4350409426659597897'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanaltarih.blogspot.com/2008/07/aydinoullari-beylii.html' title='AYDINOĞULLARI BEYLİĞİ'/><author><name>emre</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9103200357727347387.post-4852883840012980707</id><published>2008-07-12T17:51:00.000-07:00</published><updated>2008-07-12T17:54:06.236-07:00</updated><title type='text'>Alaiye Beyliği</title><content type='html'>&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;" align="center"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#0000a0;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Alaiye Beyliği&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;" align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#0000a0;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;" align="center"&gt;&lt;img src="http://www.alanyacity.com/TR/tarih_files/Tarih4.gif" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;" align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#0000a0;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ortaçag'da, Anadolu'nun Akdeniz kiyilarinda önemli  liman kentlerinden birisi olan Alâiye (bugünkü Alanya)'de Karamanogullari'na  bagli olarak kurulan bir beyliktir. Frank ve Bizans kaynaklarinda Kalanoros  (Kandalar) ismiyle geçen Alâiye(Alanya) Anadolu Selçuklu Sultani I. Alâaddin  Keykubad tarafindan 1223 yilinda fethedilmis ve sultanin adina izafeten bu adla  anilmistir. Sultan Alâaddin Keykubad ilk Selçuklu tersanesini bu kentte kurmus  ve bugün bile bütün görkemiyle ayakta duran surlarini yaptirmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;1- Alâiye Beyligi'nin Kurulusu&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;a) Mecdüddin Mahmud (1293-?)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Alâiye, Türkiye Selçuklu Devleti'nin son yillarinda  Karamanogullari'ndan Mecdüddin Mahmud Bey tarafindan ele geçirildi (1293). Bu  tarihten sonra Alâiye ve çevresinde Karamanogullari'na bagli beyler hüküm sürdü  Mecdüddin Mahmud Bey, Alâiye'nin fethinde büyük yardimlarini gördügü Memlûk  Sultani Melikü'l-Esref Selahattin Halil'e tabiiyetini arzetmis ve hutbeyi onun  adina okutmustur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kibris Krali II. Henri, Alâiye'nin  Karamanogullari'nin eline geçmesinden faydalanarak ayni yil içerisinde Alâiye  üzerine yürüdü. Ancak Kibris sövalyelerinin bu saldirisi siddetli bir savunma  sonucunda neticesiz kaldi. Böylece bu tarihten itibaren Alâiye ve çevresine  Karamanogullari'na bagli beyler hakim oldu. Alâiye beyleri burada önce  Karamanogullari'nin bir kolu olarak, daha sonra da Memlûklu Devleti'nin  hakimiyeti altina girerek hüküm sürdüler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;b) Yusuf (1330-1337)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Alâiye Beyligi'ni kuran Mecdüddin Mahmud Bey'in  hangi tarihte vefat ettigi ve yerine kimin geçtigi bilinmemektedir. Ancak  kaynaklarin ifadesinden 1330-1337 yillari arasinda beyligin basinda Yusuf Bey'in  bulundugu anlasilmaktadir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Alâiye Beyligi'nin kurucularinin Selçuklu  sultaninin kizinin ogullarindan geldigi seklindeki rivayet ise henüz ispat  edilememistir. 1333 yilinda Alâiye'ye gelen Seyyah Ibn Battuta, burasinin  Türkmenler ile meskûn oldugunu, ayrica Misir ve Suriyeli tüccarlarin bulundugunu  belirtmektedir. Ibn Battuta bu kentin Karamanogullari'ndan Yusuf Bey tarafindan  yönetildigini de söylemistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;c) Semseddin Mahmud (1337-1352)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Alâiye Beyligi Yusuf Bey'den sonra Mecdüddin Mahmud  Bey-zâde Bedreddin Bey'in oglu Semseddin Mehmed Bey'in idaresine geçti.  Semseddin Bey'in 1352 yilinda ölümünden sonra ise Alâiye Beyligi'nin basina  Yusuf Bey'in oglu Alâaddin Bey getirildi. Alâaddin Bey 12 yil kadar beylik  yaptiktan sonra 1364 yilinda vefat etti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;d) Hüsameddin Mahmud&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Alâaddin Bey'in ölümünden sonra yerine Hüsameddin  Mahmud Bey geçti. Hüsameddin Mahmud Bey hakkinda fazla bilgimiz yoktur. Ancak  onun, Alâiye'nin en eski hükûmet merkezi olan Oba'nin Gülefsan mahallesinde bir  cami yaptirdigi bilinmektedir. Cami harap bir halde olmasina ragmen kitabeleri  günümüze kadar saglam kalmistir. Bu kitabeden Mahmud Bey'in 1373 yilinda hayatta  ve Alâiye beyliginin basinda bulundugu anlasilmaktadir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Alâiye ve çevresinde Karamanogullari hakimiyeti  XIV. yüzyilin ikinci yarisinda da devam etti. Nitekim 1366 yilinda Kibris Krali  Pierre, Alâiye'yi zabta tesebbüs etti ise de, Karamanogullari'nin yardima  gelmesi üzerine sehir Türkler elinde kaldi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;e) Savci&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Hüsameddin Mahmud Bey'in ölüm tarihi kesin olarak  belli degildir. Oba'da babasinin türbesinde gömülü oldugu bilinmektedir. Onun  ölümünden sonra Alâiye Beyligi'nin basina Semseddin-oglu Savci Bey geçti. Savci  Bey döneminde Saruhan, Aydin, Mentese, Germiyan ve Karaman beylikleri Osmanli  Sultani Bayezid tarafindan birer birer ele geçirildikleri halde Alâiye Beyligi  müstakil olarak idare ediliyordu. Savci Bey tahminen 1423 yili civarinda vefat  etti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; text-align: center;"&gt;&lt;img src="http://tugra.files.wordpress.com/2007/08/abeylikler.jpg" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;f) Karaman&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Savci Bey'in vefatindan sonra yerine oglu Karaman  Bey tahta geçti. Karaman b. Savci, Alâiye beyi olur olmaz Osmanli tehlikesine  karsi kaleyi saglam bir sekilde tamir ve tahkim ettirdi. Bunun yaninda Osmanli  tehlikesinin sehirde hissedilmeye baslamasindan sonra Misir Memlûklu Devleti ile  de siki bir isbirligine girdi. Hatta Karaman Bey, Alâiye'yi 5000 dinar  karsiliginda Memlûklular'a satti (1426). Böylece bu tarihten sonra Alâiye  Beyligi Memlûklu devletinin nüfûzu altina girmis oldu. Ancak sehir, yine bu  devlete tabi olarak Karaman beyi ve ogullari tarafindan bir valilik seklinde  idare olunmaya devam edildi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Memlûklu sultaninin 1440 yilinda Rodos'a karsi  yaptigi seferde Misir donanmasi Alâiye limanina gelmis ve buradan Alâiye  emirinin verdigi iki kadirga ile birlikte Rodos kusatilmis, ancak bir basari  elde edilememistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Karaman Bey, Alâiye'yi Misir'a sattigi için eski  hamileri Karamanlilar tarafindan devamli olarak baski altinda tutuluyordu.  Karamanoglu Ibrahim Bey'in bu tehditlerine karsi Memlûklular'dan gerekli yardimi  alamayan Savci b. Karaman, Osmanli Sultani II. Murad'la anlasarak Karamanoglu  Ibrahim Bey'e karsi kendisine güçlü bir müttefik buldu. Ancak bu sirada Karaman  Bey, Karamanoglu Ibrahim Bey'in tesvik ve hilesi ile kardesi Lütfi Bey  tarafindan öldürüldü&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 153);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;g) Lütfi&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Daha önce de belirttigimiz gibi Karamanogullari'nin  tesviki ile agabeyini öldüren Lütfi (veya Latif) Bey bu suretle Alâiyye  beyligini sürdürdü. Ancak Karaman Bey devrinde oldugu gibi, Lütfi Bey döneminde  de beylik üzerindeki Karaman baskisi devam ediyordu. Iste bu sebeple Lütfi Bey  de Osmanlilar'a yaklasmak zorunda kalmis, hatta bu amaçla kiz kardesini de  vezir-i azam Rum Mehmed Pasa'ya vermistir. Karaman-oglu Ibrahim Bey, II.  Murad'in vefatindan sonra, genç padisah II. Mehmed'in gençliginden cesaret  alarak Osmanlilar aleyhine diger beyliklerle ittifak etmeye basladi. Bu sirada  Osmanlilar'in müttefiki olan Alâiye Beyligi üzerine de yürüdü. Ancak Sultan II.  Mehmed'in derhal Anadolu'ya girmesi üzerine Karamanoglu Ibrahim Bey baris yapmak  ve Alâiye'den çekilmek zorunda kaldi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Lütfi Bey'in beyligi çok kisa sürdü. O, 1455  tarihinde vefat etti. Yerine oglu Kiliç Arslan geçti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;h) Kiliç Arslan&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Lütfi Bey'in yerine geçen Kiliç Arslan'in Lütfi  Bey'in kardesi Ali Bey'in oglu oldugu da söylenmektedir. Kiliç Arslan beyligini  devam ettirebilmek için komsulari ile birçok antlasmalar yapti. O, tehlikenin  geldigi yöne göre siyasetini degistiriyordu. Kibris krali ile karsilikli bir  saldirmazlik ve emniyet antlasmasi imzalamisti Kiliç Arslan, Osmanlilarin  Karamanli ülkesini ele geçirmesiyle Karaman tehlikesinden kurtuldu ise de bu kez  de Osmanlilar ile karsi karsiya geldi. Nitekim Fatih Sultan Mehmed çok geçmeden  Rum Mehmed Pasa'yi Alâiye'nin fethi için görevlendirdi. Ancak Rum Mehmed  Pasa'nin, Alâiye beyinin kizkardesi ile evli olmasi dolayisiyla bu kalenin  fethine pek önem vermedigi anlasilmaktadir. Bunun üzerine Fatih, Gedik Ahmed  Pasa'yi güçlü bir ordunun basinda Karaman illerinin kesin olarak Osmanli  devletine baglanmasi ve Alâiye'nin fethi için görevlendirdi. Güçlü bir donanma  ile de desteklenen Gedik Ahmet Pasa Alâiye ve çevresini fethetti  (1471).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Alâiye ve çevresi bu tarihten sonra kesin olarak  Osmanli hakimiyeti altina girdi ve burasi bir sancak olarak idare edildi.  Alâiye'nin fethedilmesinden sonra Kiliç Arslan ve ailesine önce Gümülcine ve  çevresi tîmâr olarak verilmis, ancak Kiliç Arslan tekrar beyligini ele geçirmek  düsüncesiyle buradan Misir'a kaçmis, daha sonra da Akkoyunlu hükümdari Uzun  Hasan'in yanina giderken yolda vefat etmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Görüldügü gibi, Karamanogullari Beyligi'nin bir  kolu olarak kurulan Alâiye Beyligi, önce Karamanlilar'a ve daha sonra da  sirasiyla Misir Memlûklu Devleti ile Osmanlilar'a tâbi olarak varligini  sürdürmüstür.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Alâiye sehri, beylikler döneminde Antalya'dan sonra  bölgenin en islek pazar yeri durumundaydi. Alâiye'de gemi yapan tezgâhlar  mevcuttu. Alâiye limanindan Misir, Kibris, Rodos ve diger devletlerle ticaret  yapilmaktaydi. Buradan bilhassa kereste ihracati yapilirdi. 1403 yilinda  Alâiye'ye ugrayan seyyah Busiko, Alâiye'nin çok zengin, halkin mali ve ticarî  durumunun çok iyi oldugunu ve sehirdeki magazalarin her çesit esya ile dolu  durumda bulundugunu söylemektedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9103200357727347387-4852883840012980707?l=sanaltarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanaltarih.blogspot.com/feeds/4852883840012980707/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9103200357727347387&amp;postID=4852883840012980707' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/4852883840012980707'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/4852883840012980707'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanaltarih.blogspot.com/2008/07/alaiye-beylii.html' title='Alaiye Beyliği'/><author><name>emre</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9103200357727347387.post-7050998988733608322</id><published>2008-07-08T18:12:00.000-07:00</published><updated>2008-07-08T18:17:54.230-07:00</updated><title type='text'>Anadolu Selçuklu'larda Kültür ve Teskilat</title><content type='html'>&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);" align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Anadolu Selçuklu'larda Kültür  ve Teskilat&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;hr style="font-family: trebuchet ms; height: 3px; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;HAKIMIYET ALÂMETLERI&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;a. Baskent:&lt;/span&gt; Sultan, sarayinin, hükümet ve adliye  teskilâtinin bulundugu bir merkeze sahip olmalidir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;b. Saray:&lt;/span&gt; Çok eski dönemlerden beri bütün Türk  devletlerinde saray hakimiyet alâmeti olarak kabul edilmistir. Selçuklu  sultanlarinin Kayseri, Konya, Aksaray, Tokat, Antalya ve Sivas'ta saraylari  vardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;c. Taht:&lt;/span&gt; Bazan serir kelimesiyle de ifade edilen  taht-i saltanat, serir-i saltanat ve taht-i Süleymanî de denilen taht  hükümdarlik sembollerindendi. Sultan I. Mesud ölümünden kisa bir süre önce oglu  II. Kiliç Arslan'i Sultan ilân etti, diger ogullarini da melik unvaniyla baska  vilayetlere tayin etti. Sultan Mesud bütün devlet erkâninin da katildigi törende  tahttan inerek oglunu çikardi ve basina taç koydu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;d. Sancak ve bayrak:&lt;/span&gt; Saltan I. Alaeddin Keykubad'in  sari renkte bayragi vardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;e. Nevbet: &lt;/span&gt;Resmi bando takiminin saray veya  hükümdarin çadiri önünde günde üç veya bes vakit konser vermesidir. Nevbet  takimi seferde sultana refakat ederdi. Aksarayî II. Süleyman Sah'in günde üç,  Ilhanlilar'a tabi Selçuklu sultanlarinin ise onlar gibi bes nevbet  çaldirdiklarini söyler. IV. Kiliç Arslan ile Konya'da sultanligini ilan eden  Cimri de beser nevbet çaldirmislardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;f. Unvan ve lâkaplar:&lt;/span&gt; Anadolu Selçuklu Devleti'nin  kurucusu I. Süleymansah kaynaklarda "emir" unvaniyla anilirdi. Daha sonraki  hükümdarlarin çogu es-Sultanü'l-Muazzam ve es-Sultanu'l-a'zam ünvanini  kullanilmislardir. Ayrica II. Süleymansah es-Sultanü'l-Kahir, I. Izzeddin  Keykâvus Inanç Bilge Kutlu ve es-Sultanu'l-Galib unvanini  kullanmislardir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;g. Çetr: &lt;/span&gt;Hükümdarlik alâmeti olarak kullanilan bir  saltanat semsiyesidir. Anadolu Selçuklulari Abbasi halifelerine hürmetlerinden  dolayi siyah renk, daha sonra II. Giyaseddin Keyhüsrev Sadeddin Köpek'in  baskisiyla mavi renkte çetr kullanmislardir. Çetr çetrdâr adi verilen görevliler  tarafindan tasinirdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;h. Sikke: &lt;/span&gt;Diger devletlerde oldugu gibi para  bastirmak da hakimiyet alâmetidir. Bilindigi kadariyla günümüze intikal eden en  eski tarihli sikke I. Mesud'a aittir. Altin, gümüs ve bakir paralar Konya,  Kayseri, Aksaray, Sivas, Malatya, Erzincan, Bayburt ve Kastamonu'daki  darphanelerde basilmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Büyük Selçuklular bir Türk-Islâm devleti olmak  itibariyle diger müslüman Türk devletlerinde de degisik ölçülerde gördügümüz  gibi eski Türk töre ve gelenekleriyle Islâmî unsurlarin kaynasmasindan olusan  feodal bir yapiya sahipti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Türk hakimiyet anlayisinin "devlet hânedan  azalarinin müsterek mirasidir" ilkesini benimseyen Anadolu Selçuklu Devleti'nde  tahta tevârüs için kesin bir kaide yoktu. Bunun sonucu olarak da gerek  Sultanlarin ölümünde ve gerekse sagliklarinda saltanati ele geçirmek üzere  girisilen taht kavgalari hiç eksik olmamistir. Hânedan azalarinin herbiri  hayatini ortaya koymak suretiyle böyle bir mücadeleye her an katilabilirdi.  Maglub oldugu takdirde ise hakkinda verilecek cezaya -ki bu genellikle yayinin  kirisiyle bogmak seklinde olurdu- riza göstermek durumundaydi. Büyük  Selçuklular'in bütün tarihleri boyunca devam eden taht mücadelelerine halk  seyirci kalmistir. Halkin taht kavgalarinda bî-taraf kalmasi, muhtemelen  "hükümdari Tanri tayin eder" seklinde ifadesini bulan eski bir inançtan  kaynaklaniyordu. Emir ve kumandanlar ise özellikle fetret devri saltanat  mücadelelerinde kendi çikarlarini esas almis ve ona göre taraf  degistirmislerdir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultanlarin sagliklarinda hânedan azalarindan  herhangi birini veliahd tayin etmeleri ve biat almalari da tahta tevarüs için  bir çözüm getirmemistir. Gerek sehzadeler ve gerekse hanedanin diger üyeleri,  Sultanin, içlerinden birini veliahd tayin etmesini kendi mesru haklarina bir  tecavüz olarak kabul etmisler ve tahtta hak iddia etmekten geri  durmamislardir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklu sultanlarinin seçtigi veliahtler  de çok defa kardesleri tarafindan tahttan uzaklastirilmislardir. Meselâ Sultan  Mes'ud (1116-1155) II. Kiliç Arslan'i (1155-1192) tahta çikardi. Fakat kardesi  Sahinsah bunu tanimadi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu misallerden anlasildigi gibi veliahtlik hattâ  bey'at hükümdar öldükten sonra hukukî degerini kaybediyordu. Zira hükümdarin  ölümü ile birlikte kanunlar ve hukukî tasarruflar yeni hükümdar tasdik edinceye  kadar hükümden düsmekte, hukukî mesnedden mahrum sayilmaktadir. Meselâ  Osmanlilar'da yalniz memur ve askerin berati degil, her türlü vesika tahta çikan  Sultan tarafindan yenilenirdi. Bu sebeple her cülûsta ülkenin yeni bastan  tahriri prensip olarak kabul edilmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklulari'nda II. Kiliç Arslan 'a karsi  ogullarinin baslattigi isyanda gördügümüz gibi bazi hallerde kardesler tahtin  islerinden birine tahsis edilmesini kabul etmezlerdi. Onlar veliahd tayinini  kendi haklarina bir tecavüz saymaktaydilar. Zira her biri "kut"un kendilerine  bagislandigina, Allah'in inayetiyle tahta geçmeye namzet olduklarina  inanirlardi. Netice olarak diyebiliriz ki, Türk devletlerinde veliahtlik  saltanata tevarüste bir usul olarak yerlesmemistir. Hanedan azalarinin  hâkimiyete müstereken sahip oldugu ve hükümdari Allah'in seçtigi seklindeki  gelenek çok kuvvetliydi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Türklerde hükümranlik hakkinin karizmatik vasfi,  birden fazla sahsin ayni devlet idaresinde ve ayni kudrette Tanri bagisi (kut)  ile donatilmis olmasina imkân vermez. Karizma (Kut')nin kan vasitasiyla babadan  (Hatun'dan dogan) ogullarin hepsine intikal ettigi inanci dolayisiyla hükümdarin  ölümünden sonra evlâtlar arasinda vukua gelen taht mücadelelerinde içlerinden  biri tam basariya ulasamadigi takdirde (kut'a nail olamadiginin anlasilmasi  halinde) devlet parçalanmaktadir. Yani Türk devletlerinin merkeziyetçi bir  karakter tasimasi bizatihî onlarin varliklarini, kudret ve ihtisamlarini  sürdürmeleriyle yakindan alâkalidir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Büyük Selçuklular'da bilfiil isyana girismeyen bir  hanedan mensubunun saltanatta hak iddia edebilir diye idam edildigine  rastlamiyoruz. Buna karsilik Anadolu Selçuklulari'nda ve Osmanlilar'da kardes  katline rastlamaktayiz. II. Kiliç Arslan, 1155'de tahta çiktigi zaman kendine  rakip gördügü ortanca kardesini bogdurtmustu. II. Giyaseddin Keyhüsrev  (1237-1246) de bir oglu olunca hapisteki kardesini idam ettirmisti. Bunlar Büyük  Selçuklular'da ve diger Türk devletlerinde de gördügümüz gibi Türkler'deki eski  bir gelenege dayanarak yay kirisi ile idam edilmistir. Hanedandan olanlarin kani  dökülmeden yayinin kirisi ile bogulmasi hükümdarin kutsî bir mense'den geldigi  telâkkisi ile ilgilidir. Bu gelenek çok eski zamanlardan beri mevcuttur. Mezkûr  telâkkî onlarda esasen var olan kan taassubu inanci ile de birleserek hükümdar  ailesine mensup olanlarin kanlarinin dökülmemesi âdetini dogurmustur. Türk ve  Mogollar'in Islâmî devirde bile bu eski Paganizm âdetini yasatmalari gayet  tabiîdir. Ok ve yayin eski Türk hayatindaki ehemmiyeti düsünülürse öldürme  sekilleri arasinda "yay kirisi ile bogma"nin en eski sekil oldugu söylenebilir.  Türkler'in paganizm devrindeki dinî-sihrî itikadlarina, onlara bagli hukukî  telâkkilere istinad eden kan dökmeme âdetine Büyük Selçuklular'da da tamamen  riayet edildigini görmekteyiz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklulari'nda sultan büyük-küçük tefrik  etmeden ogullarindan birini veliahd tayin edebilir. Veliahtlik taht üzerinde hak  iddia etmeye engel degildir. Izzeddin II. Kiliç Arslan, küçük oglu Giyaseddin  Keyhüsrev'i halef tayin etti. Diger kardesler kiskanip büyük kardes Rukneddin  Süleyman'in etrafinda toplandilar. O da 1192'de babasi ölünce Konya'yi kusatip  tahta geçti. Rükneddin Süleyman ölünce (1204) oglu III. Kiliç Arslan sultan ilân  edildi. Fakat Giyaseddin Keyhüsrev tahta çikti. Onun ölümünde (1211) büyük oglu  Izzeddin Keykâvus (1211-1220) tahta çikti. Fakat kardesi Alâeddin Keykubad  (1220-1237) bunu tanimadi. Izzeddin Keykâvus ölünce kimin tahta geçecegi  tartisiliyordu. Sonra oglu Alâeddin üzerinde karar kilindi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Görüldügü üzere Türk devletlerinde saltanat  verasetini tanzim eden bir esas mevcut degildir. Onlarda tahti hanedanin muayyen  azasina intikal ettiren bir gelenek de yerlesmemistir. Zaman zaman veliaht  tayini, ekber evlâdin ya da küçügün tercihi gibi temayüller belirmis ise de taht  daima ilâhî takdire açik tutulmustur. Hâkimiyetin ilâhî mense'li oldugunu kabul  eden bu düsünce karsisinda diger âdet ve anlayislar hükümsüz kalmistir.  Hanedandan biri bilfiil saltanati ele geçirdikten sonra onun mesruiyyeti nazarî  ve hukukî bakimdan mesele teskil etmezdi. Asirlardir süre gelen bu gelenek,  Türkler'de hâkimiyetin menseini Tanri'ya dayandiran eski dinî telâkkîlerle  ilgili görünmekte ve Orta Asya Türk kavimlerinde daha kuvvetle açiga  çikmaktadir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Büyük Selçuklular'da oldugu gibi Anadolu  Selçuklulari'nda da ülkenin hanedan mensuplari arasinda muayyen hakimiyet  sahalarina taksimi vazgeçilmez bir kaide olarak daima tatbik  edilmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Mikhail'in daha babasinin sagliginda ölümü üzerine  Israil (Arslan) ailenin basi olmustu. Sonra onun ahfadina batidaki en uzak uc  bölgesi Anadolu yurtluk olarak verilmisti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklu sultani II. Kiliç Arslan'in  sagliginda memleketi ogullari arasinda taksim etmesi de eski Türk geleneginin  devam ettigini göstermesi bakimindan zikre deger. Onlardan her biri kendilerine  ait mintikalarda bagimsiz bir hükümdar gibi hareket  etmekteydiler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;HÜKÜMDAR&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklu devletinde yönetim diger Türk  devletlerinde gördügümüz gibi sultanin mutlak kontrolü altindadir. Mogol  istilâsi sirasinda oldugu gibi "Ilhan'a ubudiyet arzeden, gerektigi zaman  Anadolu içindeki seyahatlerinde ona refakat eden, bazan Mogol noyanlarina  mazeret beyan edip af dileyen, belirli yerlerde ikamete mecbur edilen,  yargilanip cezalandirilan ve hatta katledilen zavalli birer hükümdar durumuna  düsürülen" son dönem Selçuklu sultanlari istisnadan ibarettir. Sultan siyasî  iktidari baska bir kuvvetin iznine bagli olmadan kullanir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;HAKIMIYET ALÂMETLERI&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;a. Baskent: Sultan, sarayinin, hükümet ve adliye  teskilâtinin bulundugu bir merkeze sahip olmalidir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;b. Saray: Çok eski dönemlerden beri bütün Türk  devletlerinde saray hakimiyet alâmeti olarak kabul edilmistir. Selçuklu  sultanlarinin Kayseri, Konya, Aksaray, Tokat, Antalya ve Sivas'ta saraylari  vardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;c. Taht: Bazan serir kelimesiyle de ifade edilen  taht-i saltanat, serir-i saltanat ve taht-i Süleymanî de denilen taht  hükümdarlik sembollerindendi. Sultan I. Mesud ölümünden kisa bir süre önce oglu  II. Kiliç Arslan'i Sultan ilân etti, diger ogullarini da melik unvaniyla baska  vilayetlere tayin etti. Sultan Mesud bütün devlet erkâninin da katildigi törende  tahttan inerek oglunu çikardi ve basina taç koydu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;d. Sancak ve bayrak: Saltan I. Alaeddin Keykubad'in  sari renkte bayragi vardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;e. Nevbet: Resmi bando takiminin saray veya  hükümdarin çadiri önünde günde üç veya bes vakit konser vermesidir. Nevbet  takimi seferde sultana refakat ederdi. Aksarayî II. Süleyman Sah'in günde üç,  Ilhanlilar'a tabi Selçuklu sultanlarinin ise onlar gibi bes nevbet  çaldirdiklarini söyler. IV. Kiliç Arslan ile Konya'da sultanligini ilan eden  Cimri de beser nevbet çaldirmislardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;f. Unvan ve lâkaplar: Anadolu Selçuklu Devleti'nin  kurucusu I. Süleymansah kaynaklarda "emir" unvaniyla anilirdi. Daha sonraki  hükümdarlarin çogu es-Sultanü'l-Muazzam ve es-Sultanu'l-a'zam ünvanini  kullanilmislardir. Ayrica II. Süleymansah es-Sultanü'l-Kahir, I. Izzeddin  Keykâvus Inanç Bilge Kutlu ve es-Sultanu'l-Galib unvanini  kullanmislardir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;g. Çetr: Hükümdarlik alâmeti olarak kullanilan bir  saltanat semsiyesidir. Anadolu Selçuklulari Abbasi halifelerine hürmetlerinden  dolayi siyah renk, daha sonra II. Giyaseddin Keyhüsrev Sadeddin Köpek'in  baskisiyla mavi renkte çetr kullanmislardir. Çetr çetrdâr adi verilen görevliler  tarafindan tasinirdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;h. Sikke: Diger devletlerde oldugu gibi para  bastirmak da hakimiyet alâmetidir. Bilindigi kadariyla günümüze intikal eden en  eski tarihli sikke I. Mesud'a aittir. Altin, gümüs ve bakir paralar Konya,  Kayseri, Aksaray, Sivas, Malatya, Erzincan, Bayburt ve Kastamonu'daki  darphanelerde basilmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Büyük Selçuklular bir Türk-Islâm devleti olmak  itibariyle diger müslüman Türk devletlerinde de degisik ölçülerde gördügümüz  gibi eski Türk töre ve gelenekleriyle Islâmî unsurlarin kaynasmasindan olusan  feodal bir yapiya sahipti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Türk hakimiyet anlayisinin "devlet hânedan  azalarinin müsterek mirasidir" ilkesini benimseyen Anadolu Selçuklu Devleti'nde  tahta tevârüs için kesin bir kaide yoktu. Bunun sonucu olarak da gerek  Sultanlarin ölümünde ve gerekse sagliklarinda saltanati ele geçirmek üzere  girisilen taht kavgalari hiç eksik olmamistir. Hânedan azalarinin herbiri  hayatini ortaya koymak suretiyle böyle bir mücadeleye her an katilabilirdi.  Maglub oldugu takdirde ise hakkinda verilecek cezaya -ki bu genellikle yayinin  kirisiyle bogmak seklinde olurdu- riza göstermek durumundaydi. Büyük  Selçuklular'in bütün tarihleri boyunca devam eden taht mücadelelerine halk  seyirci kalmistir. Halkin taht kavgalarinda bî-taraf kalmasi, muhtemelen  "hükümdari Tanri tayin eder" seklinde ifadesini bulan eski bir inançtan  kaynaklaniyordu. Emir ve kumandanlar ise özellikle fetret devri saltanat  mücadelelerinde kendi çikarlarini esas almis ve ona göre taraf  degistirmislerdir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultanlarin sagliklarinda hânedan azalarindan  herhangi birini veliahd tayin etmeleri ve biat almalari da tahta tevarüs için  bir çözüm getirmemistir. Gerek sehzadeler ve gerekse hanedanin diger üyeleri,  Sultanin, içlerinden birini veliahd tayin etmesini kendi mesru haklarina bir  tecavüz olarak kabul etmisler ve tahtta hak iddia etmekten geri  durmamislardir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklu sultanlarinin seçtigi veliahtler  de çok defa kardesleri tarafindan tahttan uzaklastirilmislardir. Meselâ Sultan  Mes'ud (1116-1155) II. Kiliç Arslan'i (1155-1192) tahta çikardi. Fakat kardesi  Sahinsah bunu tanimadi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu misallerden anlasildigi gibi veliahtlik hattâ  bey'at hükümdar öldükten sonra hukukî degerini kaybediyordu. Zira hükümdarin  ölümü ile birlikte kanunlar ve hukukî tasarruflar yeni hükümdar tasdik edinceye  kadar hükümden düsmekte, hukukî mesnedden mahrum sayilmaktadir. Meselâ  Osmanlilar'da yalniz memur ve askerin berati degil, her türlü vesika tahta çikan  Sultan tarafindan yenilenirdi. Bu sebeple her cülûsta ülkenin yeni bastan  tahriri prensip olarak kabul edilmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklulari'nda II. Kiliç Arslan 'a karsi  ogullarinin baslattigi isyanda gördügümüz gibi bazi hallerde kardesler tahtin  islerinden birine tahsis edilmesini kabul etmezlerdi. Onlar veliahd tayinini  kendi haklarina bir tecavüz saymaktaydilar. Zira her biri "kut"un kendilerine  bagislandigina, Allah'in inayetiyle tahta geçmeye namzet olduklarina  inanirlardi. Netice olarak diyebiliriz ki, Türk devletlerinde veliahtlik  saltanata tevarüste bir usul olarak yerlesmemistir. Hanedan azalarinin  hâkimiyete müstereken sahip oldugu ve hükümdari Allah'in seçtigi seklindeki  gelenek çok kuvvetliydi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Türklerde hükümranlik hakkinin karizmatik vasfi,  birden fazla sahsin ayni devlet idaresinde ve ayni kudrette Tanri bagisi (kut)  ile donatilmis olmasina imkân vermez. Karizma (Kut')nin kan vasitasiyla babadan  (Hatun'dan dogan) ogullarin hepsine intikal ettigi inanci dolayisiyla hükümdarin  ölümünden sonra evlâtlar arasinda vukua gelen taht mücadelelerinde içlerinden  biri tam basariya ulasamadigi takdirde (kut'a nail olamadiginin anlasilmasi  halinde) devlet parçalanmaktadir. Yani Türk devletlerinin merkeziyetçi bir  karakter tasimasi bizatihî onlarin varliklarini, kudret ve ihtisamlarini  sürdürmeleriyle yakindan alâkalidir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Büyük Selçuklular'da bilfiil isyana girismeyen bir  hanedan mensubunun saltanatta hak iddia edebilir diye idam edildigine  rastlamiyoruz. Buna karsilik Anadolu Selçuklulari'nda ve Osmanlilar'da kardes  katline rastlamaktayiz. II. Kiliç Arslan, 1155'de tahta çiktigi zaman kendine  rakip gördügü ortanca kardesini bogdurtmustu. II. Giyaseddin Keyhüsrev  (1237-1246) de bir oglu olunca hapisteki kardesini idam ettirmisti. Bunlar Büyük  Selçuklular'da ve diger Türk devletlerinde de gördügümüz gibi Türkler'deki eski  bir gelenege dayanarak yay kirisi ile idam edilmistir. Hanedandan olanlarin kani  dökülmeden yayinin kirisi ile bogulmasi hükümdarin kutsî bir mense'den geldigi  telâkkisi ile ilgilidir. Bu gelenek çok eski zamanlardan beri mevcuttur. Mezkûr  telâkkî onlarda esasen var olan kan taassubu inanci ile de birleserek hükümdar  ailesine mensup olanlarin kanlarinin dökülmemesi âdetini dogurmustur. Türk ve  Mogollar'in Islâmî devirde bile bu eski Paganizm âdetini yasatmalari gayet  tabiîdir. Ok ve yayin eski Türk hayatindaki ehemmiyeti düsünülürse öldürme  sekilleri arasinda "yay kirisi ile bogma"nin en eski sekil oldugu söylenebilir.  Türkler'in paganizm devrindeki dinî-sihrî itikadlarina, onlara bagli hukukî  telâkkilere istinad eden kan dökmeme âdetine Büyük Selçuklular'da da tamamen  riayet edildigini görmekteyiz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklulari'nda sultan büyük-küçük tefrik  etmeden ogullarindan birini veliahd tayin edebilir. Veliahtlik taht üzerinde hak  iddia etmeye engel degildir. Izzeddin II. Kiliç Arslan, küçük oglu Giyaseddin  Keyhüsrev'i halef tayin etti. Diger kardesler kiskanip büyük kardes Rukneddin  Süleyman'in etrafinda toplandilar. O da 1192'de babasi ölünce Konya'yi kusatip  tahta geçti. Rükneddin Süleyman ölünce (1204) oglu III. Kiliç Arslan sultan ilân  edildi. Fakat Giyaseddin Keyhüsrev tahta çikti. Onun ölümünde (1211) büyük oglu  Izzeddin Keykâvus (1211-1220) tahta çikti. Fakat kardesi Alâeddin Keykubad  (1220-1237) bunu tanimadi. Izzeddin Keykâvus ölünce kimin tahta geçecegi  tartisiliyordu. Sonra oglu Alâeddin üzerinde karar kilindi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Görüldügü üzere Türk devletlerinde saltanat  verasetini tanzim eden bir esas mevcut degildir. Onlarda tahti hanedanin muayyen  azasina intikal ettiren bir gelenek de yerlesmemistir. Zaman zaman veliaht  tayini, ekber evlâdin ya da küçügün tercihi gibi temayüller belirmis ise de taht  daima ilâhî takdire açik tutulmustur. Hâkimiyetin ilâhî mense'li oldugunu kabul  eden bu düsünce karsisinda diger âdet ve anlayislar hükümsüz kalmistir.  Hanedandan biri bilfiil saltanati ele geçirdikten sonra onun mesruiyyeti nazarî  ve hukukî bakimdan mesele teskil etmezdi. Asirlardir süre gelen bu gelenek,  Türkler'de hâkimiyetin menseini Tanri'ya dayandiran eski dinî telâkkîlerle  ilgili görünmekte ve Orta Asya Türk kavimlerinde daha kuvvetle açiga  çikmaktadir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Büyük Selçuklular'da oldugu gibi Anadolu  Selçuklulari'nda da ülkenin hanedan mensuplari arasinda muayyen hakimiyet  sahalarina taksimi vazgeçilmez bir kaide olarak daima tatbik  edilmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Mikhail'in daha babasinin sagliginda ölümü üzerine  Israil (Arslan) ailenin basi olmustu. Sonra onun ahfadina batidaki en uzak uc  bölgesi Anadolu yurtluk olarak verilmisti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklu sultani II. Kiliç Arslan'in  sagliginda memleketi ogullari arasinda taksim etmesi de eski Türk geleneginin  devam ettigini göstermesi bakimindan zikre deger. Onlardan her biri kendilerine  ait mintikalarda bagimsiz bir hükümdar gibi hareket  etmekteydiler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;DIVAN TESKILÂTI&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklulari'nda devlet islerinin görüsülüp  karara baglandigi Divân-i a'lâ'nin (Divân-i âlî, divân-i saltanat) baskani  vezirdir. Devlet idaresinde birinci derecede rol oynayan divân-i a'lâ'nin diger  üyeleri sunlardir:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Naib-i saltanat, beylerbeyi, tugrâî, atabeg,  pervâne, âriz, müstevfî ve müsrif-i memâlik.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Divana gelen meseleler vezirin baskanliginda  müzakere edilir ve alinan kararlar vezirin saginda ve solunda oturan münsîler  (divân kâtipleri) tarafindan defâtir-i dîvan-i a'lâ'ya islenirdi. Divan  kararlari Fahreddin Ali'nin vezirligine kadar Arapça yazilirdi. Daha sonra  Farsça yazilmaya baslandi. Divana gelen bazi meseleler önce ilgili divanlara  havale edilir ve onlarin yaptigi inceleme ve hazirladigi raporlar daha sonra  divân-i a'lâda görüsülüp nihaî karara baglanirdi. Divanda tercümanlar da görev  alir ve yabanci devletlere gönderilecek yazilari kaleme alir ve gerektiginde  tercümanlik da yaparlardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;I. Alaeddin Keykubad zamaninda divanda dört münsî  ile iki tercüman vardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;DIVAN-I A'LÂ'NIN ÜYELERI&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;a. Naib-i saltanat: Büyük Selçuklu devlet  teskilâtinda rastlamadigimiz bu makam muhtemelen Eyyubî devlet teskilâti örnek  alinarak ihdas edilmistir. Önemli devlet adamlari ve kumandanlar arasindan  seçilen naib-i saltanat sultanin merkezde bulunmadigi zamanlarda ona vekâleten  devlet islerini yürütürdü. Kendilerine naib-i saltanat olduklarinin alameti  olarak bir altin kiliç verilirdi. Naibü'l-hazre de denilen bu görevli  baslangiçta sadece sultan tarafindan tayin edildigi halde ülke Mogol tahakkümüne  maruz kaldiktan sonra Ilhanli hükümdarinin onayini alan vezirlerin de bazi  sahislari bu makama getirdikleri görülmektedir. Fahreddin Ali vezir olduktan  sonra Emînüddin Mikâil'i nâib-i saltanat tayin etmisti. Ayrica Mogol istilâsi  sirasinda Ilhanli hükümdarlarinin sultanin naibinden ayri olarak bizzat  kendilerinin de naib tayin ettikleri anlasilmaktadir. Fahreddin Ali'nin  ölümünden sonra Mücirüddin Emirsah, Argun Han'in buyruguyla Naib-i saltanat  olarak görevlendirilmistir. Bazan ayni sahis hem Anadolu Selçuklu sultaninin hem  de Ilhanli hükümdarinin naibi olarak hizmet ederdi. Meselâ Semseddin Isfahânî  hem Selçuklu sultani hem de Batu Han tarafindan naib-i saltanat olarak  görevlendirilmisti. Bu görevde bulunan bazi devlet adamlari sunlardir:  Celâleddin Karatay, Sücâeddin Abdurrahman, Nizâmeddin Hursid, Fahreddin Ali,  Emirü'd-din Mikâil, Mücirüddin Emir Sah, Cemaleddin, Mehmed Pervâne ve  Kemaleddin Tiflisî.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;b. Beylerbeyi: Anadolu Selçuklu devlet teskilâtinda  nüfuz bakimindan en önde gelen görevlilerden biridir. Emirü'l-ümerâ ve  melikü'l-ümerâ da denilen beylerbeyi ordunun bas kumandani olmasi sebebiyle  divanda sözü geçerdi. Zaman zaman hükümdarlarin bile onlardan çekindigi hatta  komplo hazirlayarak onlari bertaraf ettigi görülmektedir. Merkezdeki  beylerbeyinden farkli olarak uçlarda görev yapan askerlerin basinda da uc  beylerbeyi denilen bir emîr bulunurdu. Meselâ Hüsameddin Çoban Kastamonu'da uç  beylerbeyi olarak görev yapmistir. Bir baska uc beylerbeyi de Seyfeddin  Kizil'dir. II. Giyaseddin devrinin nüfuzlu devlet adami olan Sadeddin Köpek de  Samsat seferi sirasinda Melikü'l-ümerâ unvanini almisti. Samsat kalesini  aldiktan sonra gücü bir kat daha artan Sadeddin Köpek kendinden önce beylerbeyi  olan Kemaleddin Kâmyâr'i tevkif ettirerek muhtemelen bu görevi de kendisi  üstlenmistir. Beylerbeyi olarak görev yapan bazi devlet adamlari söyle  siralanabilir. Seyfeddin Ayaba, Semseddin Has Oguz, Serefüddin Mahmud,  Sirâceddin, Kemaleddin Kâmyâr, Seyfeddin Torumtay, Serefüddin Mesud,  Azîzüddin.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;c. Tugrâî: Devletin iç ve dis her çesit  yazismalarini idare eden mensûr, berât, name ve muahedeleri kaleme alan, ferman  ve mensûrlara sultanin alâmet ve tugrâsini çekmekle görevli olan Tugrâî Divan-i  insâ ve tugrânin reisidir. Iyi tahsil görmüs, Arapça ve Farsça'ya vakif kalem  erbabindan seçilirdi. Anadolu Selçuklulari'nda divân-i insâ, divân-i arzdan  sonra gelirdi. Meselâ I. Izzeddin Keykâvus zamaninda (1211-1220) Semseddin Taber  divân-i insâ reisi iken daha sonra emîr-i âriz-i memâlik-i Rûm tayin  edilmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;d. Atabeg: Büyük Selçuklu Devleti'nde oldugu gibi  Anadolu Selçuklulari'nda da atabeglik müessesesi mevcuttu. Sehzâdeleri iyi bir  devlet adami olarak yetistirmekle görevli olan atabegler (lalalar) güvenilir ve  nüfuzlu kumandanlar arasinda seçilirdi. Sehzadeler atabegin gözetiminde "melik"  unvaniyla her hangi bir vilayetin idaresine memur edilirlerdi. Ancak daha sonra  sehzadelerin egitiminden sorumlu atabeglerin yaninda baskentte sultanin yaninda  ona müsavirlik eden bir atabeg daha tayin edilmeye baslanmistir. Bu atabegler  divan üyesi olarak müzakerelere istirak ederlerdi. Bu konuyla ilgili bir  fermanda bütün devlet erkâninin önemli konularda hükümdarin atabegiyle istisâre  etmesi emredilmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Atabeglerin Anadolu Selçuklu devletine büyük  hizmetleri olmustur. Bunlarin basinda da Semseddin Altunaba ile Celaleddin  Karatay gelir. Arslan ve II. Alaeddin Keykubâd ile müsterek hakimiyetin  basladigi 1249 yilina kadar yürüttügü naib-i saltanat görevini birakarak  atabeg-i Rûm unvaniyla atabeglik görevini üstlenmis ve 1254'te ölümüne kadar bu  makamda kalmis devletin birlik ve bütünlügünü korumus, sehzadeler arasinda  geçimsizlige ve ihtirasli devlet adamlarinin faaliyetlerine mani  olmustur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;e. Pervâne: Arazi tevcihatiyla ilgili defterleri  tutmak, iktalara ait mensurlari hazirlamak ve istihbarat faaliyetlerini  yürütmekle görevli olan pervane de divân-i a'lâ'nin üyesiydi. Sultanlar  pervaneleri bu görevleri disinda siyasî ve askerî iliskileri yürütmekle de  görevlendirebilirlerdi. Meselâ Muineddin Süleyman Pervâne IV. Kiliç Arslan  tarafindan Mogollara elçi olarak, II. Alaeddin Keykubad da Erzincan'li Kadi  Serefüddin'in oglu Taceddin'i Diyarbekir'i zaptetmek üzere görevlendirmisti.  Anadolu Selçuklulari tarihinde Muineddin Süleyman Pervane'nin ayri bir yeri  vardir. Mogol tahakkümü sirasinda sultani da asarak bütün yetkileri elinde  toplayan Muineddin Süleyman sahsî kabiliyeti sayesinde hem Ilhanlilar hem de  Memlûklülerle iyi iliskiler kurmus ve bir devre adini vermistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;f. Âriz: Büyük Selçuklu Devleti'nde oldugu gibi  ordunun her türlü ihtiyacini karsilamak ve askerlerin maaslarini dagitmakla  görevli olan Divân-i arz'in baskanidir. Ancak ordunun sevk ve idaresine müdahale  etmezdi. Bu görev daha önce geçtigi gibi beylerbeyinindi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;g. Müstevfî: Büyük Selçuklular'da da gördügümüz  divân-i istifâ devletin bütün malî islerini yürütmekle görevli olup divan  baskanina müstevfî veya sahib-i divân-i istifâ denilir. Sultan tarafindan tayin  edilen müstevfî vergi tarh ve tahakkukunda çok dikkatli davranmali, halktan  haksiz vergi alinmasina mani olmalidir. Tayin ettigi amillerin adil ve mutemet  olmasina dikkat etmeli, halkin sikâyetlrini arzetmesi için kapisini daima açik  bulundurmalidir. Mogol istilâsi sirasinda müstevfîleri Ilhanli hükümdarlari  tayin etmeye baslamistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Mecdüddin Muhammed b. Hasan'in divân-i istifâ  baskanligina tayiniyle bir mensurda onun bütün vergileri toplamasi, divan  görevlilerini bos birakmamasi, nedimlerin sözlerine itibar etmemesi ve devlet  gelirlerinin zorbalarin elinde telef olmamasina özen göstermesi istenmektedir.  Bir baska mensûrda da divân-i istîfa'nin saltanatin diregi oldugu ifade  edilmekte ve mâlî islerin isbilir (kârdâr) ve güvenilir kisilere verilmesi,  tuzlalarda liyakatli âmillerin görevlendirilmesi emredimektedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;h. Müsrif: Devletin malî ve idarî faaliyetlerini  denetleyen divan-i isrâfin reisidir. Müsrif kendisine bagli memurlari  vasitasiyla ülkenin her tarafinda hazineye ait mallari tesbit ve defterleri  kontrol ettirirdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;SARAY TESKILÂTI&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklulari saray teskilâti Büyük Selçuklu  devleti saray teskilâti esas alinarak olusturulmustur. Baslica saray görevlileri  sunlardir:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;a. Hacibü'l-huccâb: Sultan ile divan üyeleri  arasinda irtibati saglayan bas hacib saray görevlilerinin hizmetlerini kontrol  etmekten de sorumlu idi. Hacibü'l-huccâb'in emrinde hacip ve perdedar denilen  görevliler vardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;b. Emîr-i cândâr: Sarayi ve sultani korumakla  görevli olan Candarlarin reisi olan emîr-i cândâr hazarda ve seferde buyrugu  altindaki muhafizlarla birlikte sultani korumakla mükelleftir. I. Alaeddin  Keykubad sultan olarak Konya'ya gelirken yaninda 120 kisiden olusan muhafiz  (candâr) birligi vardi. Bunlar altin sirmali hamayil ile asili kiliç tasirlardi.  Candarogullari beyliginin kurucusu Emir Semseddin Yaman'in lâkabina bakilarak  onun da Anadolu Selçuklularinda emîr-i cândâr olarak görev yaptigi söylenebilir.  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;c. Üstâdüddâr: Saray naziri olup saraya ait bütün  harcamalari ve saray görevlilerini kontrol eder.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;d. Emîr-i çasnigîr: Sultanin sofrasinin  hazirlanmasina nezaret ve yemekleri kontrol eden görevlidir. Çok güvenilir  emirler arasindan seçilen çasnîgîrin görevi sofraya konulan yemekleri sultandan  önce tatmak suretiyle yemege zehir katilma ihtimalini ortadan kaldirmakti. Büyük  Selçuklularda ve diger bazi Islâm devletlerinde de gördügümüz çasnigîr Anadolu  Selçuklu devletinde de önemli bir görevli idi. Meshur emîrlerden Mübârizüddin  Çavli ile Semseddin Altunaba da çasnigîr (emir-i zevvâk) olarak hizmet  etmislerdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;e. Emîr-i silâh: Silahlarin bakim ve muhafaza  edilmesiyle görevli olan silâhdarlarin emiri olup merasimlerde hükümdarin  silahini tasirdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;f. Emîr-i sikâr: Hükümdarin av islerini idare eden  ve av kuslariyla av hayvanlarinin egitiminden sorumlu olan saray görvlisidir.  Emîr-i sikârlar nüfuz ve itibar sahibi kumandanlar arasindan seçilirdi. Meselâ  meshur devlet adami Sadeddin Köpek Sultan I. Alaeddin Keykubad'in, Kilavuzoglu  Tumanbay da III. Giyaseddin Keyhüsrev'in emîr-i sikârlari idiler. Bütün kusçular  emîr-i sikârlarin emrindeydi. Bunlarin yaninda yine av ile görevli askerler  bulunurdu. Anadolu Selçuklularinda emîr-i sikârliga tayinle ilgili bir vesikada  bu görevlilerde aranan vasiflar ve av sirasinda dikkat edilmesi gereken hususlar  sayilarak emîr-i sikârin bu önemli vazifede bâzdârlari kulluk ve mülâzemette  bulundurmasi, sürgün avinda kus ve hayvanlari halka haline getirme zamaninda  cesur ve marifetli avcilari hizmete sokmasi ve kuslarin avlanma mevsiminde  avcilari pusuya yatirmasi gerektigi ifade edilmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu sultanlarinin  sofrasinda av eti hiç eksik olmazdi. Nitekim sultan Meliksah ile I. Alaeddin  Keykubad bir rivayete göre yedikleri av etinden zehirlenerek ölmüslerdir. II.  Giyaseddin Keyhüsrev'in av hayvanlari yaninda vahsî hayvanlari da besledigi,  Ermeni kralinin sultan I. Izzeddin Keykâvûs'a çesitli hediyeler yaninda bâz  (dogan) ve sahin de göndermesi Selçuklu sultanlarinin kuslara ne derecede önem  verdiklerini göstermektedir. Anadolu Selçuklularinda yilda iki defa umûmî ava  çikilirdi. Bu ava bütün devlet erkâni katilir ve av sölenle sona  ererdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;g. Emîr-i alem: Sultan sancagini tasiyan ve onu  korumakla görevli olan emîrdir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;h. Emîr-i âhûr: Hükümdarin atlarina bakmakla  görevli emîrdir. Buyrugu altindaki hademeler atlarin egitimi ve tavlalarin  bakimindan sorumludur. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;k. Câmedâr: Hükümdarin elbiselerine nezaret etmekle  görevlidir. Elbiselerin muhafaza edildigi câmehâne de onun kontrolündeydi.  Câmedârlar sultanin elbiselerini giymelerine de yardimci olurlardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;l. Tastdâr: Hükümdar elini yikarken, abdest alirken  legen tutup su döken saray görevlisi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;m. Emîr-i meclis: Sultanin bezm denilen meclisine  girecek olanlari içeri alan, ziyafet salonlarini düzenlemekten sorumlu saray  görevlisi olup Anadolu Selçuklulari'nda önemli bir memuriyetti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;n. Havâyicsâlâr: Havâyichâne denilen mutfak  islerine bakan ve yemekleri pisiren saray ahçisi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;o. Serhenk (Çavus): Sultanin önünden giderek yol  açardi. Merasimlerde ve alaylarda ellerinde süslü degneklerle görev yaparlardi.  I. Alaeddin Keykubad sultan ilân edilip tahta çikmak üzere Konya'ya giderken  yaninda 500 serhenk vardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;p. Emîr-i devât (devâtdâr): Baslangiçta sultanin  divit takimindan sorumlu olan ve daha sonra çesitli görevler üstlenen saray  memuru. Meshur devlet adami Celâleddin Karatay da emîr-i devât olarak hizmet  etmisti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;ADLÎ TESKILÂT&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklulari döneminde ülkede meydana gelen  hukukî meseleler kadilar tarafindan Hanefi mezhebi hükümleri esas alinarak  çözülürdü. Halkla ilgili bütün davalara ve miras islerine kadilar bakardi. Ancak  askerî davalar kadilesker tarafindan karara baglanirdi. Kadi'l-kudât (baskadi)  Konya'da oturur ve diger kadilari kontrol ederdi. Kadi'l-kudât bütün ilmiyye  sinifinin da reisi idi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kadilarin baktigi ser'î davalarin disinda basta  devlet aleyhine islenen cürümler olmak üzere, her çesit baski ve zulümle ilgili  davalara ise örfî ve ser'î hukuku esas alarak emîr-i dâdlar bakardi. Anadolu  Selçuklularinda emîr-i dâd protokolde atabegden sonra gelirdi ve çok nüfuzlu bir  emîr idi. I. Alaeddin Keykûbad hükümdarliginin ilk yillarinda dîvân-i mezalime  bizzat baskanlik edip sikâyetleri dinlerdi. Ancak daha sonra islerinin yogunlugu  yüzünden bu görevi emîr-i dâd'a birakti. Fahreddin Ali emîr-i dâdliktan  vezirlige yükseldigi gibi Emîr-i dâd Emînüddin Düleycânî ayni zamanda  üstâdüddarlik, evkaf hakimligi ve müstevfîlik görevlerini de üstlenmisti. Emîr-i  dâd hem divan-i mezâlim hem de kadilarin verdigi hükümleri infaz etmekle  görevliydi. Kaynaklarda emir-i dâd olarak hizmet eden diger bazi görevliler  arasinda Nusret Yakut ve Nizâmeddin'den de bahsedilmektedir. III. Giyaseddin  devrinde kadilik görevinde bulunanlardan bazilari da söyle siralanabilir:  Kadi'l-kudât Siraceddin Mahmud-i Ermevî, Celaleddin Habîb, Emînüddin Tebrîzi,  Izzüddin, Bedreddin Kazvinî, Taceddin Hoyi ve Sadüddin.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;ASKERÎ TESKILÂT&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklu Devleti esas itibariyle askerî bir  hüviyete sahipti. Ordu devlet yönetiminde ve teskilâtin hemen her kademesinde  önemli rol oynuyordu. Divân-i a'lâ'ya bagli olarak görev yapan divan-i arz  ordunun her türlü ihtiyacini karsilamaktaydi. Savas zamanlarinda ordunun sevk ve  idaresi vezir ve beylerbeyinin sorumlulugundaydi. Savas sirasinda Sultana  emîrler, leskerler, reisler ve ileri gelen zevat refakat ederdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklularinda ordu baslica su siniflardan  tesekkül ederdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;1. Kapikulu: Merkezde sultanin sahsina bagli olarak  görev yapan bu askerler çesitli milletlerden teskil edilmisti. Bunlar da kendi  aralarinda müfred, gulam, mülâziman-i yatak (yayak) ve halka-i hassa diye  kisimlara ayrilmisti. Sarayda görev yapan askerler cândârlarla birlikte Sultanin  ve sarayin korunmasinda istihdam edilmisti. Mülâzimân-i yatak ise hükümdarin  çadirini beklerdi. Kapikulu süvarileri yilda dört defa bistegânî denilen maas  alirlardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;2. Timarli sipahi: Ikta sahiplerinin maiyetindeki  bu askerler savas zamanlarinda subasi denilen ve ayni zamanda bulunduklari  sehirlerin emniyet ve asayisinden sorumlu olan kumandanlarin emrinde ana orduya  katilirlardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;3. Ücretli askerler: Anadolu Selçuklu ordusunun  temel unsurlarindan birini teskil etmekle beraber ihtiyaç halinde istihdam  edilen bu askerler arasinda zaman zaman gayri müslim askerler de bulunurdu.  Meselâ II. Giyaseddin devrindeki Babâî ayaklanmasinin bastirilmasinda ücretli  Frank askerleri önemli hizmetlerde bulunmuslardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;4. Kayseri basta olmak üzere Sivas, Harput,  Develi-Karahisar, Niksar, Malatya, Erzincan, Nigde, Ladik, Honas gibi önemli  sehirlerde sürekli olarak bulundurulan muhafiz birlikleri. Bu mintikalara bagli  ikta sahiplerinin maiyetindeki askerler, Türkmenler ve müstahkem yerlerdeki  daimî kuvvetlerin kumandanlari o bölgenin subasisina tabi idiler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;5. Uc birlikleri: Baris ve savas zamanlarinda  Bizans Ermeni ve Gürcü sinirlarinda beylerinin emrinde bekleyen  askerler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;6. Anadolu Selçuklu Devletine tabi olan vassal  statüdeki müslüman ve gayri müslim devletlerin ihtiyaç halinde antlasmalara  uygun olarak gönderdikleri kuvvetler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Askerî merkezlerdeki kuvvetlerle ikta sahiplerinin  emrindeki kuvvetler 1243'teki Kösedag bozgunundan sonra giderek azalmistir.  Bunun da sebebi ikta sisteminin Mogol istilâsiyla tamamen sarsilmis olmasidir.  IV. Kiliç Arslan iktâ arazileri mülk haline getirerek ordunun esasini teskil  eden timarli sipahilerin yok olmasina sebep olmustur. Müineddin Süleyman  Pervane'nin 1277'de ölümünden sonra Ilhanli istilâsi giderek siddetlenmis, hem  ikta sistemi kaldirilmis, hem de ordu bertaraf edilmistir. Bu da gelirlerini  kaybeden ikta sahiplerinin ülkenin her tarafinda isyan ve karisikliklar  çikarmalariyla sonuçlanmistir. Orduda yaratilan bosluk Mogol askerleriyle  giderilmeye çalisilmistir. Bu dönemde çikan isyanlar Selçuklu-Mogol müsterek  kuvveti tarafindan bastirilmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Selçuklu ordusuna harekât sirasinda kumanda eden  Beylerbeyi protokolde ön saflarda yer alirdi. Ayrica I. Alaeddin Keykubad'in  güney sahillerini fethetmesinden sonra uc beylerbeyilikleri ihdas edildi.  Beylerbeyi karsiliginda sipehdâr-i büzürg veya emîr-i büzürg tabiri de  kullaniliyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklulari Antalya, Alâiye ve Sinop'un  fethinden sonra denizcilige önem verdiler ve tesis ettikleri tersanelerde kendi  donanmalarini insa ettiler. Donanma kumandanlarina emîrü's-sevâhil,  melikü's-sevâhil veya emîrü'l-bahr denilirdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Selçuklu kara ordusunun büyük bir kismini süvariler  teskil ettigi için ata büyük önem verilirdi. O dönemde kullanilan bütün klâsik  silahlar Anadolu Selçuklu ordusunda da mevcuttu. Orduda nizam ve intizam çok  önemli idi. Ihmali görülenler ve disipline uymayanlar siddetle cezalandirilirdi.  Meselâ II. Giyaseddin Keyhüsrev ile vezir Fahreddin Ali Cimri isyani sirasinda  sefere katilmayan emîr-i büzürg-i uc Ali Bey ile adamlarini  katlettirdiler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;TOPRAK VE HALK&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklulari'nda toprak tipki Büyük  Selçuklular'da oldugu gibi mîrî yani devlete aitti. Arazi ikta, mülk ve vakif  olmak üzere üç bölümde ele alinabilir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;1. Ikta arazi:&lt;/span&gt; Bir hizmet karsiligi olarak devlet  adamlarina, kumandanlara ve büyük-küçük sipâhîlere verilen araziye ikta arazi  denilir. Has arazi sadece hükümdara aitti. Görevinden azledilen kisilerin  iktalari ellerinden alinirdi. Hizmetleri devam ettirmek kayit ve sartiyla ikta  arazi babadan ogula intikal edebilirdi. Devlet ricali ve kumandanlarin  rütbeleriyle mütenasib iktalari vardi. Meselâ Taceddin Pervâne'nin iktai Ankara  idi. Ikta sahipleri sefer zamanlarinda askerleriyle birlikte sultanin emriyle  savasa katilmak üzere yola çikarlardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;I. Alaeddin Keykubâd Harizm asireti reislerinden  Kirhan'a Erzincan'i, Bereket Han'a Amasya'yi, Artuklular'dan Izzeddin Ahmed'e  ise Harput'u ikta olarak vermisti. II. Giyaseddinn Keyhüsrev de vezir  Mühezzebüddin Ali'ye 40.000 dinarlik bir arayizi ikta etmisti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;2. Vakif arazi:&lt;/span&gt; Geliri ilmî ve sosyal gayelerle  kurulan müesseselerin masraflarini karsilamak üzere tahsis edilen arazilerdir.  Bazi Selçuklu devlet adamlari ve kumandanlar da kendilerine mülk olarak verilen  yerleri hayir amaciyla kurduklari müesseselere devretmislerdir ki bunlar da  vakif arazi statüsündedir. Vakif arazilerin gelirleri mutlaka gayelerine uygun  olarak kullanilirdi. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;3. Mülk arazi:&lt;/span&gt; Aslinda devlete ait bazi araziler  büyük hizmetleri ve yararliklari görülen devlet adamlari ve kumandanlara sultan  tarafindan mülk olarak verilmis ve bunlar onlarin evladina miras yoluyla intikal  etmistir. Ancak bazilari da bunlari hayir müesseselerine vakfetmislerdir.  Kastamonu yöresi Hüsameddin Çoban'a, Sinop da Muineddin Pervane'ye mülk olarak  verilmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklulari'nda topragi ekip biçen  reayanin her zaman hakkini almasina itina edilir, haksizliga ugrayanlar her  zaman sikâyetçi olabilir ve haklarini geri alabilirlerdi. Arazi tevcihatiyla  ilgili isler Pervane ve emrindeki memurlar tarafindan yürütülürdü. Ülkede zaman  zaman arazi tahrîri de yapilirdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Meskün mahallerdeki vergiye tabi nüfus ve herkesin  verecegi vergi miktari kayit ve tespit edilirdi. Reayadan tahakkuk ettirilen  miktardan fazla vergi isteyenler agir cezalara çarptirilirdi. Iktâ sahipleri  ikta araziden alacaklari gelir karsiligi asker besledikleri gibi o bölgenin  yönetiminden de sorumluydular. Ancak Mogol istilhasi sirasinda bu sistem bozuldu  ve iktalari ellerinden alinan sipahiler ülke içinde isyan ve huzursuzluklara  sebep oldular. Iktalari ellerinden alindigi için ikta sahipleri de yeteri kadar  asker besleyemediler ve bu da ordunun çökmesine sebep oldu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;IDARI TESKILAT&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Seçuklulari'nda eyaletler öncelikle haneden  mensuplarinin idaresine tevdî edilirdi. Sehzadeler küçük ise onlari iyi bir  devlet adami olarak yetistirmek üzere yanlarina lala veya atabeg denilen  güveniler emîrler verilirdi. Bu emîrler bulunduklari eyaleti o sehzade adina  idare ederlerdi. Anadolu Selçuklulari'nin idarî açidan kaç eyalete taksim  edildigi kesin olarak bilinmemektedir. Ancak II. Kiliç Arslan'in ülkeyi 11 oglu  arasinda taksim ettigi bilinmektedir. Böylece baskent Konya'nin disinda 11 idarî  merkezin mevcudiyetinden bahsedilebilir. Hanedan mensuplarinin yönetimine  birakilan Tokat, Niksar, Elbistan, Kayseri, Sivas, Aksaray, Malatya, Konya  Ereglisi, Nigde, Amasya, Ankara ve Uluborlu disinda Kastamonu, Sinop, Erzurum,  Erzincan, Sarkî Karahisar, Divrigi, Antalya, Alaiye, Manavgat, Içel, Harput,  Çemisgezek, Kâhta, Ahlat, Isparta, Kütahya, Eskisehir, Denizli ve Amid  (Diyarbakir)'in ilhakiyla eyaletlerin sayisi artmis ve otuzu  geçmistir&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bizans ve Ermeni sinirlarinda uç vilayetleri de uç  beyleri tarafindan idare ediliyordu. Meselâ Danismendli Yagibasin'in  ogullarindan Muzafferüddin Mahmud, Bedreddin Yusuf ve Zahireddin Ili Anadolu  Selçuklulari'nin ihzmetine girerek uç boylarinda görev almislardi. Ayrica  hanedan mensuplarinin idaresi disinda kalan yerlerde de emîrler hem vali hem de  kumandan olarak görev yapiyorlardi. Bu büyük vilayetlerin disindaki sehirlerde  de serlesker ve subasilar emniyet ve asayisten sorumlu idiler. Merkezi  sehirlerde emniyeti saglamaktan sorumlu birer sahne bulunurdu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;1243'te Anadolu Selçuklulari'nin maglubiyetiyle  sonuçlanan Kösedag savasindan sonra ülke taht kavgalarina sahne olmus ve nihayet  Mogollarin müdahalesiyle ülke ikiye bölünmüs, bir kismi Konya merkez olmak üzere  II. Izzeddin Keykâvus'a, digerinin merkezi de Sivas olmak üzere IV. Rükneddin  Kiliç Arslan'a verilmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Vilâyetlerde birer küçük divan bulunur ve vergiler  muhassillar tarafindan toplanirdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Eflâki Menâkibü'l-ârîfîn'de idari teskilâtta adi  geçen görevlilerden bazilarini söyle siralar. Nâzir, emîr-i ab vâliler (ummâl),  yol muhafizlari, subasi, sehir kethüdasi, reis, sahne, cellâd, divan memuru,  seyhü'l- islâm ve hati.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;SOSYAL HAYAT&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;1. Adet ve Gelenekler&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Yagmur duasi&lt;/span&gt;: Yagmur duasina çikilacagi zaman halk  oruç tutar, kurban keser ve Allah'a dua ve niyazda bulunurdu. Duanin akabinde  yagmur yagmazsa uzak yerlerden gelmis bir garibe gider ondan Allah'a dua ve  niyazda bulunmasini isterlerdi. Bir defasinda Konya'da kitlik olmus, uzun zaman  yagmur yagmamisti. Korkunç bir pahalilik vardi. Birkaç defa yagmur duasina çikip  ümitsizlik içinde dönmüslerdi. Verdikleri sadakalar, kestikleri kurbanlar kabule  mazhar olmamisti. Nihayet Sultan Veled'e gidip yardim istediler. Onun mübarek  basini açip gözlerinden yaslar akarak Allah'a dua etmesi üzerine müthis bir  yagmur yagdigi söylenir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Ugur ve Nazar:&lt;/span&gt; Kötü insanlarin nazarindan korunmak  için atese çörek otu atilirdi. Üzerinde dikis dikilen kimsenin agzina mutlaka  bir yaprak, bir saman çöpü olmasi gerektigine inanilirdi. Gül ugur çiçegi kabul  edilirdi. Dini bayramlarin arifesinde helva dagitilirdi. Bir tüccarin karisi  Kurban bayrami arifesinde çokça helva yaparak fakirlere ve komsulara sadaka  olarak dagitmis, helva dolu büyük bir siniyi de Mevlâna hazretlerine  göndermisti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Dogum: &lt;/span&gt;Çocuk dogdugu evde büyük bir sevinç kaynagi  olurdu. Bebege altin takilir, saçi saçilirdi. Çocugun babasi büyük bir ziyafet  verirdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Evlenme:&lt;/span&gt; XIII. ve XIV. yüzyilda Anadolu'da Islâm  hukuku hâkimdi. Erkekler birden fazla kadinla evlenebilirdi. Cariye edinme  gelenegi de vardi. Sultan Veled'in iki cariyesi vardi. Evlenen erkegin kadina  baslik olarak para verme adeti yaygindi. Evlenecek kiz da çeyiz esyasi  hazirlamak zorundaydi. Mevlâna bir kizin cehizinin hazirlanmasi için Gürcü  Hatun'dan yardim istemis, o da birkaç takim elbise, her cinsten bir kat çamasir,  yirmi adet süslü küpe, yirmi yüzük, ince gerdanlik, yün örtüleri ve bilezikler,  hali ve seccadeler hazirlayip göndermisti. Dügünler oldukça debdebeli olur, uzun  süre anlatilirdi. Kadinlar peçe takarlardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Terbiye kurallari: &lt;/span&gt;Anadolu Selçuklu toplumunda  Türk-islâm düsüncesinin ortak ürünü olan terbiye ve görgü kurallari  yürürlükteydi. Türk toplumunda büyüge hürmet esastir. Eflâkî'nin  Menakibü'l-ârifîn adli eserinde geçen bir ibarede "Onlar yasca benden büyükler,  ben onlarin yüzüne böyle bir sözü nasil söyleyebilirim" denilmektedir ki bu  toplumda büyüklere sayginin bir isaretidir. Pazar yerinde ayaklarini uzatip  uyuyan bir dervisin bu hareketi onun kinanmasina sebep olmustur. Bu da toplumun  lâubâlî davranislardan hoslanmadigini ve tepkiyle karsilandigini göstermektedir.  Gayri ahlâki davranislar da asla hos karsilanmazdi. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Hediyelesme:&lt;/span&gt; Hz. Peygamber'in hediyelesmeyi tesvik  eden sözleri Anadolu'da büyük ilgi görmüs ve "yarim elma gönül alma" seklinde  sembollesen bu gelenek Türk milletinin baslica özelliklerinden biridir. Devrin  anlayisina göre hükümdar ve ileri gelen devlet adamlari birbirlerine ve halka  hediyeler verirlerdi ki bu da isgal ettikleri makam ile mütenasib olurdu. Gürcü  Hatun fakir bir kizin cehizini hazirladigi gibi Muineddin Pervane de Mevlâna'nin  müjde ve iltifati üzerine tarikat mensuplarina 2.000 dinara yakin bagista  bulunmustur. Ayrica Konya'da bulunan yetim ve fakirlere de elbiseler dagitmisti.  Devrin en yaygin hediyesi altin idi. Ugur getirecegine inanilarak daha çok altin  ve çiçek hediye edilirdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;2. Hayat Tarzi&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Eglence hayati: &lt;/span&gt;Kaynaklar Anadolu'da eglence  hayatinin oldukça renkli oldugunu ifade eder. Memlûk Sultani Baybars'in Mogol  ordusunu bozgunu ugrattiktan sonra 20 Nisan 1277'de Kayseri'ye gelince  Keykubadiye Sarayinda büyük bir eglence düzenlemisti. Ancak Sultan onlarin  eglencede asiri gittiklerini görüp hânende ve sâzendeleri icrâ-yi san'at etmeden  huzurundan kovmustu. Eglence merasimleri daha çok hanlarda düzenlenirdi. Kadin  müzisyen ve sanatkârlar gayri müslimler arasindan seçilirdi. Meyhaneler de de  müzikli eglenceler düzenleniyordu. Hokkabazlar da yanan atese kendilerini atmak,  kizgin demiri agizlarina almak, kamçidan kan akitmak, merkep yavrusuna binmek  gibi çesitli gösteriler yapiyorlardi. Sünnet dügünleri de günlerce sürerdi. O  dönemde oynanan oyunlar arasinda satranç ve tavla önemli bir yer isgal  ederdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Ev hayati:&lt;/span&gt; Anadolu evleri sofa, odalar ve mutfaktan  olusuyordu. Ev esyasi olarak hali, yaygi, perde, battaniyeden bahsedilir. Isinma  araci olarak tandir ve mangal, aydinlanma araci olarak da samdan, kandil, çirag  ve mum vardi. Mum, zengin evlerinde çirag ise fakir evlerinde kullanilirdi.  Zengin evlerinde hizmetçiler, maiyyet ve harem aglari vardi. Köleler âzâd  edilirse kendilerine bunu gösteren bir belge verilirdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Kilik-kiyafet-süslenme:&lt;/span&gt; Anadolu Selçuklulari  döneminde yaygin erkek kiyafetleri elbise, baslik ve ayakkabidir. Erkek  elbiseleri hasir elbiseleri, siyah ipekten yapilmis elbise, çuha ve kemhadan  yapilan elbiseler olarak zikredilebilir. Ayrica kurt ve tilki postlari, salvar  ve gömlek, hirka ve sarik, çizme ve ayakkabi da giyiliyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kadinlar ise çarsaf, kürk, ibrisim, basörtü ve peçe  giyerlerdi. Uzun biyik ve uzun sakaldan hoslanilmazdi. Koku malzemesi olarak  misk ve amber, makyaj malzemesi olarak da sürme kullanilirdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Besin maddeleri:&lt;/span&gt; Türk mutfagi o dönemde de oldukça  zengindi. Yemek sirasinda sofrada sahan, kâse, sini, testi bulunurdu. Yemek bir  kaptan kasikla yeniyordu. En yaygin yemekler tirit ve ateste çevrilen etlerdi.  Keklik, bildircin, çulluk ve toy gibi av hayvanlarinin etleri de revaçtaydi.  Ayrica etli pilav, biberli pilâv ve pastirma yenilen yemek türleriydi. Havuç,  salgam, tursu, meyve olarak elma, incir, kayisi, kavun ve üzüm yenirdi. En  sevilen tatli çesidi helva idi. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Tedavi sekilleri:&lt;/span&gt; Selçuklular zamaninda sagligin  basi temizlik olarak düsünüldügü için her sekilde çok sayida hamam vardi.  Hastaliklarin tedavisi için halk hekim ve seyhlere müracaat ederdi.  Menakibül-ârifin'den mevlevîlerin çesitli hastaliklari el temasi ve okuyup  üfleyerek tedavi ettikleri anlatilmaktadir. Yine Eflakî'ye göre Mevâna bir  sahsin parçalanan ayak parmaklarini eliyle dokunmak, okuyup üflemek suretiyle  tedavi etmistir. O dönemde halkin karsilastigi en yaygin hastalik sitma idi. Hem  hekimler hem de seyhler tarafindan tedavî cihetine gidilirdi. Mevlâna bazi  hastalari özellikle psikolojik rahatsizliklari olanlari telkin yoluyla da tedavi  etmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Devrin hekimleri teshis ve tedavi yaninda ilaçlarin  hazirlanmasina da nezaret ederlerdi. Nitekim Tabib Ekmelüddin Sultan IV. Kiliç  Arslan'in istegi üzerine panzehir imal etmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;TICARI VE EKONOMIK HAYAT&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu ticarî faaliyetler için uygun bir konumda  bulunuyordu. Konya'nin bassehir olmasindan sonra ticarî hayat daha zenginlesmis  ve canlilik kazanmisti. Anadolu'dan geçen Tebriz-Trabzon ve Tebriz-istanbul  yoluyla doguyu batiya baglayan bu yollar Anadolu'nun iktisadî hayatinda önemli  rol oynuyordu. Ege ile de ancak Konya üzerinden baglanti kuruluyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ayrica kuzey-güney istikametinde uzanan  Sinop-Antalya/Alaiyye, Samsun-Ayas, Trabzon-el-Cezire-Suriye yollariyla, Güney  dogudan Istanbul'a uzanan ve Haleb-Kayseri- Ankara-Istanbul,  Haleb-Kayseri-Konya-Istanbul yollari Anadolu'daki ticarî hayata canlilik  kazandiriyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Islâm dünyasinda askeri ve ictimâî gayelerle  kurulan ribatlarin bir devami mahiyetinde, kervanlarin her çesit ihtiyaçlarini  karsilayacak teskilâta sahip olan ve uzaktan adeta bir kale manzarasi arzeden  kervansaraylar Islâm âleminin baska bir yerinde emsâline rastlanmayacak bir  kiymete sahiptir. Selçuklu sultanlariyla ileri gelen devlet adamlari tarafindan  ticaret yollari üzerinde yaklasik 30-40 km.lik araliklarla yaptirilan bu  kervansaraylar tarihi yollarin önemini gösteren canli vesikalardir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;II. Kiliç Arslan, I. Giyaseddin Keyhüsrev, I.  Izzeddin Keykâvus ve I. Alaeddin Keykubad gibi ticarî ve iktisadî hayati  canlandirmaya itina gösteren Selçuklu Sultanlari ticaret yollarinda emniyeti  saglamak gayesiyle kervansaraylar yaptirdilar. Sinop ve Antalya gibi iki büyük  limanda ticarî faaaliyetleri kolaylastirmak ve gelistirmek amaciyla bu sehirlere  zengin tüccarlar yerlestirdiler, onlara ihtiyaç duyduklari her türlü destegi  sagladilar. Türkiye'ye gelen yabanci tüccarlarin ugradiklari zararlari tazmin  ettiler, gümrük vergilerini asgarî seviyeye indirdiler. Bu durum dünya ticaret  tarihinde çok önemli bir yer isgal eder. Ortaçagda zengin ticarî mallarla yola  çikan kervanlar çapulcu ve soyguncularin saldirilarindan emin olmadikça buna  tesebbüs etmekten çekinirlerdi. Iste Anadolu Selçuklu kervansaraylari böyle bir  endise ve ihtiyaçtan dogmustur. En önemli kervansaraylar Anadolu'yu dogu-bati ve  kuzey-güney istikametinde geçen iki büyük uluslararasi ticaret yolu üzerinde  bulunmaktadir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;II. Kiliç Arslan zamanindaki siyasî gelismelere  paralel olarak ticarî faaliyetler de artmis ve büyük kervansaraylar insa  edilmisti. Kervansaray yaptiran ilk Selçuklu sultani II. Kiliç Arslan'dir.  Sultan, Aksaray'da büyük binalar, saray ve medreseler yaptirdigi gibi ilk  kervansarayi da Aksaray yakinlarinda yaptirmistir. II. Giyaseddin Keyhüsrev  zayif bir sahsiyet olmasina ragmen onun zamaninda da kervansaraylarin yapimina  devam edilmistir. Kervansaraylarin, yol emniyetinin saglanmasi disinda hedef  edindigi ikinci gaye ise kafilelerin konakladiklari yerlerde her türlü  ihtiyaçlarini temin etmekti. Kervansaraylar içinde yatakhane, asevi, erzak  ambarlari, ticarî esyanin konuldugu depolar, ahir ve samanliklar, mescidler,  hamamlar, sadirvanlar, eczaneler, ayakkabi tamir atölyeleri ve nalbantlar vb.  vardi. Kervansaraylarin masraflarini karsilamak üzere vakiflar tahsis edilmisti.  Burada konaklayan misafirler zengin-fakir demeden her türlü ihtiyaçlarini  ücretsiz olarak karsilayabiliyorlardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sehir ve kasabalarda ticarî kafilelerin  ihtiyaçlarini karsilamak üzere ayrica hanlar yapilmisti. Bunlar özel olarak insa  edilmis ücretli yerlerdi. Sehirlerde ticarî açidan sahip olduklari öneme paralel  olarak hanlar kurulmustu. Meselâ o devrin önemli sehirlerinden Sivas'ta 24 han  vardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kervansaraylar bulunduklari yerlerde pazar haline  geliyor ve o yörenin iktisadî bakimdan gelismesini sagliyordu. Anadolu  Selçuklulari döneminde yaklasik 134 kervansaray insa edildigi  bilinmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Selçuklular zamaninda Anadolu'da yapilan baslica  kervansaraylar sunlardir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Aglasun hani (Antalya-Isparta yolunda), Akbas hani  (Aksaray-Konya yolunda), Akhan (Aksaray-Konya), Akhan (Egridir-Denizli), Alara  hani (Antalya-Alanya), Alay hani (Kayseri-Aksaray), Altunapa hani  (Sinop-Ankara), Bardakçi hani (Çay-Seyitgazi), Borhani (Ürgüp-Eregli), Böget  (Ankara-Konya), Burma Han (Seydisehir-Alanya), Caca Beg hani (Kirsehir-Aksaray),  Çakalli hani (Samsun-Amasya), Çamalak hani (Zile-Kirsehir), Çardak hani  (Egridir-Denizli), Çavli hani (Besni-Kayseri), Çekerek suyu hani  (Zile-Kirsehir), Çinçinli Sultan hani (Tokat-Sivas), Dazya hani (Amasya-Tokat),  Deve Hani (Seyitgazi), Dibli han (Harput-Divrigi), Dokuzun hani (Konya-Çay),  Dolay hani (Ürgüp-Eregli), Ebü'l-Hasan hani (Seydisehir-Alanya), Ebu'l-Kasim  hani (Niksar), Ebü'l-Mücâhid Yusuf hani (Çay), Egret hani (Çay-Kütahya),  Elikesik hani (Konya-Egridir), Ertokus hani (Konya-Egridir), Ashab-i Kehf hani  (Besni-Kayseri), Evdir hani (Antakya-Isparta), Ezine pazar hani (Amasya-Tokat),  Caferyat hani (Konya-Karaman), Gedik hani (Sivas-Kayseri), Giyaseddin Keyhüsrev  hani ( Egridir), Gülüçagaç hani (Sinop-Ankara), Gölbasi hani  (Diyarbakir-Malatya), Haci Hafiz hani (Konya-Çay), Kadinhani (Konya-Çay), Kagi  hani (Sivas-Kayseri), Kemâleddin hani (Besni-Kayseri), Kemâleddin hani  (Dogansehir-Adiyaman), Kamerreddin hani (Konya-Toroslar), Kara Sungur hani  (Denizli), Kara Sungur hani (Denizli), Karatay hani (Malatya-Kayseri), Kangi  hani (Seydisehir-Antakya), Katranci hani (Aksaray-Konya), Kavak hani  (Konya-Egridir), Kervansaray (Zile-Kirsehir), Kiliç Arslan hani (Aksaray),  Kirkgöz hani (Antalya-Isparta), Kizilören hani (Kirsehir-Ankara), Köprüköyü hani  (Antalya-Alanya), Kuru han (Besni-Kayseri), Kuruçesme hani (Konya-Beysehir),  Lâla Kervansarayi (Sivas-Kayseri), Lâtif hani (Sivas-Kayseri), Mahperi Hatun  hani (Amasya-Tokat), Makit hani (Elazig), Mama Hatun Kervansarayi  (Erzurum-Sivas), Muhliseddin Hani (Zile), Obruk hani (Aksaray-Konya), Ortapayam  hani (Seydisehir-Alanya), Önesin hani (Kayseri-Aksaray), Pamukçu hani  (Konya-Seydisehir), Pasa hani (Tokat-Sivas), Pazarhani (Antakya-Denizli),  Pazarcik hani (Alanya-Anamur), Pervane hani (Kayseri-Aksaray), Pervane Süleyman  hani (Boyabat-Vezirköprü), Pinarbasi hani (Egridir-Denizli), Ruzapa (Rüzbe) hani  (Konya-Çay), Sadeddin Köpek hani (Aksaray-Konya), Sahibata hani (Konya-Çay),  Sahibata hani (Konya-Çay), Sarihan (Kayseri-Aksaray), Sarihan (Malatya-Kayseri),  Sarihan (Nigde), Sardavul hani (Karaman-Silifke), Selçuk hani (Sinop-Ankara),  Selçukhani (Malatya-Sivas), Seyfeddin Ferruh hani (Konya-Seydisehir), Siraçakil  hani (Aksaray-Eregli), Silinti hani (Alanya-Anamur), Suluhan (Kozan-Feke),  Sultan hani (Aksaray-Konya), Sultan hani (Sivas-Kayseri), Sultan hani  (Konya-Toroslar), Susuz hani (Antalya-Isparta), Sünnetli hani (Kayseri-Aksaray),  Sahruhköprülü hani (Sivas-Kayseri), Savepsa hani (Antalya-Alanya), Taktoba hani  (Tokat-Sivas), Tecer hani (Malatya-Sivas), Tol hani (Seydisehir-Alanya), Yeni  han (Yildizeli/Tokat-Sivas), Yeniceköy hani (Çay-Kütahya), Yunuslar hani  (Konya-Beysehir), Zalmanda hani (Ankara-Konya), Zivanik hani (Ankara-Konya),  Zilli han (Besni-Kayseri) ve Zincirli hani (Aksaray-Konya).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;TARIM ÜRÜNLERI&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Akdeniz, Orta Anadolu ve Dogu Anadolu bölgeleri  Anadolu Selçuklulari'nin tarimsal üretiminde önemli bir yer isgal ediyordu.  Özellikle bugday ayni zamanda ülkenin basta gelen ihraç ürünleri arasinda  yeraliyordu. XIII. ve XIV. yüzyilda Sivas hububat üretiminde ilk siralari isgal  ediyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu dönemde Anadolu'da Denizli civarinda iyi cins  pamuk, bazi yörelerde de pirinç üretimi yapilirdi. Ayrica seker kamisindan elde  edilen sekerin de ihraç mallari arasinda yer aldigi söyleniyorsa da bu hususu  teyid edecek yeterli bilgi yoktur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Seyyahlarin verdigi bilgilerden Anadolu'da kayisi,  badem, erik, seftali, armut, portakal, limon ve üzüm gibi meyvelerin  yetistirildigi anlasilmaktadir. Konya ve Antalya yöresinde üretilen kayisi  kurutulduktan sonra çesitli islâm ülkelerine satilirdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu'da hayvancilik da oldukça yaygindi. At  kiymetli bir ihraç mali idi. Fakat sigir, koyun ve keçi daha yaygin olarak  yetistirilirdi ve hemen herkesin sagmal bir hayvani vardi. Bu hayvanlar da  çesitli ülkelere canli olarak ihraç edildigi gibi deri, yün ve tiftikleri de  islenerek veya hammadde olarak da satilirdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;MADENLER&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklulari zamaninda çikarilan baslica  madenler, demir, bakir, gümüs, sap, kayatuzu, lâcivert tasi ve boraks idi. Bakir  Ergani'de, Kastamonu'da ve Erzincan yöresinde, demir az da olsa Divrigi ve  Toroslar'da; Ulukisla, Gümüshane, Amasya Gümüshaciköy ve Kütahya Gümüssar'da ise  gümüs yataklari vardi. Bu yataklar Anadolu'nun Mogol istilâsina maruz  kalmasindan sonra da isletilmeye devam etmistir. Ihraç mallari arasinda yer alan  kayatuzu da Anadolu'nun çesitli yerlerindeki sekiz tuzlada üretiliyordu.  Lâcivert tasi ise Konya civarinda çikariliyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;SANAYI ÜRÜNLERI&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Dokuma, hali ve kilim Anadolu'daki sanayi ürünleri  arasinda ilk sirayi isgal eder. Dünyanin en gözde halilari Anadolu'da dokunurdu.  Hem Marco Polo hem de Ibn Battuta burada dokunan hali ve kilimlerden övgüyle söz  ederler. Konya, Aksaray, Sivas, Erzurum ve Usak baslica hali dokuma  tezgâhlarinin bulundugu sehirlerdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Pamuk yün, tiftik ve pamuktan üretilen kumaslar da  çesitli ülkelere ihraç ediliyordu. Erzincan, Mus, Mardin, Maras, Karaman,  Ankara, Sivas, Diyarbakir, Kastamonu, Konya, Kirsehir ve Malatya çesitli cins  kumaslarin üretildigi merkezlerdi. Dericilik de çok sayida sigir ve koyunun  yetistirildigi Anadolu'da önemli bir sanayi dalini teskil ediyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Erzurum, Sivas ve Antalya gibi merkezlerde çesitli  silâhlar ve savas makineleri imal ediliyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Erzincan özellikle bakir ev esyasi imalâtinda ilk  sirayi isgal ediyordu. Altin ve gümüs zinet esyalari Konya ve Alaiye'de  yapiliyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;TICARET&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklu sultanlari ticaretin ülkenin  iktisadî hayatinda ne derece önemli rol oynadiklarini idrak ettikleri için hem  iç hem de dis ticaretin gelismesi için gereken ortami hazirlamis, yollarda  emniyeti, sehirlerde ve pazar yerlerinde asayis ve huzuru  saglamislardir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Baslangiçta mübâdele yoluyla yapilan ticarî  faaliyetlerde zamanla para kullanilmaya baslanmistir. Sehir disinda kurulan  pazarlar yerlesik hayat sürenlerle, köylüler ve göçebeler arasinda ticaret  mallarinin karsilikli olarak mübâdele edildigi yerlerdi. Sehirlerin gelismesiyle  çarsilar, pazarlar ve hanlar iç ticaretin canlandigi yerler oldu. Hem yerli hem  de yabanci tüccarlar buralarda alisveris yapiyorlardi. Pazarlardan alinan  vergiden baska sehre getirilen ve disari çikarilan her çesit esyadan vergi  aliniyordu. Ilhanlilar zamaninda tamga adi verilen bu vergi sahneler tarafindan  tahsil edilirdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Esnaf ve zenaat erbabi XIII. yüzyilda ahilik adi  verilen bir teskilâtin bünyesinde toplanmislardi. Bu teskilât sehirlerde  ekonomik, siyasî ve ahlâkî kurallari tanzim etikleri gibi siyasî buhran ve  sikintilarin giderilmesinde de önemli hizmetleri ifa ediyorlardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu'da ahilik teskilâtinin kurucusu olarak  kabul edilen Ahi Evran (Seyh Nasîrüddin Mahmûd, ö.l262) I. Alaeddin Keykubâd'in  destek ve yardimiyla islâmî tasavvufî düsünceye bagli kalarak seyh-mürid,  usta-çirak münasebeterini tanzim etmis ve buna bagli olarak iktisadî hayati  düzenlemistir. Büyük bir süratle yayilan bu teskilâtin mensuplari sadece  sehirlerde degil ayni zamanda köyler ve uç boylarinda da büyük nüfuz  kazanmislardir. Özellikle XIII. yüzyilda devlet otoritesinin zayifladigi  siralarda siyasî ve askerî güçlerini kullanarak önemli hizmetlerde  bulunmuslardir. Anadolu Selçuklulari zamaninda ahiler çesitli mesleklere ait  problemleri halletmekte ve onlarin devlet ile olan münasebetlerini  düzenlemekteydiler. Çarsi ve pazarlarda satilan mallarin hem kalite hem de fiyat  yönünden kontrolü ahilik teskilatinin baslica görevleri idi. Çok genis bir  alanda faaliyet gösteren ahilik pek çok devlet adami, tarikat mensuplari ve  âlimleri bünyesinde toplamis, XIV. yüzyildan itibaren de organize esnaf  birlikleri halini alarak iktisadî sahadaki faaliyetleri ön plâna  çikarmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;XII. yüzyildan itibaren Anadolu'ya yerlesen  Türkmenler hem kendi aralarinda hem de Rumlar ve Ermenilerle dahilde alisveriste  bulunuyorlardi. Baslangiçta mal degisimi (mübâdele) ile baslayan bu ticarî  faaliyetler Selçuklu parasinin tedavüle girmesiyle alisveriste para  kullanilmistir Anadolu'nun XII. yüzyildaki durumundan bahseden kaynaklar ülkeyi  harab olarak tanitirken XIII. yüzyilda bölgeyi gezen seyyahlar Anadolu'yu zengin  ve müreffeh bir ülke olarak tasvir ederler. Ilk zamanlar sehir disinda bir yerde  kurulan pazarlar sehirli, köylü ve göçebe Türkmenlerin ihtiyaçlarini karsilamaya  kâfi geliyordu. Sehirler gelisince hanlar kurulmus, çarsi ve pazarlarin sayisi  artmistir. XIII. yüzyilda sehirler arasi ticaret baslamistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Selçuklu sultanlari dis ticaretin gelismesine de  büyük önem veriyorlardi. Sultan I. Giyaseddin Keyhüsrev 1207'de Antalya'yi feth  ederek burayi önemli bir ihracat ve ithalat limani haline getirdi. I. Aleddin  Keykubâd da 1221 yilinda Kalonoros'u fethederek ismini Alaiyye olarak  degistirdi. Anadolu'da huzur ve istikrar saglandiktan sonra Avrupali tüccarlar  dogunun ticarî mallarini Misir yerine Anadolu'dan temin etmeye basladilar.  Böylece Anadolu hem Avrupa hem de dogudaki Islâm ülkeleri için önemli bir ticarî  potansiyele sahip oldu. Antalya'nin fethiyle Akdeniz ticaretinde de Türkler  önemli pay aldilar. Kibris ve Venediklilerle ticarî anlasmalar inzalandi. Kibris  Krali Hugues ile I. Izzeddin Keykâvus arasinda ticaret antlasmalari yapilmistir.  Buna göre Selçuklu tüccarlari Kibris'ta serbest olarak ticarî faaliyette  bulunabilecekleri gibi Kibrisli tüccarlar da Anadolu'da karsilikli olarak gümrük  vergilerini ödemek suretiyle ticaret serbestligine sahip olacaklardi.  Anadolu'dan sap, yün, ipek, ipekli kumaslar, pamuk, hali, kilim, deri, sabun,  sarktan getirilen baharat ve diger ticarî mallar ihraç ediliyordu. Avrupali  tüccarlar Kibris'i bir ticarî üs olarak kullaniyordu. Onlarin getirdikleri  mallarin bir bölümü Türk tüccarlar tarafindan ithal edilirdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;I. Alâeddin Keykubâd'in 1220 yilinda Venediklilerle  daha önce yapilmis olan anlasmayi teyid eden bir anlasma imzalamasi onun  ticarete verdigi önemi göstermektedir. Anlasma ile Venedik'te ve onlarin  hâkimiyetindeki baska yerlerde yasayan tüccarlar Selçuklu topraklarinda rahat  bir sekilde ticaret yapabileceklerdi. Ayni sekilde Selçuklu tebeasi da  Venedikliler'in egemenligi altindaki yerlerde serbestçe ticarî faaliyette  bulunabileceklerdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;XIII. yüzyilda Selçuklular ile Memlûkler arasinda  ticarî münasebetler baslamistir. Özellikle gemi yapiminda kullanilan kereste  ticareti yaygindi. Iki ülke arasinda nakliye isleri Cenevizliler ile  Venedikliler tarafindan yapiliyordu. 1289'da bir Ceneviz gemisinin seker, keten  ve biber yüküyle Iskenderiye'den Alaiyye'ye geldigi bilinmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;I. Izzeddin Keykâvus'un 1214'te Sinop'u  fethetmesiyle Karadeniz ticareti de canlilik kazandi. Sinop hem kuzey-güney, hem  de dogu-bati ticareti açisindan önemli bir liman sehri idi. Bunun idraki içinde  olan Sultan I. Izzeddin Keykâvus sehirde yogun bir imar ve iskân faaliyeti  baslatmistir. Çesitli bölgelerden zengin tüccarlar ve saygin kisiler Sinop'a  gettirilerek iskân edildi. Ticaretin gelismesi için her türlü imkân seferber  edildi ve bu sayede Sinop Karadeniz'in en önemli ticarî üssü haline  geldi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan daha sonra Türk, Arap ve Rus tüccarlarinin  bir ugrak yeri olan Kirim'daki Sugdak'in fethi için hazirliklara giristi ve Emir  Hüsameddin Çoban kumandasinda gönderdigi donanma ile sehri feth etti (1227). Bu  sefer ile Anadolu Selçuklulari'nin Karadeniz'deki ticarî faaliyetleri artti.  XIII. yüzyilda Rus ve Kipçak tacirlerin Sivas'a kadar geldikleri bilinmektedir.  1230'da Trabzon'un da Selçuklu hâkimiyetini tanimasiyla Anadolu Selçuklulari  Karadeniz'i Dogu Anadolu'ya baglayan, oradan da Iran ve Uzak Dogu'ya kadar  uzanan bir ticaret merkezini daha ele geçirmis oluyorlardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;XII. yüzyilin sonlarinda Anadolu'nun huzur ve  asayisin hâkim oldugu bir ülke haline gelmesi, Alaiyye ve Sinop'un fethi  Anadolu'daki transit ticaretin canlilik kazanmasina zemin hazirlamisti.  Misir'dan gemilerle Antalya ve Alaiyye'ye getirilen mallar, Konya, Ankara, Sinop  ya da Bagdat-Halep-Malatya-Sivas-Amasya üzerinden Samsun ve Sinop limanlarina  ulastiriliyordu. Ayas-Samsun güzergâhi da transit ticaretinde oldukça önemliydi.  1240'ta baslayan Babaî isyaniyla 1243'te bozgunla sonuçlanan Kösedag Savasi  Anadolu'daki ticarî hayata büyük bir darbe indirdi. Kayseri ve Malatya gibi  sehirlere yerlesmis olan çok sayida tüccar bu huzursuzluklar ve karisikliklar  yüzünden Suriye'ye kaçti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;XIII. yüzyilin birinci yarisinda Sinop-Antalya  hattinin dogusunda kalan sehirlerin iktisadî refah düzeyi batidaki sehirlerden  daha iyi idi. XIV. yüzyilda Erzurum 222.000, Erzincan 332.000, Harput 215.000,  Niksar 187.000, Kayseri 140.000, Nigde 141.000, Aksaray 51.000, Aksehir 135.000,  Ankara 72.000, Mardin 236.000, Meyyafarikîn 224.000, Sivas ve Konya ise toplam  1.384.886 dinar vergi ödüyordu. XIII. yüzyilin sonlarinda Konya, Kayseri, Sivas  basta olmak üzere Antalya, Sinop, Erzurum, Erzincan, Malatya, Ahlat, Diyarbakir  ve Mardin gibi bazi sehirlerin nüfusu yüzbini asmisti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Uluslararasi ticarette mühim bir yeri olan Yabanlu  Pazari'nin en önemlisi Kayseri'nin Pinarbasi ilçesinin Pazarören köyünün  bulundugu yerde kurulurdu. 40 gün boyunca açik kalan bu fuarda köleler dahil her  çesit kumas, kürk ve hayvanlar alici bulurdu. Yabanlu Pazari 1277'den sonra  giderek önemini yitirdi ve Mogol valilerinin yaylagi haline geldi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Yine uluslararasi nitelik arz eden bir baska önemli  pazar da Mardin'in Düneysir (Koçhisar) pazari idi. Ticarî maksatla kurulan  hanlar ve pazar yerleri zamanla buranin bir sehir haline gelmesine sebep oldu.  Bunun disinda Kirsehir-Kayseri yolu üzerindeki Ziyaret Pazar, Ilgin'daki Yilgin,  Amasya-Tokat arasinda pazar günleri kurulan Azîne pazari ve Germiyan'da kurulan  Alemüddin Pazari önemli pazar yerleri idi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;ANADOLU SELÇUKLU SANATI&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;XI. yüzyildan itibaren Türk göçlerine sahne olan  Anadolu'da Büyük Selçuklular'in Iran'da gerçeklestirdikleri Türk-Islâm  mimarisiyle Anadolu kültürünün kaynasmasindan olusan yeni bir sanat anlayisinin  ürünü olan kiymetli eserler vücuda getirilmistir. Bu eserler daha sonraki  yillarda Beylikler ve Osmanli mimarisine temel teskil etmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklu sanat eserleri incelendiginde  bunlari etkileyen baslica faktörlerin Islâm inanci, Islam öncesine kadar uzanan  Türk kültürü ve nihayet yerli kültürler oldugu söylenebilir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;CAMILER&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklulari müslüman bir devlet olup  halkin büyük çogunlugunu müslümanlar olusturuyordu. Bu bakimdan diger Islâm  devlet ve hanedanlarinda görüldügü gibi camiler mimarî eserlerin basinda yer  alir. Anadolu Selçuklulari'na ait en eski camii XII. yüzyilin ortalarinda  yapildigi bilinen Konya Alâeddin Camii'dir. Anadolu Selçuklu sanatinin bir  saheseri olan bu cami, daha sonraki dönemlerde yapilan tamirat ve  degisikliklerle günümüze kadar intikal edebilmistir. Sivas Ulu Camii ise 1197  yilinda II. Kiliç Arslan'in ogullarindan Kutbeddin Meliksah zamaninda Kizil  Arslan tarafindan yaptirilmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;I. Alâeddin Keykubâd tarafindan yaptirilan Nigde  Alaeddin Camii Anadolu Selçuklulari'nin klasik cami mimarisinin bütün orijinal  özelliklerini bünyesinde toplamaktadir. Yine Alâeddin Keykubâd tarafindan 1224  yilinda yaptirildigi anlasilan Malatya Ulucamii Büyük Selçuklularin Iran'da  uyguladiklari plâna dayanmaktadir. Ayni sultan dönemine ait olan baska bir eser  de Afsin AshabGi Kehf Camii'dir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kayseri Huand Hatun Camii ise II. Giyaseddin  Keyhüsrev zamaninda tamalanmistir. Sultan II. Izzeddin Keykâvus zamaninda  yaptirilan Kayseri Haci Kiliç Camii de bir külliye seklinde plânlanmis ve cami  medreseyle kaynasmistir. Amasya'daki Burmali Minare Camii'nin II. Giyaseddin  Keyhüsrev döneminde tamamlandigi bilinmektedir. Sinop Ulu Camii ise Muineddin  Süleyman Pervâne tarafindan yaptirilmistir. Amasya valisi Seyfeddin Torumtay  tarafindan yaptirilan Gök Medrese Camii Divrigi Ulu Camii'ni hatirlatan bir  plâna sahiptir. Bünyan Ulu Camii, Aksehir Ulu Camii ve Develi Ulu Camii de  Anadolu Selçuklulari'na ait kiymetli eseler arasinda yer alir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;XIII. yizyilda yapilan Selçuklu mescidlerinden  bazilari da söyle siralanabilir. Konya Tas Mescid, Konya Sirçali Mescid, Konya  Karatay Mescidi, Konya Hoca Hasan Mescidi, Konya Beyhekim Mescidi, Konya Tahir  ile Zühre Mescidi, Alanya Akçebe Sultan Mescidi, Aksehir Küçük Ayasofya Mescidi,  Aksehir Güdük Minare Mescidi, Harput Alaca Mescid.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;2- Medreseler&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklulari zamaninda yapilan medreseler  arasinda Afyon Boyaliköy'deki Kubbeli Medrese (1210), Isparta Atabey'de Ertokus  Medresesi (1224), Konya Karatay Medresesi (1251), Konya'da Vezir Sahip Ata'nin  yaptirdigi Ince Minareli Medresesi (1260-1265), Afyon Çay'da Tas Medrese,  Kirsehir Cacabey Medrese (1272-1273) sayilabilir. Anadolu'da Selçuklu  mimarisinin orijinal bir eseri olarak kabul edilen Kubbeli Medreseler Osmanli  camii mimarisine zemin hazirlamis, hankâhlar, zaviyeler ve tekkeler hep bu plân  esas alinarak gerçeklestirilmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kayseri'deki Çifte Medrese I. Giyaseddin  Keyhüsrev'in tip medresesiyle kizkardesi Gevher Nesibe Hatun'un sifahanesinden  ibaret dört eyvanli bir yapidir (1205). I. Izzeddin Keykâvus tarafindan  1217-18'de Sivas'ta yaptirilan Sifahane'de göz, dahiliye, cild ve ruh  hastaliklari tedavi edilirdi. Burada ruh hastaliklarinin musikî ile tedavi  edildigi bilinmektedir. Anadolu'daki en önemli medreselerden birini teskil eden  Konya'daki Sirçali Medrese (1242), klasik Selçuklu medreselerinin ilk örnekleri  arasinda yer alir. Aksehir'deki Tas Medrese 1250'de Sahip Ata tarafindan  yaptirilmistir. Yine ayni sehirde Huand Medresesi, Siraceddin Medresesi ve Haci  Kiliç Medreseleri dinî ilimlerin okutuldugu medreseler idi. Sivas'ta adeta  birbirleriyle rekabet edercesine ayni yil (1271) içinde yaptirilan Gök Medrese,  Bürûciye Medresesi ve Çifte Minareli Medrese abidevî eserler arasinda yer alir.  Gök Medrese çifte minareleri mermer portali, çesmesi, süsleme ve köse  kuleleriyle Sahip Ata'nin en gösterisli eserleri arasinda yer alir. Gök Medrese  Anadolu Selçuklu mimarisinin en gelismis eseridir. Bürûciyye Medresesi Muzaffer  Bürücirdî tarafindan, Çifte Minareli Medrese ise Ilhanli veziri Semseddin  Cüveynî tarafindan yaptirilmistir. Bunlarin disinda 1270'te Tokat'taki Gök  Medrese Muineddin Süleyman Pervane tarafindan yaptirilmistir. Erzurum'daki Çifte  Minareli Medrese veya Hatuniye Medresesi Anadolu'da yaptirilan en büyük medrese  oldugu gibi mimarîsi, plâni ve süslemeleriyle ahenkli bir üslüba sahip abidevî  bir eserdir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;KÜMBET VE TÜRBELER&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklulari tarafindan yapilan kümbetler  Büyük Selçuklu mimarisinin bir uzantisi olarak kabul edilmektedir. Çok mütevazi  ölçüde yapilmakla beraber mimarî bakimdan inanilmaz bir zenginlige sahiptir.  XII. yüzyilda insa edilen ilk kümbetler önceleri sadece tugladan daha sonra ise  tastan yapilmaya baslanmistir. Sekil olarak sekiz, on, oniki köseli veya  silindirik gövde üzerine piramit yahut külahli kümbetler basta olmak üzere  dilimli gövdeli kümbetler, kare planli ve kubbeli, ya da dikdörtgen plan üzerine  tonozlu türbeler olarak karsimiza çikmaktadir. Distan bakildiginda bir kule  seklinde görünen kümbet genelde iki katlidir. Birinci kata birkaç merdivenle  çikilir. Burada sanduka mezar bulunur. Asil mezar ise alt katta yani toprak  seviyesinin altinda mumyalik denilen bölümdedir. Üst katta bulunan sanduka  sembolik bir mezar seklindedir. Burasi daha çok bir ziyaretgâh veya mescit  seklinde düsünülebilir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kümbetler çogu zaman bagimsiz bir mimarî eser  olmakla beraber bazen de cami ve medreselere bagli olarak insa edilmistir.  Erzurum'da Yakutiye Medresesi'ne bagli olarak insa edilen kümbet (1310) tas  isçiliginin en güzel örneklerindendir. XII. yüzyilda yapilan Selçuklu  kümbetlerinden sadece II. Kiliç Arslan kümbeti zamanimiza kadar kalmistir.  Kayseri'deki Çifte Medrese kümbeti (1206) en eski Anadolu Selçuklu eserlerinden  biridir. I. Izzeddin Keykâvus'un 1217 tarihinde Sivas'ta yaptirdigi  Dâru's-sifa'nin saginda bulunan türbenin üzerinde tugla kubbenin örttügü mekân  üstünde distan on kenarli bir kümbet yükselmektedir. Bu Anadolu Selçuklu tugla,  çini ve mozaik süslemelerin ilk abidevi eseri olup çini mozoik sanatinin daha  sonra ulasacagi parlak gelismenin ilk isaretleri olarak kabul edilebilir.  Isparta Atabey'de Medreseye bagli olarak yapilan Ertokus Kümbedi (1223) sekizgen  gövde üzerine içten kubbe, distan piramit külahla örtülü bir yapidir. I.  Alaeddin Keykubâd'in emirlerinden Ali Tusî'nin sagliginda Tokat'ta yaptirdigi  türbe (1234)'de distan sekizgen bir kümbet biçiminde yükselmektedir.  Kayseri'deki II. Giyaseddin Keyhüsrev'in annesi Mahperi Huand Hatun türbesi  (1238) camiin medreseye bitisen kösesine sonradan eklenmistir. Kayseri'deki  Çifte Kümbet ise Alâeddin Keykubâd'in hanimi Melike Adiliye için 1247'de  yaptirilmistir. Amasya'da Torumtay'in 1266'da yaptirdigi Gök Medrese Camiine  bitisik kümbet kesme 70 tastan kare seklinde bir alt yapi üzerine tugladan  sekizgen bir gövde ve kivrimli bir piramit içindedir. Muzafferüddin  Bürûcirdî'nin türbesi Sivas Bürûciyye Medresesi içerisindedir. Amasya'daki  Torumtay türbesi (1278) digerlerinden farkli bir özellik arz  eder.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;KÖSK VE SARAYLAR&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklu sultanlarinin yaptirdigi saray ve  köskler oldukça mütevazi yapilardir. Kaba tas ve tugladan yapdiklari için uzun  ömürlü olamamislardir. II. Kiliç Arslan'in yaptirdigi II. Kiliç Arslan Köskü'nün  günümüzde sadece dogu cephesindeki duvari kalmistir. I. Alâeddin Keykubâd  tarafindan tamir ettirildigi için onun adini alan kösk kare bir mekân üzerine  yerlestirilmistir. I. Alâeddin Keykubâd Beysehir gölü kiyisinda Kubadâbâd adiyla  meshur bir saray yaptirdi. Yine ayni hükümdar Kayseri'de Keykubâdiye adiyla  bilinen yazlik bir saray yaptirmisti. Keykubadiye sarayi bir kaynaktan çikan  sularin olusturdugu küçük gölün kuzey tarafinda siralanmis üç köskten ibarettir.  Muhtemelen 1224-1226 yillari arasinda yapilmistir. Kayseri Erkilet yakininda  Hizir Ilyas adiyla bilinen Selçuklu köskü de muntazam kesme tastan saglam bir  yapidir. Yine Kayseri Argincik köyünde Haydar Bey adiyla meshur bir Selçuklu  köskü bulunmaktadir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;DIL VE EDEBIYAT&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;XIII. yüzyil Anadolu Selçuklulari'nin siyasî  bakimdan büyük sikintilari maruz kaldigi bir dönem olmasina ragmen Türk  edebiyatinin ilk kuvvetli gelismesi de yine bu dönemde olmustur. Bu dönemde  yetisen büyük mutasavviflarin kismen Arapça ve büyük bir çogunlukla Farsça  olarak kaleme aldiklari ilmî ve edebî eserler yaninda Selçuklu hükümdarlari ve  ileri gelen devlet adamlari için kaleme aldiklari eserler de vardir. Iste  Anadolu'da islâm kültür hayatinin büyük bir gelisme gösterdigi XIII. yüzyilda  Ahmed b. Muhammed et-Tûsi I. Izzeddin Keykâvus adina, Kelile ve Dimne'yi, Kadi  Siraceddin Urmevî Mesud b. Izzeddin Keykâvus adina Kistasü'l-adalet fî  kavaidi's-saltanat'i, Muhammed b. Mahmûd da Siyasetnâme tarzinda bir eser  yazmistir. Ibn Bibî de Anadolu Selçuklu tarihinin baslica kaynaklarindan olan  el-Evâmirül'lGAlaiyye'yi bu dönemde telif etmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklullari daha ilk zamanlardan itibaren  sûfîlere karsi büyük bir saygi göstermistir. Tasavvuf erbabinin Selçuklu  sultanlari ve devlet adamlarindan gördükleri yakin ilgi muhtelif yerlerdeki  Sûfîlerin akin akin Anadolu'ya gelmelerine sebep olmustur. Bu dönemde  Fahreddin-i Irakî, Seyh Neicmeddin Daye, Sadeddin-i Fergani ve Mevlâna gibi  Islâm aleminin taninmis simalari Anadolu'daki sehirlerde  yasiyorlardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Mevlâna Celâleddin-i Rûmi Farsça yazmakla beraber  Anadolu'da gelismekte olan Islâmi Türk edebiyati üzerinde sürekli etki  yapmistir. Sultanü'l-Ulema Bahaeddin Veled'in oglu olan Mevlâna Belh'te dogmus  ve 1273'te burada ölmüstür. Eserleri arasinda Muineddin Pervane'ye ithaf ettigi  Fîhî Mâfih, Mesnevî ve Divan-i Kebîr sayilabilir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;XIII. yüzyilda Anadolu'da yasayan ve özellikle halk  kitleleri üzerinde çok tesirli olan sahsiyetlerden biri de Haci Bektas-i  Veli'dir. O islâmî ilimlere ve tasavvuf esaslarina vakif bir âlim idi. XIII.  yüzyilda Türkçe eser yazan sairler arasinda Hoca Ahmed Fakih, Seyyâd Hamza,  Sultan Veled, Hoca Dehânî ve Yunus Emre'dir. Mevlâna'nin oglu Sultan Veled  Divan, Ibtidânâme, Rebâbnâme ve Intihânâme gibi eserlerini babasinin etkisinde  kalarak yazmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Hoca Ahmed Fakih XIII. ve XIV. yüzyilda Anadolu'da  büyük söhrete kavusan Türk seyhlerindendir. O yasca Mevlâna'dan büyük olup  babasi Sultanü'l-ulema Bahaeddin Veled'den fikih tahsil etmis, sonra ilâhî  cezbeye kapilarak kitaplarini yakip daga çikmis ve Bahaeddin Veled'in ölümünden  sonra geri dönmüstür. Ahmed Fakih'in günümüze intikal eden iki eseri Çarhnâme  ile Kitab-i Mesâcidi's-serîfe'dir. Bunlar Anadolu Türkçesinin en güzel  örneklerini teskil eder.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Seyyâd Hamza dinî ve tasavvufî siirleriyle Ahmed  Fakih'i takip etmistir. Türk tasavvuf edebiyatinin gelismesinde büyük bir tesiri  olan Seyyâd Hamza'nin eserleri ve hatirasi bu siir tarzinda güçlü simalarin  yetismesini saglamistir. Seyyâd Hamza'nin Anadolu'da köy köy dolasarak  dinî-tasavvufî siir ve hikayelerle halki aydinlattigi söylenebilir. Yusuf u  Züleyha adli mesnevisi meshurdur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Hoca Dehhânî de Horasan'dan Anadolu'ya gelen  sairlerden olup Sultan III. Alâeddin Keykubad'a bir kaside sunmus ve günümüze  ulasmayan manzum bir Selçuknâme yazmistir. Dehhanî daha çok din disi konularda  yazmistir. XIII. yüzyil sonlariyla XIV. yüzyil baslarinda yasayan Yunus Emre ile  Anadolu'da yetisen tasavvufî Türk edebiyatinin en büyük temsilcisidir. Daha  sonraki dönemlerde yasayan pek çok edip ve sair onun etkisi altinda kalmistir.  Yunus Emre'nin Divan'i ile Risâletü'n-nushiyye adli bir mesnevisi vardir. O  Türkçe divan sahibi ilk sairdir. Yunus siirlerini aruz ve hece vezniyle  yazmistir. Yunus emre ilâhî aski yasamis ve duygularini siirlerinde dile  getirmis, Islâma bagli, tarikat yoluyla halka ulasmis bir büyük insandir.  Türkçe'nin ifade gücünü isbatlamis büyük bir dil ustasidir. Türk halki arasinda  en çok sevilen ve siirleri Anadolu'da zevkle okunan Yunus Emre aradan asirlar  geçtigi halde canliligi ve güzelligini kaybetmeyen siirleriyle Islâmî Türk  edebiyatinin en seçkin temsilcisidir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9103200357727347387-7050998988733608322?l=sanaltarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanaltarih.blogspot.com/feeds/7050998988733608322/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9103200357727347387&amp;postID=7050998988733608322' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/7050998988733608322'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/7050998988733608322'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanaltarih.blogspot.com/2008/07/anadolu-seluklularda-kltr-ve-teskilat.html' title='Anadolu Selçuklu&apos;larda Kültür ve Teskilat'/><author><name>emre</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9103200357727347387.post-1652583990102210710</id><published>2008-07-08T18:11:00.000-07:00</published><updated>2008-07-08T18:12:00.049-07:00</updated><title type='text'>ANADOLU SELÇUKLU DEVLETİ'NİN YİKİLİSİ</title><content type='html'>&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);" align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ANADOLU SELÇUKLU  DEVLETİ'NİN YİKİLİSİ&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;1243 Kösedag bozgunu Selçuklu Devleti  için büyük bir felâketin baslangici olmustur. Ülke o tarihten baslayarak  iktisadî, ictimaî ve siyasî buhranlara sürüklenmis ve Mogol istilasina maruz  kalmistir. Hem Mogollarin giderek artan tahakkümü hem de tahta geçen Selçuklu  sultanlarinin liyakatsizligi devletin itibarini sarsmistir. Özellikle Muineddin  Süleyman Pervane'nin 1277'de vuku bulan ölümünden sonra halk Mogol zulüm ve  baskisi altinda ezilirken, zaman zaman hanedan mensuplari ve Mogol  sehzadelerinin çikardigi isyanlar ve Türkmenlerle yapilan mücadeleler ülkeyi  maddî ve manevî bakimdan perisan etmistir. Mogol baskisi karsisinda devlet  çökerken uclardaki Türkmenler maruz kaldiklari imha hareketlerine ragmen  varliklarini sürdürmeyi basarmis ve Anadolu'nun muhtelif yerlerinde beylikler  kurmuslardir. Son Selçuklu sultani olarak kabul edilen II. Mesud'un ikinci  saltanati oldukça sönük geçmis, ölümü bile ciddi bir yanki uyandirmamistir. II.  Mesud'un 1308 yilinda ölümüyle Selçuklu devleti de yikilmistir. Bazi kaynaklar  Sultan Mesud'un 1308 (veya 1310) yilinda ölümü üzerine yerine oglu V. Kiliç  Arslan'in geçtigini ve Anadolu valisi Timurtas'in 1318 yilinda Selçuklu hanedani  mensuplarini uçlara tenkil edisine kadar Konya'da tahtini korudugunu söyler.  Eger bu kayitlar dogru ise Selçuklu Devleti'nin Anadolu'yu ebedî vatan haline  getirip Osmanli Devleti gibi büyük bir imparatorlugun temellerini attigi ve 243  yil hüküm sürdükten sonra 1318'de yikildigi kabul edilebilir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9103200357727347387-1652583990102210710?l=sanaltarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanaltarih.blogspot.com/feeds/1652583990102210710/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9103200357727347387&amp;postID=1652583990102210710' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/1652583990102210710'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/1652583990102210710'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanaltarih.blogspot.com/2008/07/anadolu-seluklu-devletinin-yikilisi.html' title='ANADOLU SELÇUKLU DEVLETİ&apos;NİN YİKİLİSİ'/><author><name>emre</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9103200357727347387.post-3201956548440935465</id><published>2008-07-08T18:10:00.000-07:00</published><updated>2008-07-08T18:11:10.778-07:00</updated><title type='text'>SELÇUKLU DEVLETI'NI ÇÖKÜŞ NEDENLERİ</title><content type='html'>&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);" align="center"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;SELÇUKLU DEVLETI'NI ÇÖKÜŞ NEDENLERİ&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;a) Sehzâde isyanlari:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Geyhatu'nun Anadolu'dan dönmesi Karaman, Esref ve  Germiyanogullarina yeniden harekete geçme imkâni verdi. Ayrica Kastamonu  yöresindeki Türkmenler de Kiliç Arslan'i destekleme karari almis, Geyûmers ile  Feramürz de saltanat davasiyla ayaklanmislardi. Kiliç Arslan ile Ferâmürz  Kastamonu'ya giderek Çobanogullarindan Yavlak Arslan ile anlasmis ve Sultan  Mesud'a karsi harekete geçmislerdi. Geyhatu Karaman, Esref ve Mentese beylerine  karsi tenkil hareketini tamamladiktan sonra Kiliç Arslan ve Çobanogullarindan  Yavlak Arslan'a karsi bir ordu sevketti. Selçuklu-Mogol ordusu Kastamonu  topraklarina girip Derbendler bölgesinde beklemekte iken Türkmenlerin baskinina  ugradi. Iki taraf da agir kayiplar verdi ve Sultan Mesud ile önde gelen  kumandanlarin bir kismi esir düstü. Müttefik Selçuklu-Mogol ordusu karsi  saldiriyla Türkmenleri bozguna ugratti. Bu hengâmede Kastamonu beyi Yavlak  Arslan da sehit düstü.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;b) Mogol Noyanlarinin çikardigi  isyanlar:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Selçuklu hanedani mensuplari arasindaki taht  kavgalarina ilâveten Mogol noyanlari arasindaki mücadele de Anadolu'da büyük  sikintilara sebep oldu. Ilhanli hükümdari Mahmud Gazan Han'in Anadolu genel  valiligine getirdigi Togaçar Noyan daha sonra gözden düsmüs ve yine Gazan Han'in  gizli emriyle Baltu ve Arap Noyan tarafindan öldürülmüstür. Baltu Noyan giderek  güçlenmis ve hanin emirlerini dinlemez olmustu. Bunun üzerine Gazan Han Kutlug  Sah kumandasindaki 30.000 kisilik bir orduyu 1296 yilinda Anadolu'ya gönderdi.  Baltu Noyan kaçip Ermeni tekfuruna sigindi. Fakat Tekfur onu yakalayip Tebriz'e  gönderdi. Baltu burada Gazan Han tarafindan idam edildi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan Mesûd Baltu Noyan'in tahakkümü altinda oldugu  için Gazan Han'in isteklerini yerine getiremiyordu. Kutlug Sah itham altinda  oldugu için Sultan Mesud'u Gazan Han'in huzuruna çikardi. O Gazan Han'a  mazeretini anlattiysa da 1296 yilinda tahtindan uzaklastirilip Hemedan'a sürüldü  ve Selçuklu tahti III. Alaeddin Keykubad 1298'de tahta çikincaya kadar 2 yil bos  kaldi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sehzadelerin ve Mogol noyanlarin çikardigi  karisikliklar Anadolu halkinin daha da perisan olmasina sebep oldu. Horasan Irak  ve Azerbaycan'dan yola çikan pekçok kisi burada bir mevki ele geçirmeye  çalisiyordu. Gazan Han'in Konya'ya gelen elçisi Ahilerin reisi Ahmed Sah  tarafindan uzaklastirilinca hükümdara yaranmak isteyen Sarap-sâlar onu öldürdü.  Bu olay halki mateme bogdu. Cenaze merasiminde 15.000 kisi basaçik yürüdü. Sehir  ileri gelenlerinin israrlari karsisinda Ahmed Sah'in katili yakalanip idam  edildi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9103200357727347387-3201956548440935465?l=sanaltarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanaltarih.blogspot.com/feeds/3201956548440935465/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9103200357727347387&amp;postID=3201956548440935465' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/3201956548440935465'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/3201956548440935465'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanaltarih.blogspot.com/2008/07/seluklu-devletini-k-nedenleri.html' title='SELÇUKLU DEVLETI&apos;NI ÇÖKÜŞ NEDENLERİ'/><author><name>emre</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9103200357727347387.post-1801502869369602785</id><published>2008-07-08T18:09:00.000-07:00</published><updated>2008-07-08T18:10:06.535-07:00</updated><title type='text'>MEMLÜKLÜ-SELÇUKLU İLİŞKİLERİ</title><content type='html'>&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;" align="center"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#008080;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);font-size:130%;" &gt;MEMLÜKLÜ-SELÇUKLU İLİŞKİLERİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Mogollar Selçuklu Devleti'nin hakimiyetindeki  topraklara elkoydular, hatta bazi vilâyetleri incü olarak dagitarak hanedanin  emlâki haline getirdiler. Meshur vezir Semseddin Cüveynî'ye de ülkenin gelir  kaynaklarini tespit ettirdiler. Selçuklular'in Ilhanli hazinesinden aldigi  borçlarin ödenemeyecek düzeye geldigini gören Cüveynî Erzincan ve civarini satin  alip Ilhan'in öncülerine katarak meseleyi Mogollar lehine halletti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklulari Mogol tahakkümü altinda  iken Memlûklüler zaman zaman Anadolu içlerine müdahale etmis ve son olarak  Elbistan'da Mogollar'a agir bir darbe indirmisti. Mogollar bunun intikamini  almak için seferber oldu ve taraflar 14 Receb 680 (29 Ekim 1281) tarihinde  Hama-Humus arasinda savasa girdiler. Her iki tarafin da agir kayiplar verdigi  savas Memlûkler'in zaferiyle sonuçlanmis ve Sultan Kalavun Suriye'de büyük bir  kahraman olarak karsilanmistir. Abaka Han kumandanlarina bu maglûbiyet  dolayisiyla çok öfkelendi ve ertesi yil bunun intikamini almak üzere bizzat  sefere çikacagini söyledi. Ancak onun 20 Zilhicce 680 (1 Nisan 1282) ölümüyle  müslüman halk büyük bir felâketten kurtulmus oldu. Abaka Han'in yerine kardesi  Teküder Ilhan ilân edildi (4 Muharrem 681/14 Nisan 1282). Müslüman olan ve Ahmed  adini alan Teküder devlete Islâmî bir hüviyet kazandirmak istiyordu. Memlûklerle  de yeni bir siyaset takip ederek dostluk tesis etmekten yana idi. Bu münasebetle  Seyh Abdurrahman, Sivas kadisi Kutbeddin Sirazi, Artuklu veziri Semseddin  Muhammed gibi meshur simalardan olusan bir sefaret heyetini bir mektupla Sultan  Kalavun'a gönderdi. Ahmet Teküder mektubunda küçük yastan beri Allah'a  inandigini, müslüman olarak selamet yolunu seçtigini ve büyük kurultayda  ittifakla han seçildigini, Islâmiyeti yüceltmek ve müslümanlara hizmet etmek,  müslümanlar arasinda kan dökülmesine mani olmak istedigini söylüyor ve artik iki  devlet arasinda dostluk kurulmasi gerektigine isaret ediyordu (15 Cemaziyelevvel  681/21 Agustos 1282).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Memlûk sultani Kalavun Ahmed Teküder'in bu  mektubuna gayet nazikâne bir üslup ile cevap vermis, fakat özellikle  Kongurtay'in Anadolu'da kan dökmeye ve zulüm yapmaya devam ettigini bahane  ederek barisa yanasmamistir. Böyle bir imkânin degerlendirilememis olmasi hiç  süphesiz müslümanlar için büyük bir talihsizlik olmustur. Ahmed Teküder'in  müslümanlarla iyi iliskiler kurmaya çalismasi Argun ile Kongurtay'in ve diger  kumandanlarin ona karsi bir ittifak olusturmalarina sebep oldu. Bu ittifak  sonucu Ahmed Teküder hem tahtini hem de hayatini kaybetti(1284). Böylece  Mogollar da ilk defa taht kavgasi sonunda saltanat degisikligi oldu. Bu  mücadeleler sirasinda sultan Kalavun da Malatya, Harput ve Çukurova'ya kuvvetler  sevketti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;font-size:100%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;II. GIYASEDDIN KEYHÜSREV'IN  ÖLÜMÜ&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Çocuk yasta Selçuklu tahtina çikan III.  Giyaseddin Keyhüsrev'in saltanati Hatiroglu ile Karamanogullari'nin çikardigi  isyanlar, Memlûk sultani Baybars'in ve Abaka Han'in Anadolu'yu istilâsi gibi  önemli olaylarla geçti. Ayrica Siyavus'un çikardigi karisikliklar da bu devrin  dikkati çeken olaylarindan biridir. Sultan II. Izzeddin Keykâvus Kirim'da iken  ogullarindan Giyaseddin Mesud, Rükneddin Kiliç Arslan, Rükneddin Geyûmers,  Alaeddin Siyavus (bazi kaynaklarda düzmece oldugu söyleniyor) ve Ferâmürz de  yaninda bulunuyordu. II. Izzeddin Keykâvus'un Istanbul'da hristiyanlastirilan ve  Bizans kaynaklarinda Melik Konstantin adiyla zikredilen bir oglu daha  vardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;II. Izzeddin Keykâvus'un 679 (1280) yilinda  ölümü üzerine veliahd tayin ettigi oglu Mesud gemilerle Sinop'a gelmis ve  Selçuklu tahtina geçmis olan Geyûmers de ona tabi olmustur. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Abaka Han Erzincan, Erzurum ve Sivas'i Sultan  Mesud'a tahsis ederek hükümdarligini onayladi. Abaka Han'in ölümü üzerine Ahmed  Teküder Selçuklu topraklarini III. Giyaseddin Keyhüsrev ile Mesud arasinda  taksim etti. Bu sirada Ilhanli tahtinda degisiklik oldu ve Argun Han tahta  geçti. Tebriz'de bekleyen Mesud'u Selçuklu sultani olarak tayin etti. Anadolu'ya  dönen Mesud önce Kayseri'de 1284 Subat baslarinda da Konya'da merasimle tahta  çikti. Emirler ve devletin ileri gelenleri huzura çikip biat ettiler. Argun Han,  Ahmed Teküder ile isbirligi yaptigi gerekçesiyle III. Giyaseddin Keyhüsrev'i  tahtindan indirip Erzincan'a (veya Erzurum'a) sürgün etti ve görevlendirdigi  adamlar vasitasiyla da öldürttü (Zilhicce 682/Subat Mart 1284).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Onun sikintilar içinde geçen hükümdarlik  döneminde büyük mimarî eserler insa edilmistir. Bunlar arasinda Sivas'taki  Gökmedrese, Çifte Minareli Medrese ve Bürüciye medreseleri  sayilabilir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;strong&gt;II. GIYASEDDIN MESUD'UN BIRINCI  HÜKÜMDARLIGI (1284-1296)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;II. Giyaseddin Mesûd'un tahta çikisi Konya'da  büyük bir sevinç yaratti. Fakat gerçekte Sultan Mesud da kendinden önceki  sultanlar gibi Mogol tahakkümü karsisinda gölgeden ibaret kalmistir. Vezir Sahib  Ata ile beylerbeyi Izzeddin Muhammed ve Mogollarin siyasetlerine ters düsmeyecek  sekilde hareket etmislerdir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Argun Han 1286'da kardesi Geyhatu'yu 20.000  kisilik bir orduyla Türkmenleri cezalandirmak ve bölgeden uzaklastirmak üzere  Anadolu'ya gönderdi. Halk korkusundan magaralara saklandi. Ancak Sahib Ata'nin  Mogollar'a para temin etmesi ve Geyhatu'nun da merhametli davranmasi sebebiyle  halk bir felâkete maruz kalmadi. Mogol kumandani hatun ve askerlerinin  Aksaray'da yaptiklari alisverisler esnafa oldukça çok para kazandirdi. Geyhatu  Konya'ya hareket edince elçi gönderip karsilanmasini istemis, ancak elçinin  öldürülmesi üzerine öfkeyle Konya üzerine yürümüstü. Sultan Veled kendisini  karsilayarak teskin etmis ve halkin affedilmesini saglamistir. Konya'nin ileri  gelenleri Geyhatu'ya hediyeler takdim ederek gönlünü aldilar.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;III. Giyaseddin Keyhüsrev'in annesi Argun  Han'a müracaat ederek ülkenin onun iki oglu ile Mesud arasinda taksim edilmesini  istedi. Sahib Ata bu tehlikeli tesebbüsü önlemeye çalisti ise de basarili  olamadi. Türkmenler III. Giyaseddin Keyhüsrev'in ogullarini tahta çikarmak için  Mogollar'a karsi ayaklandilar ve 8 Rebiülevvel 684 (14 Mayis 1285) tarihinde  onlari tahta çikardilar. Ancak yaklasik bir ay kadar sonra Sahib Ata'ya bagli  kumandanlardan Emir Has Balaban Konya'ya gelince III. Giyaseddin'in annesi sehri  terketti. Sultan Mesud, III. Giyaseddin Keyhüsrev'in annesini ve iki oglunu  yakalatip Argun Han'a gönderdi (684/1285). Yapilan yargilama sonunda çocuklarin  III. Giyaseddin'in evlâdi olmadiklarina karar verilmis ve baslari kesilerek  Türkmenlere gönderilmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan Mesud 1286 Nisaninda Germiyanli  Türkmenlerine karsi harekete geçti. Öncü birliklerin basinda Napsi Noyan  bulunuyordu. Germiyanlilar 7 Ramazan 685 (27 Ekim 1286) tarihinde Selçuklu  kuvvetleri üzerine bir baskin düzenlediler ve agir kayiplar verdirdiler. Fakat  daha sonra Selçuklular toparlaninca ganimetleri birakip kaçtilar. Sultan Mesud  ile Geyhatu Afyonkarahisar yakinlarindaki savasta da Germiyanli Emir Bozkus'u  maglup ettikten sonra Konya'ya döndüler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan II. Mesud bir süre sonra  Karamanogullari'na karsi sefere çikti. 9 Zilhicce 686 (15 Ocak 1288) tarihinde  Larende'yi ve bütün Karaman topraklarini tahrip etmeye basladi. Mogol-Selçuklu  müsterek kuvvetlerine karsi koyamayan Karamanogullariyla Esrefogullari Sultan  Mesud'dan özür dileyip baglilik arzettiler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Mogollarin artan vergi isteklerini biraz  hafifletmek amaciyla Argun Han'in huzuruna çikmak üzere Tebriz'e giden vezir  Sahib Ata dönüste hastalandi ve 25 Sevval 687 (22 Kasim 1288)'de Aksehir'in  Nadir köyünde öldü. Cenazesi Konya'ya götürülüp topraga verildi. Selçuklu  devletine 40 yil hizmet eden ve pek çok hayir eseri yaptiran Sahib Ata Anadolu  Selçuklulari'nin tarihinde müstesna bir mevki isgal eder.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Geyatu'nun Ilhanli tahtina çikmasi dolayisiyla  Anadolu'dan ayrilmasi ülkede büyük bir bosluk yaratti. Bu iktidar boslugundan  yararlanan Karamanogullari Konya üzerine yürüdüler ve sehri kusattilar. Ahiler  onlara karsi savunma tedbirleri aldilar. Bu sirada Sultan Mesud'un Kayseri'den  Mogol askerleriyle birlikte yaklasmakta oldugunu haber alarak geri çekildilerse  de sonra haberin asilsiz oldugunu ögrenip tekrar muhasaraya basladilar.  Karamanogullari Selçuklularla Obrucuk mevkiinde savasa girdiler. Fakat  Geyhatu'nun geldigini ögrenince geri çekildiler. Sultan Mesûd Geyhatu'yu  Kayseri'de karsiladi. Süratle Karamanlilar üzerine yürüyen Geyhatu çok sayida  Türkmeni öldürttü ve Larende atese verildi. Bazi Türkmenler sarp yerlere  çekilerek kurtuldular. Karamanogullari sindirildikten sonra Esrefogullari'na  karsi harekete geçildi ve onlar da ayni sekilde perisan edildi. Geyhatu 7000  Türkmen esiriyle ve bol miktarda ganimetle Konya'ya döndü.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9103200357727347387-1801502869369602785?l=sanaltarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanaltarih.blogspot.com/feeds/1801502869369602785/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9103200357727347387&amp;postID=1801502869369602785' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/1801502869369602785'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/1801502869369602785'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanaltarih.blogspot.com/2008/07/memlkl-seluklu-ilikileri.html' title='MEMLÜKLÜ-SELÇUKLU İLİŞKİLERİ'/><author><name>emre</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9103200357727347387.post-6506976564431010601</id><published>2008-07-08T18:07:00.002-07:00</published><updated>2008-07-08T18:08:57.251-07:00</updated><title type='text'>3. GİYÂSEDDİN KEYHÜSREV (1266-1284)</title><content type='html'>&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);" align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;3. GİYÂSEDDİN  KEYHÜSREV (1266-1284)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kiliç Arslan'in bu feci akibeti üzerine 6-10  yaslarinda bulunan oglu Giyaseddin Keyhüsrev tahta çikarildi. Kadi Nureddin ile  Üstadü'd-Dâr Eminüddin Isfahanî onun egitimiyle görevlendirildi. Muineddin  Pervâne emîr olarak devletin önemli makamlarina kendi adamlarini getirmisti.  Ancak vezir Fahreddin Ali (Sahib Ata) makamini muhafaza ediyordu. Bir müddet  sonra Pervâne'nin adamlari onu da gözden düsürmek için çalismaya basladlar.  Kirim'da yasayan Izzeddin Keykâvus'un Fahreddin Ali'ye yazdigi mektup vezirin  aleyhine bir koz olarak kullanildi. Izzeddin Keykâvus Sugdak'tan gönderdigi  mektubunda gurbet hayatinin sikintilarindan ve vatan hasretinden bahsediyor ve  yardim istiyordu. Fahreddin Ali de bu mektubu Muineddin'e göstererek fikrini  sormus, Muineddin, Irak Selçuklu sultani Tugrul'un da son günlerinde Ahlat Sah'a  bir mektup gönderip yardim istedigini ancak onun cimrilik edip göndermedigini,  kendisine yazilmis olsa böyle bir yardimda bulunmaktan çekinmeyecegini ifade  etmisti. Fahreddin Ali de bu görüsmeden sonra Izzeddin Keykâvus'a bir miktar  yardim göndermisti (1271).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Muîneddin Pervane vezirin bu iyi niyetli  davranisini onun aleyhinde çalismak için bir firsat kabul etti. Önce oglu  Taceddin Hüseyin'i bir ziyafette tevkif ettirdi. Daha sonra da vezir Fahreddin  Ali'yi eski sultan Izzeddin Keykavus ile isbirligi yapmakla suçlayarak onu da  Emîr-i dâd Eminüddin'in evinde tutuklatdi. Vezir, Muineddin Pervane'ye "Izzeddin  Keykâvus bütün ülkenin hükümdari ve ikimizin de efendisiydi. Bana bir mektup  yazarak durumunu bildirdi. Ben de seni haberdar ederek ona bir miktar yardimda  bulundum. Bütün suçum bundan ibarettir" dediyse de hapsedilmekten kurtulamadi.  Vezirin küçük oglu bir firsatini bulup Tebriz'e kaçti ve durumu Abaka Han'a  anlatti ve getirdigi yarlig ile babasini kurtardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Muineddin Pervane damadi Erzincanli Mecdeddin  Mehmed'i vezir tayin ettigi gibi diger makamlara da atamalar yapti. Eski vezir  Fahreddin Ali 1274'te hapishaneden çikinca bazi hayir müesseseleri ve vakiflarla  mesgul oldu. Fakat aleyhindeki dedikodularin ardi arkasi kesilmeyince Tebriz'e  gidip durumu Abaka Han'a arzetmek zorunda kaldi. Izzeddin Keykâvus ile  iliskilerinin sadece insanî düsüncelerden ileri geldigini ve siyasî hiçbir  maksadi olmadigini ispat etti. Neticede kendisi vezirlik makamina iade edildigi  gibi ogullarini da subasi olarak çesitli vilayetlere tayin ettirdi. Bunun  karsiliginda Abaka Han'a her yil 2000 balis (bir bâlis gümüs 75 dinar  karsiligindaydi) para, Anadolu'dan Mogollara gönderilecekti. Vergi ve hediyeleri  tasimak için de 700 at tahsisi kararlastirilmisti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Fahreddin Ali Anadolu Selçuklu Devleti'ne  büyük hizmetlerde bulunmus bir devlet adami idi. Yaptirdigi hayir  müesseseseleriyle o sadece Türkiye'de degil bütün Islâm dünyasinda da hakli bir  söhrete kavusmustu. Özellikle, Konya, kayseri ve Sivas'ta olmak üzere insa  ettirdigi ve vakfeyledigi cami, medrese, kervansaray ve zaviyeler birer sanat  eseri olarak günümüze kadar gelebilmistir. Bundan dolayi Ebu'l-Hayrat lâkabiyla  taninmis ve Sahib Ata olarak meshur olmustur. Evladlari ve ahfadi Sahib Ata  ogullari adiyla Afyon Karahisar'da hüküm sürmüslerdir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Fahreddin Ali'nin Abaka Han nezdinde kazandigi  itibar Muineddin Pervane'ye duyulan itimadin sarsilmasina sebep oldu. Pervane  devlet içinde mutlak otorite tesis etmek maksadiyle Mogollara yaranmaya  çalisirken rakip gördügü ve ortadan kaldirmak istedigi devlet adamlarini çogu  zaman Memlûk sultani Baybars ve eski Selçuklu hükümdari Izzeddin Keykâvus ile  isbirligi yapmakla suçlardi. Ancak, Mogollar artik kendisi hakkinda tereddütler  beslemeye baslayinca bu defa Baybars'a gizlice mektup gönderip Mogollari  Anadolu'dan çikarmak için onunla isbirligine hazir oldugunu bildiriyordu. Fakat  Abaka Han, Pervane'nin istegine uyarak Acay ve Samagar Noyan'lari Anadolu'dan  geri çekince Baybars ile giristigi temaslari kesti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Abaka Han bu anlasmazliklari görüsmek üzere  Muineddin Pervane ile birlikte Mogol kumandanlarini da huzuruna çagirdi. Ayrica  ogluyla evlendirmek üzere Kiliç Arslan'in kizi Selçukî Hatun'u da getirmelerini  istedi. Bu emir üzerine gelin alayiyla beraber Tebriz'e giden Pervane Abaka  Han'in huzuruna çikarak ona sadakatini arzetti ve bazi noyanlarin zulümlerinden  halkin sikayetçi oldugunu söyledi. Abaka eski noyanlari çekip Toku Noyan  baskanliginda bir grubu Anadolu'ya gönderdi ve bütün Selçuklu beylerinin Toku  Noyan'in emrinde oldugunu söyledi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Muineddin Pervane'nin Tebriz'e gittigi  tarihlerde vuku bulan en önemli olay Hatirogullarinin Mogollara karsi cihad  bayragini açmalari ve Memlûk sultani Baybars'a haber gönderip onu Anadolu'ya  davet etmeleriydi. Hatiroglu Serefeddin 1276'da Kayseri'ye vardi, orada ileri  gelen Türk beyleriyle görüsüp onlari Mogollara karsi harekete geçmeye zorladi ve  Baybars'in yetismekte oldugunu haber verdi. Sultan Giyaseddin Keyhüsrev ile bazi  Selçuklu emirlerini de Nigde'ye götürdü. Bütün vilâyetlere fetihnâmeler gönderen  Hatiroglu Serefeddin, Sultan Giyaseddin ile birlikte Islâm mücahidi Baybars'i  karsilamak için yola koyulduklarini, Memlûk askerlerinin Elbistan'da  karsilastiklari Tatarlari bozguna ugrattiklarini bildiriyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Öte yandan Muineddin Pervane ile Toku Noyan  yanindaki beylerle 1276 güz mevsiminde Anadolu'ya döndüler. Sivas'tan  Kayseri-Haleb kervan yolu üzerindeki Yabanlu pazarina oradan da Elbistan ve  Nigde'ye geçtiler. Hatiroglu Serefeddin 4000 kisilik bir kuvvetle bunlarin  üzerine yürümek istediyse de arkadaslari onu vazgeçirdiler. Ulukisla kalesine  siginan Serefeddin yakalanip Pervane'ye gönderildi. Mogol beyleri tarafindan  yargilanarak idam edildi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Seyfeddin Toruntay ise Mogol beylerine pek çok  hediye takdim ederek öldürülmekten kurtuldu. Fakat isyanda önemli rol oynayan  Emîr-i Sikâs kilavuzoglu Seyfeddin, Alemüddin Sencer ve daha birçok Türkmen beyi  idama mahkûm edildi. Bu isyandan sonra Mogollarin artik Selçuklu Türklerine  güveni kalmadi. Onlarin kendilerine karsi müslüman Memlûklerle isbirligi  yapacaklarina kesin olarak inaniyorlardi. Bundan dolayi noyanlar Selçuklu  kumandan ve devlet adamlarini kontrol altinda tutmak için 1276-1277 kis aylarini  Anadolu'da geçirdiler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BAYBARS'IN KAYSERI  SEFERI&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Memlûk sultani Baybars Mogollarin giderek  artan zulüm ve baskilarindan rahatsiz olan Selçuklu kumandan ve devlet  adamlarindan özellikle Pervane'den aldigi davet mektubu üzerine Mogollara karsi  bir sefer tertiplemek ihtiyacini hissetti. Çünkü müslüman Anadolu halkindan  gelen yardim istekleri onun adeta bir kurtarici gibi beklendigini açikça ortaya  koyuyordu. Bu davet Mogollar karsisinda kazandigi zaferlerle bir Islâm müceddidi  olarak kabul edilen Baybars ile cihan hakimiyeti pesinde kosan Ilhanli hükümdari  Abaka Han'i karsi karsiya getiriyordu. Abaka Han 1269 (667) tarihli mektubunda  "Sen Sivas'ta satin alinmis bir kölesin. Nasil benim gibi bir dünya hükümdarina  karsi çikabilirsin" diye hakaretler yagdirdigi Memlûk sultani Baybars'in  Aynicâlut'ta Mogollari ilk defa bozguna ugratan kumandan oldugunu unutmus  görünüyordu. Sultan Baybars Mogollarla Anadolu'da tekrar hesaplasmak istiyordu.  Ancak ülkesinden çok uzak bir mesafede onlarla savasa girebilmesi için  Selçuklularin destek ve yardimina muhtaçti. Bu bakimdan ancak Muîneddin Pervâne  ile gizlice anlastiktan sonra yola çikti ve Haleb'de ordusunu topladi. 1277 yili  Nisan ayinda (675 Zilkade) Antep'e ulasti. Buradan tarihi kervan yolunu takip  ederek Göynük ve Göksu üzerinden Akça Derbend'e kadar geldi. Bölgedeki Ermeniler  Memlûk ordusunun yaklasmakta oldugunu Toku ve Tudavun adli noyanlara bildirdi.  Bunun üzerine Muineddin Pervane'nin emrindeki Selçuklu ordusuyla Mogol askerleri  Kayseri'de toplanarak yola çiktilar. Nigde'de beklemekte olan Mogol birlikleri  de onlarla ayni istikamette harekete geçti. Memlûk öncü kuvvetleri kumandani  Sungur, 3000 kisilik Mogol öncü birligini maglup edip esir aldi. Daha sonra  taraflar Elbistan ovasinda karsi karsiya geldiler. Mogollar Anadolu askerlerinin  Memlûklere iltihak etmesinden endise ettigi için onlari kenarda tutup Ermeni ve  Gürcüleri ileri hatta sevkediyorlardi. Çok çetin geçen savas Mogol ordusunun  yenilgisiyle sonuçlandi. Yaklasik 700 Mogol askeri öldürüldü. Selçuklu ordusuna  mensup bazi askerler Memlûk saflarina geçtiler. Pervane'nin oglu Muhezebüddin  Ali, damadi Mecdeddin Muhammed'in kardesi Kutbeddin Mahmud, Sivas subasisi  Sungurca, Emir-i dâd Seyfeddin, Ârizu'l-Ceys Kemaleddin, Müsrif Zahireddin,  baskadi Hüsameddin, Malatya hekimi Residüddin'in ogullari ve daha birçok devlet  adami ve kumandan Mogollara karsi duyduklari nefretle müslüman Mem-lûk ordusuna  katilmislardi. Memlûk kuvvetlerinin zafer kazanmasi üzerine Muineddin Pervâne  Kayseri'ye kaçti (12 Zilhicce 675/12 Temmuz 1277). Burada Mogollar'in  kendilerinden intikam alacaklari endisesiyle Giyaseddin Keyhüsrev, vezir  Fahreddin Ali, Atabeg Mecdeddin Muhammed, Müstevfi Celâleddin Mahmud ve diger  devlet adamlarini Tokat'a götürdü.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Memlûk sultani Baybars kazanilan zaferden  sonra öncü birlikleri kumandani olan Sungur el-Eskar'i Mogol askerlerini takip  etmekle görevlendirdi. Kayseri halkina eman verdigini bildirdi ve askerlerin  para karsiliginda alis veris yapabilmeleri için çarsi ve pazar yerlerinin açik  bulundurulmasini istedi. Baybars yol boyunca halkin coskun sevinç gösterileriyle  karsilandi. Kayseri sehrinin ileri gelenleri, âlimleri, tüccarlari ve halki da  onu tekbir sesleriyle karsladilar. Sultan cuma günü, basinda çetr oldugu halde  sehre girdi ve Selçuklu tahtina oturdu. Kadilar, sûfiler ve beyler huzura çikip  tahti öptüler. Sultan burada cuma namazini kildi. Adina hutbe okundu ve para  basildi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan Baybars Kayseri'de bulundugu sirada  Karamanoglu Mehmed Bey de itaat arzetti. Sultan da Ermenek ve Larende  (Karaman)'den sahile kadar uzanan topraklari Karamanogullarina verdi. Muineddin  Pervane de Sultana elçi gönderip itaatini bildirdi. Bunun üzerine Baybars da onu  Kayseri'ye davet ederek makaminin basina geçmesini istedi. Fakat Pervane  durumdan emin olmadigi için hem Abaka Han'a hem de Sultan Baybars'a baglilik  göstermeye çalisiyordu. Sultan Selçuklu devlet adamlarinda Mogollarla ugrasacak  cesaret göremedigi için Kayseri'de uzun süre kalmanin halk ve askerleri  açisindan doguracagi tehlikeleri düsünerek yaklasik 10 gün sonra sehri  terketmeye karar verdi. Seyfeddin Çalis'i Kayseri valisi tayin ettikten sonra da  buradan ayrildi. Bu sirada Giyaseddin Keyhüsrev ile Pervane kendisine elçi  göndererek bir süre daha kalmasini istediler, ancak sultan samimiyetsizliklerini  gördügü için elçiyi azarladi ve Pervane'ye "Anadolu'yu ve yollarini ögrendik.  Biz buraya Selçuklu tahtini ele geçirmek niyetiyle gelmedik. Tahtimiz ve  Kudüs'ün fethi bize yeter" diye haber gönderip üzüntü ve öfkesini ifade ettikten  sonra savasa katilan Selçuklu beylerini de yanina alarak Kizilsu, Karacahisar,  Yabanlu pazari, Elbistan, Akçaderbend, Göksu, Göynük ve Maras yoluyla Haleb'e  gitti. Sultan Baybars'in Anadolu halkinin Mogol zulmünden kurtulmasi için büyük  bir firsat olan bu seferinden de Muineddin Pervane'nin kararsiz tutumu yüzünden  netice alinamamis ve Mogol zulüm ve tahakkümü devam etmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;strong&gt;ABAKA HAN'IN ANADOLU  SEFERI&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan Baybars'in Mogollar karsisinda kazanmis  oldugu basari Anadolu halkini büyük bir sevince bogmustu. Ancak Mogollarin  ugradigi bozgundan Muineddin Pervane'nin gönderdigi Seyfeddin Erbegi adli elçi  vasitasiyla haberdar olan Abaka Han derhal büyük bir orduyla harekete geçti ve  Erzincan-Divrigi yoluyla Elbistan'a ulasti. Muineddin Pervane de III. Giyaseddin  Keyhüsrev ve vezir Fahreddin Ali ile birlikte Abaka Han'in yanina gitti. Savas  meydanini gezen ve Mogol kumandan ve askerlerinin cesetlerini gören Abaka Han  çok üzüldü. Ölüler arasinda Selçuklu kumandan ve askerlerinin olmadigini  farkedince öfkelendi ve Memlûk sultaniyla isbirligi yaptigini söyleyerek  Muineddin Pervane'yi azarladi. O her ne kadar Mem-lûk sultaninin gelisinden  kesinlikle haberi olmadigini söyledi ise de o sirada orada bulunan Emir Izzeddin  Aybeg onu yalanlayarak Sultan Baybars ile sürekli haberlestigini ve Anadolu'ya  gelmesi için tesvik ettigini söyledi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Abaka Han bütün öfke ve gazabina ragmen  Suriye'de bulunan Sultan Baybars'a karsi bir sefere çikmaya cesaret edemedi ve  bir mektup göndererek hakaretlerde bulundu. Daha sonra Elbistan'dan Kayseri'ye  hareket etti ve sehrin yagmalanmasini ve halkin kiliçtan geçirilmesini emretti.  Bunun üzerine sehrin âlim ve büyükleri Abaka Han'i ziyaret ederek halkin  itaatkâr oldugunu ve bu olayda hiç bir günahi bulunmadigini söylediler ve ancak  bu yalvarip yakarmalar sayesinde onu umumî bir katliamdan vazgeçirdiler. Fakat  yine de sehir yagmalandi ve Kadi Celâleddin Habib ve diger bazi ileri gelen  kisiler sehit edildiler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Abaka Han Kongurtay Noyan'i Anadolu'nun  idaresiyle görevlendirip Azerbaycan'a döndü. Muineddin Pervane ile vezir  Fahreddin Ali'yi de yaninda götürdü. Yol boyunca ugradigi bütün sehir ve  kasabalarin yagma edilmesini ve Türkmenlerin öldürülmesini emretti. Veziri  Semseddin Cüveynî ona halkin günahsiz oldugunu söyleyip sefaatte bulunduysa da  binlerce müslümanin öldürülmesine mani olamadi. Binlerce esirle beraber  Bayburt'a vardigi sirada yasli bir zat "Ey yeryüzünün sultani! Düsman senin  ülkene girdi fakat tebeana dokunmadi. Sen ise düsmanina karsi harekete geçtigin  halde tebeayi esir aldin ve öldürdün. Acaba senden önce hangi hükümdar böyle bir  harekette bulunmustur?" diyerek Abaka Han'i zor durumda birakmis, neticede  yüzbinlerce esirin serbest birakilmasina vesile olmustur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Abaka Han dönüste Muineddin Pervane'nin  mallarinin müsadere edilmesini ve Sebinkarahisar gibi iktalarinin da geri  alinmasini istedi. Ilhanli hükümdarlarinin yazlik merkezi olan Aladag'a varinca  Pervane yargilandi. Öldürülen Toku ile Todavun noyanlarin karilarinin feryad  ederek aglamalarindan etkilenen han bazi Mogol kumandanlarinin israri karsisinda  idam edilmesine karar verdi. Gökçe Noyan adli Mogol kumandani Muineddin  Pervane'yi yakinlariyla birlikte götürüp idam etti (676/1277).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Muineddin Pervane taht kavgalarinin devam  ettigi ve Mogol baski ve zulmünün arttigi, devlet nüfuz ve otoritesinin  sarsildigi bir dönemde mahirane siyasetiyle ülkeyi 15 yil boyunca idare etmeyi  basarmistir. Pervane'nin öldürülmesinden sonra ülkede huzur kalmamis, Mogollar  malî baskilarini daha da siddetlendirmislerdir. Bu yüzden Anadolu halki Pervane  dönemini daima büyük bir özlemle yad etmistir. Bununla beraber surasi da  unutulmamalidir ki, o Mogollarla iyi iliskiler kurma konusunda ne kadar basarili  olmus ise Sultan Baybars'in Anadolu seferiyle ilgili tereddüt ve  cesaretsizlikleriyle hatalari yüzünden de o derece basarisizliga ugramistir. Bu  hatalari hem kendisi hem de devlet için pahaliya mal oldu. O, sahsî ihtiraslari  aklina galip geldiginden kendisine rakip saydigi degerli devlet adamlari,  kumandanlar ve sultanlari tasfiye etmekten de çekinmedi. Hulasa, Muineddin  Pervâne, meziyet ve kusurlariyla bir devrin kurulusuna ve çöküsüne sebep olan  meshur bir sima olarak tarihteki yerini almistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bazi kaynaklar o dönemdeki meshur âlim ve  seyhlerin birbiri ardindan ahirete intikaliyle Anadolu'nun sahipsiz kaldigini ve  basa gelen felâketlerin bunun sonucu oldugunu kaydederler. Anadolu'nun manevî  koruyuculari arasinda ilk sirayi isgal eden büyük mutasavvif Mevlânâ  Celaleddin-i Rûmî'nin 17 Aralik 1273'te ölümünden birkaç ay sonra büyük bilgin  Sadreddin-i Konevî de vefat etmis ve bu iki büyük feyiz kaynagindan mahrum kalan  halk çektikleri sikintiyi buna baglamistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;KARAMANOGULLARI'NIN KONYA'YI ELE  GEÇIRMELERI VE SIYAVUS'UN SULTAN ILÂN EDILMESI&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu'da Mogollarla mücadele eden  beyliklerin basinda Karamanogullari yeraliyordu. Her ne kadar onlar da  Selçuklu-Mogol müsterek kuvvetleri karsisinda birkaç defa bozguna ugratilmis ise  de Mehmed Bey zamaninda tekrar güçlenmislerdi. Hatiroglu Serefeddin'in isyani  sirasinda onunla isbirligi yapan Mehmed Bey sinirlari dahilinde ve sahil  boylarindaki Mogollari uzaklastirmis, Selçuklular'a vergi ödemeyi reddederek  bagimsizligini ilân etmisti. Hatiroglu'nun isyani bastirilinca Muineddin Pervane  Mogol kumandanlarinin iznini alarak Karamanogullari'na karsi sefere çikti.  Karamanogullari baris talebinde bulundu ise de Kadi Hutenî'nin oglu Bedreddin  Ibrahim buna yanasmadi. Meydana gelen savasta Selçuklu ordusu bozguna ugradi ve  pek çok kayip verdi. Zor durumda kalan Bedreddin Ibrahim gönderilen Mogol  takviye kuvvetleriyle muhasaradan kurtarildi ise de onlar da Karamanogullari  karsisinda tutunamayarak Konya'ya geri çekildi. Muineddin Pervane Konya'da  Selçuklu kumandanlariyla görüsüp yeni bir sefere hazirlanmaya karar verdi ise de  Memlûk sultani Baybars'in Anadolu seferi yüzünden bu da  gerçeklestirilemedi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Karmanoglu Mehmet Bey kardesi Ali Bey'i  Kayseri'ye gönderip Sultan Baybars'a itaat arzetti. O da sancak ve mensûr  gönderip Ermenek'ten sahillere kadar uzanan sahada Karamanogullari'nin  hakimiyetini tanidi. Mehmet Bey Esref ve Menteseogullari'nin destegiyle Konya  üzerine yürüdü. Sahibata Fahreddin'in ogullari iç karisikliklar yüzünden  Karahisar'a çekilmis olduklari için Konya'da ciddi bir mukavemet gücü  kalmamisti. Naib Eminüddin Mikâil sehrin kapilarini kapatarak müdafaaya çekildi.  Mehmet Bey Konya'yi Sultan Baybars adina teslim almak için geldigini ve yaninda  bir Selçuklu sehzadesi bulundugunu söyleyerek sehri teslim etmelerini istedi.  Fakat Eminüddin bu sözlere aldiris etmeden sehri savunuyordu. Neticede sehrin  kapilari odunlar yigilarak atese verilince Eminüddin tebdil-i kiyafetle kaçmaya  karar verdi. Fakat yolda yakalanip Melikü's-Sevâhil Bahaeddin ile birlikte  öldürüldü. Karamanogullari 9 Zilhicce 675 (15 Mayis 1277) tarihinde Konya'ya  girdiler ve sehri yagma ve talan ettiler. Sonra da II. Izzeddin Keykâvus'un oglu  oldugunu iddia ettikleri Alaeddin Siyavus'u Selçuklu sancagi altinda sehre  getirip sultan ilân ettiler. Basta Mehmet Bey olmak üzere Ahi Ahmet Sah ve  sehrin ileri gelenleri ona biat ettiler. Kale muhafizlari da bu gelismelerden  haberdar olup bagliliklarini bildirdiler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Alaeddin Siyavus tahta çikinca kapisinda bes  nevbet çalindi, adina hutbe okundu ve para basildi. Merasimden sonra toplanan  divanda etrafa fermanlar gönderilip vali ve kumandanlar itaata  çagrildi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Karamanoglu Mehmet Bey divanda "bundan sonra,  divanda, dergâh, bargâh, meclis ve meydanda Türkçe'den baska bir dil  kullanilmayacaktir" diye bir karar aldi. Onun Türkçe'nin devlet dili olmasi için  aldigi bu önemli karar Farsça yazilan belgelerin Türkçe'ye çevrilmesinin zorlugu  ve Karamanogullarinin kültür seviyelerinin yeterli düzeyde olmamasi yüzünden  uygulanamamistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;SELÇUKLULARLA KARAMANLILAR  ARASINDAKI MÜCADELELER&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Konya'nin Karamanlilar'in eline geçmesi ve  Alaeddin Siyavus'un sultan ilân edilmesi üzerine Sahib Ata'nin iki oglu Taceddin  Hüseyin ile Nusretüddin Hasan Afyon Karahisar'dan asker toplayarak bassehir  Konya'ya hareket ettiler. Karamanoglu Mehmet Bey ile Siyavus da Aksehir  istikametinde yola koyuldular. Taceddin Hüseyin, Degirmençayi'ni geçerken  öldürüldü. Böylece baslayan savas sirasinda Germiyanogullarina mensup birlikler  geri çekilince Sahibataogullari'nin askerleri dagildi. Savas sirasinda  Nusretüddin Hasan, Beylerbeyi Semseddin Yavtas'in oglu Celaleddin Hüsrev gibi  Selçuklularin önde gelen kumandan ve devlet adamlari öldürüldü. Daha sonra  Afyonkarahisar üzerine yürüyüp kaleyi kusattilarsa da netice alamayip 1277  Haziraninda ele geçirdikleri ganimetlerle Konya'ya döndüler. Bu zaferden sonra  Karamanogullari ve onlarin destegindeki Alaeddin Siyavus hakimiyet sahalarini  Ankara'dan Akdeniz kiyilarina kadar yaymislardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ancak bu sirada III. Giyaseddin Keyhüsrev'in  büyük bir Mogol ordusuyla harekete geçtigi haber alindi. Karamanoglu Mehmet Bey  bu haberleri gizli tutuyor, Konya'daki hazineyi baska bir yere naklettiriyordu.  Selçuklular Mogol birliklerinin himayesinde harekete geçerek Karamanogullari'nin  Aksehir ve Ilgin gibi bazi yerlerdeki askerlerini öldürdüler, kadin ve  çocuklarini esir aldilar. Mehmet Bey ile Siyavus Filâbâd'da ordugâh kurmuslardi.  Buradan sehre gidip halka askerlerin alisveris yapmalari için kapilari  açmalarini söylediler. Fakat onlar Ahmedek kapisi hariç bütün kapilari  kapattilar ve hendekler üzerindeki köprüleri yiktilar. Konya kadisi Siraceddin  Mahmûd Urmevî bir fetva çikararak halki sehirlerini savunmaya tesvik ettigi gibi  kendisi de ok atarak bilfiil müdafaaya katildi. Karamanogullari Konya'yi bir  süre daha muhasara ettikten sonra kale ve baglari tahrib ederek Ermenek'e dogru  çekildiler ve Siyavus'u da yanlarinda götürdüler. Böylece Selçuklu kaynaklarinda  tahkir maksadiyla Cimri adi verilen Alaeddin Siyavus'un 37 günlük saltanati da  sona ermis oluyordu .&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Selçuklular Karamanogullari'ni Akdeniz'e kadar  takip ederek çok sayida Türkmeni esir aldilar. Kis yaklasinca Karamanogullari  müstahkem mevkilere çekilip derbentleri kapattilar. III. Giyaseddin Keyhüsrev  ile vezir Fahreddin Ali Sahib Ata Konya'ya, Mogollar da Tokat'in Kazova  kislagina döndüler. Bir süre Konya'da kalan III. Giyaseddin ile Sahib Ata  Karamanogullari'na toparlanma imkâni vermeden tekrar harekete geçti ve Mut  ovasina (Içel) girdiler. Mehmet Bey, Siyavus'u müstahkem bir kaleye yerlestirip  emniyetini sagladiktan sonra gelismeleri takip etmek üzere yola koyuldu. Kurbaga  Hisari'nda dar bir geçitten geçerken iki kardesiyle birlikte öldürüldü. Böylece  bassiz kalan Türkmenler muhtelif istikametlere dagildilar. Selçuklu-Mogol  müsterek kuvvetleri onlari takip ederek yakaladiklarini kiliçtan geçirdiler.  Sultan III. Giyaseddin ile Sahib Ata da Mogol hakimiyeti altinda Selçuklu  saltanatini sürdürmek üzere Konya'ya döndüler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Mehmet Bey'in ölümünden sonra Alaeddin Siyavus  saklandigi kaleden kaçarak Anadolu'nun batisindaki Türkmenleri etrafinda  toplamis ve mücadeleyi bizzat yürütmüstür. III. Giyaseddin Keyhüsrev ile Sahib  Ata Fahreddin Ali Kazova, Ankara ve Diyarbekir yöresinden topladigi askerlerle  Ammuriye'ye kadar geldiler. Alaeddin Siyavus ise bu sirada Pinarbasi'nda  bulunuyordu. Selçuklu-Mogol ordusu Sakarya suyu köprüsünü geçip Bolvadin  istikametinde ilerlediler. Taraflarin öncü kuvvetleri arasinda baslayan savas  sirasinda Subasi Alemüddin Kayser, Siyavus'un kümbedhaneden götürdügü Sultan I.  Alaeddin Keykubad'a ait sancagi alip III. Giyaseddin Keyhüsrev'e teslim etti.  Siyavus'un kumandanlarindan olup Sahib Ata'nin ogullarini öldüren Saru Ala da  esir alinip öldürüldü. Türkmenler gece karanligindan istifadeyle kaçip  kurtuldular. Siyavus da kaçarken Germiyanli Türkmenler tarafindan kirmizi  çizmeleri ve etrafindaki askerlerin davranislarindan süphelenilerek yakalandi.  Ertesi gün III. Giyaseddin'in emriyle öldürüldü ve derisi yüzülerek saman  doldurulduktan sonra Konya ve diger bazi sehirlerde teshir edildi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;17 Muharrem 678 (30 Mayis 1279) günü kazanilan  bu zafer Anadolu'da çok büyük bir sevince vesile oldu. Hatta o devrin  sairlerinden biri bu müjde haberini ihtiva eden mektubu aziz bir kâgit olarak  tavsif etmekte, onlarin halki birbirine düsürüp akittiklari kan sonunda  kazanilan bu zaferden dolayi sultani tebrik etmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan III. Giyaseddin Pinarbasi'ndan Borgulu  kalesine inip ordugâh kurdu. Burada iken Ladik ve Honas'a hakim olan Ali Bey  yakalanip Karahisar kalesine hapsedildi. Türkmenleri affeden Sultan, Vezir Sahib  Ata ile Konya'ya döndü.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Selçuklu sultani Kadi Celaleddin Mahmud'u  Abaka Han'a gönderip zaferi bildirince o da bu basarilarindan dolayi Sahib  Ata'ya hil'at gönderdi ve Kivâmü'l-mülk lâkabini verdi. Celâleddin Mahmud da  saltanat naibi oldu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9103200357727347387-6506976564431010601?l=sanaltarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanaltarih.blogspot.com/feeds/6506976564431010601/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9103200357727347387&amp;postID=6506976564431010601' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/6506976564431010601'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/6506976564431010601'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanaltarih.blogspot.com/2008/07/3-giyseddin-keyhsrev-1266-1284.html' title='3. GİYÂSEDDİN KEYHÜSREV (1266-1284)'/><author><name>emre</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9103200357727347387.post-9068643316012215600</id><published>2008-07-08T18:07:00.001-07:00</published><updated>2008-07-08T18:07:24.873-07:00</updated><title type='text'>IV. RÜKNEDDIN KILIÇ ARSLAN (1262-1266)</title><content type='html'>&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);" align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;IV.  RÜKNEDDIN KILIÇ ARSLAN (1262-1266)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;II. Giyaseddin Keyhüsrev'in ortanca oglu olan  Kiliç Arslan Göyük Han'in tahta çikis merasimine katilmis ve ondan aldigi  yarligi ile dönüste Sivas'ta agabeyi II. Izzeddin Keykâvus'u azlederek yerine  kendi geçmisti. Ancak Celâleddin Karatay taht kavgalarina son vermek  düsüncesiyle üç kardesi, birlikte Sultan ilân etmeyi daha dogru buldu. Ihtirasli  devlet adamlarinin müdahaleleriyle bu durum uzun sürmedi ve IV. Kiliç Arslan  Kayseri'ye gidip saltanatini ilân etti. 1254'te maydana gelen savasi kaybedince  Uluborlu kalesine hapsedildi. Muineddin Pervane'nin gayretleriyle Baycu Noyan  IV. Kiliç Arslan'i hapishaneden çikarip Selçuklu tahtina iade etti ve Mogol  destegiyle 1262'den itibaren Anadolu Selçuklu gelenegine uyularak kapisinda bes  nevbet (nevbet-i pencgâne) çalindi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Mogol istilâsi yüzünden Anadolu'ya gelen  Türkmenler ise IV. Kiliç Arslan karsisinda Keykâvus'u destekliyorlardi. Bu  Türkmen gruplari arasinda en güçlüleri Denizli, Honas ve Dalaman civarinda yurt  tutan uc gazisi Mehmed Bey idaresinde faaliyet gösteren Türkmenlerdi. Hulagu'nun  huzuruna gelip kendine itaat arzetmesini istemesine ragmen Mehmet Bey gitmedi.  Bunun üzerine Selçuklu-Mogol kuvvetlerinin hücumuna maruz kaldi ve damadinin  ihaneti sebebiyle maglup oldu ve daha sonra Borgulu'da öldürüldü.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu devirde dikkati çeken Türkmen  beyliklerinden biri de adini Kerimüddin Karaman'dan alan Karamanlilar'dir. Kiliç  Arslan'a ve Mogollar'a karsi mücadeleleriyle taninan Karamanlilar 20.000 kisilik  bir kuvvetle Konya'ya dogru yürüyünce Muineddin Pervane derhal asker toplayip  onlarin karsilarina çikti ve Gâvele kalesi yakinlarinda cereyan eden savasta  onlari bozguna ugratip ileri gelenlerini esir aldi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Türkmenlerin Kiliç Arslan, Muineddin Pervane  ve Mogollara karsi geristikleri bu faaliyet bir cihad hareketi sekline dönüsmüs  ve Izzeddin Keykâvus'un etrafindan büyük kaynasma olmustur (1262).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Mogol baskilarinin en siddetli oldugu bir  dönemde Baycu Noyan'in Hülagu ve Abaka Han'in güven ve dostlugunu kazanarak  Selçuklu Devleti içinde büyük bir nüfuza sahip olan Muineddin Pervane 1262'den  1277 yilina kadar süren 15 yillik bir döneme adini veren meshur bir simâdir  Hulagu'ya öylesine nüfuz etmisti ki Hulagu Kiliç Arslan'a kendisiyle görüsülmesi  gereken bir mesele olursa Muineddin Pervane'den baskasinin gelmemesini  söylemistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Mogollara dayanarak siyasi rakiplerini  bertaraf ederek Anadolu'da mutlak bir otorite tesis etmistir. Adeta bir hükümdar  gibi hareket eden Pervane alim ve seyhleri himaye etmis, medrese ve zaviyelerde  huzur içinde egitim yapilmasini ve ibadet edilmesini saglamistir. Tokat'ta  Hankâh-i Pervane adli bir zaviye, Kayseri'de bir medrese, Merzifon'da da bir  cami yaptirmistir. Mevlânâ Celâleddin-i Rumî'nin yakin dostu olan Pervane ona ve  müridlerine daima yardimci olmustur. Mogollarin sonu gelmeyen istek ve  baskilarina ragmen Anadolu halkinin umumî refah seviyesini  korumustur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;KILIÇ ARSLAN ILE PERVANE ARASINDA  GERGINLIK&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Selçuklular 1214 yilinda fethettikleri Sinop'u  Karadeniz bölgesinin en önemli ihracât ve ithâlat limani haline getirmislerdi.  Ayrica yaptiklari kale, cami, medrese ve diger hayir kuruluslariyla da sehre her  bakimdan mamur bir görünüm kazandirmislardi. Insa edilen tersane de Sinop'a bir  üs özelligi kazandirmisti. Mogol istilâsi ve iç karisikliklardan istifade eden  Trabzon Komnenoslari (657/1259) yilinda Sinop'u isgal ve sehri idare etmek üzere  Gavras adli birini vali tayin ettiler. Anadolu Selçuklu Devleti iç meseleleri  hallettikten sonra Kiliç Arslan ile Muineddin Pervane Sinop'u geri almak için  seferber oldular. 1265 yilinda Ilhanli tahtina çikan Abaka Han'i ziyaret edip  degerli hediyeler takdim ettiler ve tahta çikisindan dolayi kendisini  kutladilar. Bu sirada Abaka Han'a Sinop'u kurtarmak istediklerini söyleyip izin  aldilar. Dönüste Muineddin Pervane Tokat, Niksar ve Samsun yöresinden topladigi  askerlerle Sinop üzerine yürüdü ve sehri muhasara etti. Surlari karadan  manciniklarla döverken 1000 seçkin denizciyle denizden de kusatma altina aldi.  Neticede Rum valisi, Taceddin Kiliç tarafindan öldürülerek sehir ele geçirildi  ve kiliseye çevrilen camiler ibadete açildi. Bu önemli zafer fetihnamelerle  bütün müslüman ülkelere ve Abaka Han'a duyuruldu (664/1266). Bu basarisi  Muineddin Pervane'nin nüfuz ve kudretini daha da artirdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Muineddin Pervane bu nüfuz ve kudretini  kullanarak Sinop'un resmen kendisine temlik edilmesini istedi. Sultan Kiliç  Arslan böyle bir seyin olamayacagini söyleyip itiraz ettiyse de Mogollar'dan  destek gören Pervane'nin bu arzusunu yerine getirmek zorunda kaldi. Bizzat Ibn  Bîbî'nin kaleme aldigi temliknâme ile sehri ona vermek zorunda kaldi. Sultani  giderek artan nüfuz ve kudretine engel gören Muineddin Pervane Mogol kumandani  Napsi Noyan ile diger Mogol temsilcilerini Sultan Kiliç Arslan'a karsi  kiskirtmaya basladi. Hatta daha da ileri giderek onun Memluk sultani Baybars ile  isbirligi yaparak Mogollara karsi sefere hazirlandigini söylüyordu. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Aslinda Muineddin Pervâne Tebriz'de bulundugu  sirada bizzat Abaka Han'a Kiliç Arslan'i jurnal ederek: "Bu Selçuklulara emniyet  olmaz" demis ve onun Memlûk sultaniyla birlikte hareket ettigini söylemisti.  Abaka da onu Anadolu'da kendi naibi olarak gördügünü ve kim Mogollara muhalefet  ederse hayati senin elindedir" diyerek Sultan Kiliç Arslan'i öldürmesi için  adete yetki vermisti. Muineddin Pervane bu niyetini gerçeklestirmek için  Anadolu'daki Mogol kumandan ve hâkimleriyle (yarguci) anlastiktan sonra  Tokat'tan Aksaray'a hareket etmisti. Kiliç Arslan ile veziri Fahreddin Ali de  onlardan kisa bir süre önce Anadolu'ya gelmislerdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kiliç Arslan bir ziyafette bulundugu sirada  sarhos vaziyette meclise gelen Mogol kumandanlar ona Muîneddin Pervane'yi  öldürmek için plânlar yapmakta oldugunu söyleyerek hakaret etmislerdir. Sultan  böyle bir düsüncesi olmadigini söyemisse de bu defa araya giren Pervane ile  münakasaya tutulmus ve ona "ici Atabeg sen sarhos musun" diyerek karsilastigi  manzara karsisindaki saskinligini dile getirmistir. Pervane ise cevaben: "Evet  senin hareketlerin yüzünden sarhos gibiyim. Seni Uluborlu kalesinden çikarip  saltanat makamina getiren benim. Fakat sen benim bütün hizmetlerimi unuttun"  demistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Aslinda Pervane bütün yetkileri kendinde  toplayip sultani bir kukla durumuna düsürmüstü. Fakat bütün bunlara ragmen onu  ortadan kaldirmak için tertiplere girisiyordu. Sultan bu tertip karsisinda  veziri Fahreddin Ali ile beraber Aksaray'daki sarayina gitti. Ertesi gün verdigi  ziyafet sirasinda içkisine zehir katilmis sonra da çadiri Mogol askerleri  tarafindan sarilmis ve yayinin kirisiyle bogularak öldürülmüstür  (664/1266).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultanin cenazesi Konya'ya götürülerek  Kümbedhane'de topraga verildi. 28-30 yaslarinda olan Kiliç Arslan kendisini  tahta çikaran Pervane ve Mogollar tarafindan öldürüldügü halde halka içkiden  öldügü söylenmistir. III. Giyaseddin Keyhüsrev Abaka Han'i ziyarete gittiginde  o, babasinin eceliyle mi yoksa bir suikast sonucu mu öldügünü sormus. Giyaseddin  Pervane'den korktugu için eceliyle öldügünü söylemistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kiliç Arslan ata iyi binebilen, maharetle  kiliç ve mizrak kullanan cesur fakat içki ve eglence düskünü bir hükümdar idi.  Bu arada Mevlânâ ve Türkmen babalariyla sohbet eder onlara sarayinda ziyafetler  verirdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9103200357727347387-9068643316012215600?l=sanaltarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanaltarih.blogspot.com/feeds/9068643316012215600/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9103200357727347387&amp;postID=9068643316012215600' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/9068643316012215600'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/9068643316012215600'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanaltarih.blogspot.com/2008/07/iv-rkneddin-kili-arslan-1262-1266.html' title='IV. RÜKNEDDIN KILIÇ ARSLAN (1262-1266)'/><author><name>emre</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9103200357727347387.post-5659806352763219833</id><published>2008-07-08T18:05:00.000-07:00</published><updated>2008-07-08T18:06:53.608-07:00</updated><title type='text'>2. iZZEDDiN KEYKÂVUS (1246-1262)</title><content type='html'>&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);" align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;2. iZZEDDiN KEYKÂVUS (1246-1262)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;II. Giyaseddin Keyhüsrev öldügünde geride  çocuk yasta üç oglu kalmisti. Bunlardan 11 yasindaki Izzeddin Keykâvus'un annesi  hristiyan bir ailenin kizi olan Berduliye Hatun idi. 9 yasindaki Rükneddin Kiliç  Arslan'in annesi bir hristiyan, 7 yasindaki Alâeddin Keykubad'in annesi ise  Gürcü Hatun idi. Sultan II. Giyaseddin çok sevdigi Gürcü Hatun'dan dogan  Alâeddin Keykubad'i veliaht tayin etmisti. Fakat vezir Semseddin Isfahanî,  Celaleddin Karatay ve Semseddin Has Oguz gibi devlet adamlari töreye uygun  olarak yasça büyük olan Izzeddin Keykâvus'u tahta çikarmayi kararlastirdilar.  Uluborlu (Borgulu) meliki Izzeddin Keykâvus'u Aksehir'in Altuntas köyünde sultan  ilân ettiler. Daha sonra Konya'ya getirip Anadolu Selçuklu hükümdari olarak  kendisine biat ettiler (1246).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Izzeddin Keykâvus da diger devlet adamlari  gibi ayni yil Mogol tahtina çikan Güyük Han'in cülûs merasimine katilmak üzere  Karakurum'a davet edildi. Selçuklu devletinin ileri gelenleri Ermeni ve Rum  tehlikesi yüzünden sultanin baskentten ayrilmasinin mahzurlu olacagini  bildirerek özür dilediler ve yerine sehzade Kiliç Arslan'i  gönderdiler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Vezir Semseddin Isfahanî çok genis yetkilerle  devlet islerini nizama koydu. Ancak bu durum fazla uzun sürmedi. Devlet adamlari  arasinda ihtiras ve rekabet yüzünden büyük bir mücadele basladi. Neticede  Semseddin Isfahanî güçlü rakiplerini ortadan kaldirarak iki yil boyunca devlet  yönetimine tek basina hakim oldu. Kudret ve nüfuzunu arttirmak gayesiyle de  sultanin annesi Berduliye Hatun ile evlendi. Ancak bu evlilik umumî efkârda  tasvip edilmedi ve hanedana karsi saygisizlik olarak telakki edildi. Devlet  erkâni arasinda yeni bazi sürtüsme ve mücadelelere sebep oldu. Ancak o sahsî  gayretleriyle bütün rakip ve düsmanlarini bertaraf ederek ülkeyi huzur ve sükûna  kavusturdu. Bu huzurlu dönem Ahmed adli birinin Sultan Alâeddin Keykubâd'in oglu  oldugunu söyleyerek isyan etmesiyle bozuldu. Semseddin Isfahanî bu ayaklanmayi  bastirmaya çalisirken Güyük Han'in tahta çikis merasimine katilmak üzere  Karakurum'a giden Rükneddin Kiliç Arslan'in Mogol Han'i tarafindan sultan ilân  edildigi haber alindi. Semseddin Isfahanî Emir-i âriz Resideddin'i degerli  hediyelerle Mogolistan'a gönderip Güyük Han'i bu kararindan vazgeçirmek  istediyse de arzusunu gerçeklestiremedi. Mogol ordusuyla Sivas'a gelen Rükneddin  Kiliç Arslan burada Sultan ilân edildi ve Erzincan, Kayseri, Malatya, Harput ve  Âmid'de de kendisine biat edildi(1249). Böylece Izzeddin Keykâvus'un ilk  saltanat dönemi sona eriyordu. Vezir bu durum karsisinda yanina Izzeddin  Keykâvus'u alip Alâiyye'ye çekilerek isyan etmek istedi. Ancak Celâleddin  Karatay buna karsi çikarak her ne kadar böyle bir emir geldiyse de biz yine onu  sultan olarak taniriz dedi. Bir müddet sonra Konya'ya gelen Mogol elçileri  Semseddin Isfahanî'nin öldürülmesiyle ilgili emri getirdiler. Bunun üzerine  vezir 25 Mart 1249'da öldürülüp bütün serveti müsadere edildi.  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:100%;" &gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;MÜSTEREK SALTANAT DÖNEMI  (1249-1254)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Semseddin Isfahanî'nin öldürülmesinden sonra  Seyfeddin Toruntay, Sirâceddin Sarica ve Hüsameddin Baycar gibi beyler Kiliç  Arslan'i saltanattan vazgeçirmeye davet ettiler. Ancak o saltanatin kendisine  ait oldugunu ve 200 Mogol süvarisinin de bunu teyid için Konya'ya geldigini  bildirdi. Bunun üzerine Celâleddin Karatay Kiliç Arslan'in adamlarindan  Türkistanli Cemaleddin Hutenî'yi baskadi tayin ederek siyasî buhrani çözmek için  faaliyete geçti ve sarayda yaptigi toplantida "Büyük kardes dururken ülkenin  idaresini küçüge birakmak ne din, ne insanlik ve ne de örfle bagdasir. Böyle bir  hareket halk, halife ve diger milletlerin nezdinde de hüsn ü kabul görmez. Bu  sebeple mesele ancak üç kardesin birlikte tahta çikmasiyla hutbe ve sikkelerde  adlarinin dogum tarihine göre yazilmasiyla halledilebilir" dedi. Kiliç Arslan'in  atabegi ve veziri Erzincanli Bahaeddin, Kadi Cemaleddin Hutenî'yi bu karara  uymaya ve Mogol askerlerini geri göndermeye razi etti. Kiliç Arslan da bu  teklifi kabul etti ve devlet idaresinde bazi yeni tayinler yapildi. Seyfeddin  Sarica beylerbeyi, Nizameddin Hursid Vezir tayin edildi. Vezirlikten azledilen  Erzincanli Bahaeddin Mogol askerlerinin yanina giderek bu gelismelere cephe aldi  ve Celaleddin Karatay'a devlet idaresinin halâ kendi elinde oldugunu ve yeni  tayinlere itibar etmemesini istedi. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ancak Izzeddin Keykavus, Celaleddin Karatay,  Seyfeddin Hamid, Semseddin Tugraî ve Emîr-i dâd Fahreddin Ali ile birlikte  Aksaray'a dogru hareket etti. Rûzbe ovasinda askerlerini topladi. Sultan  Kervansarayi'nda iken 10.000 parali asker daha katildi. Kiliç Arslan'in beyleri  bunu duyunca Sultan Izzeddin Keykâvus'a, devlet adamlarina ve askerlerine  hakaret etmeye basladilar. Neticede bazi gruplar arasinda savas çikti. Toruntay  bazi askerlerle birlikte esir alindi. Kiliç Arslan kendi askerlerinin bozguna  ugradigini görünce Cemaleddin Hutenî ve diger yakin adamlariyla o civardaki bir  tepeye çikti. Arslan Dogmus adli bir bey onlara saldirarak Cemaleddin Hutenî'yi  öldürdü ve Kiliç Arslan'in huzuruna varip yer öptükten sonra onu Izzeddin  Keykâvus'un huzuruna götürdü (1 Rebîülevvel 647/14 Haziran 1249). Sultan  kardesini bagrina basti ve bozguncular yüzünden bu hale düstüklerini söyledi.  Daha sonra Konya'ya hareket ettiler. Sehir halki sultani Sadeddin Köpek  Kervansarayi'nda senlikler yaparak karsiladi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Alaeddin Kervansarayi yakininda kazanilan bu  zaferle Celâleddin Karatay üç kardesin birlikte sultan ilan edilerek Selçuklu  birligini saglamaya çalismistir. Karatay daha sonra üç kardesin saltanat  naibligini birakmis ve hepsinin atabegi olmustur. Necmeddin Nahcivanî gibi  dürüst ve faziletli bir insani vezir tayin ederek devlet islerini yoluna  koymustur. Fakat daha sonra sadece sahsî çikarlarini düsünen beylerin  ihtiraslari yüzünden devlet yine bazi güçlüklerle karsi karsiya birakildi. Bu  sirada gelen Mogol elçiler Sultan Izzeddin Keykâvus'un Mengü Han'in huzuruna  gitmesini istiyorlardi. Bunun üzerine Izzeddin Keykâvus maiyetiyle birlikte  Kayseri'den Mogolistan'a hareket etti. Fakat Sivas'a varinca Celâleddin  Karatay'in öldügünü (11 Kasim 1254) haber aldi ve geri döndüler. Bu sirada  Sultanin halkin kadin ve kizlarina karsi gayr-i ahlâkî davranislari sebebiyle  Kiliç Arslan'in getirilmesi fikri yayginlasmisti. Bu yüzden sultan Izzeddin  Keykâvus derhal Konya'ya hareket etti. Birbiri ardindan gelen Mogol elçilerini  de muhtelif mazeretler ileri sürerek geri gönderiyordu. Sonunda israrlara daha  fazla dayanamayarak yerine kardesi Alâeddin'i gönderdi. Alâeddin'e refakat  edenler arasinda bulunan devlet adami ve kumandanlar yol boyunca saltanatin ona  ait oldugunu ve kendisini desteklediklerini söylediler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Celaleddin Karatay'in dört yildir (1249-1254)  sagladigi birlik ve beraberlik onun ölümüyle son buldu. Mogollar'in baski ve  müdahaleleri, beylerin ve diger devlet adamlarinin sonu gelmeyen istekleri,  sultanlarin sahsiyetlerinin zayif olusu yüzünden ülke devamli bir huzursuzluk  içine girdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Mengü Han'in huzuruna giden Alâeddin  Keykûbad'in sultan olarak dönmesi ihtimali kuvvet kazaniyor ve bu durum hem  Izzeddin Keykâvus hem de Rükneddin Kiliç Arslan'i endiseye sevkediyordu. Sonunda  bir rivayete göre Izzeddin Keykâvus adamlari vasitasiyla Alâeddin'i Erzurum'da  öldürtmüstür. Baska bir rivayete göre ise eceliyle ölmüstür.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Izzeddin Keykâvus Celâleddin Karatay'in  ölümünden sonra gayri ahlâkî davranislarda bulunuyor ve çevresindeki kötü  insanlarin tesirinde kaliyordu. Hristiyan dayilari Kir Haya ile Kir Kedîd de  devlet islerine müdahale ediyorlardi. Bu durum Izzeddin Keykâvus aleyhinde bir  kamuoyu olusmasina sebep oldu. Daha önce görevlerinden uzaklastirilmis olan  beyler de Kiliç Arslan'i desteklemeye basladilar. Nihayet Kiliç Arslan tebdil-i  kiyafetle saraydan çikip Ürgüp yoluyla Develi'ye gitti ve Kayseri'de sultan ilân  edildi. Sultan Izzeddin Keykâvus Sadreddin Konevî ile Seyh Hüsâmeddin'i  kardesine gönderip Sivas, Malatya, Harput ve Âmid (Diyarbakir) vilâyetlerine  sahip olmakla iktifa etmesini istedi. Ancak o da Kayseri kadisi Celâleddin  Habib'i elçi gönderdi ve Kayseri ile Kirsehir'in de idaresine birakilmasini  talep etti. Fakat taraflar arasinda anlasma saglanamadi ve iki ordu  Ahmed-hisar'da karsi karsiya geldi. Yapilan savasta Kiliç Arslan'in ordusu  maglûp oldu ve esir düsen Kayseri ile Develü subasilari öldürüldü. Kiliç Arslan  Develü'den Sis'e dogru giderken Türkmenler tarafindan yakalanip Arslan Dogmus'a  teslim edildi. Izzeddin Keykâvus kardesini karsilayip bagrina basti. Sonra da  hil'at, at ve altinlar verip Amasya'da ikamete mecbur etti. Bilâhare de Borgulu  kalesine gönderdi ve nezaret altinda tuttu. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan Izzeddin Keykâvus böylece ülkede huzur  ve sükunu sagladigi sirada Mogol kumandalarinin sonu gelmeyen istekleri  karsisinda emîr-i dâd Fahreddin Ali'yi degerli hediyelerle Batu Han'a gönderip  Baycu ve diger noyanlarin bu davranislarina son vermesini sagladi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Mogol baskilarinin devam ettigi bu yillarda  Ermeniler de firsattan istifadeyle Anadolu'nun bazi yerlerini isgal etmeye  basladilar.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kaynaklar o dönemde Selçuklu hakimiyetindeki  topraklari söyle siralamaktadirlar. Ahlat, Van, Ercis, Erzurum, Ispir, Bayburt,  Koçmaz, Erzincan, Aksehir, Tercan, Kemah, Sebinkarahisar, Diyarbekir, Harput,  Malatya, Sumeysat, Minsar, Sivas, Niksar, Amasya, Tokat, Çankiri, Ankara,  Samsun, Sinop, Kastamonu, Turhal, Kayseri, Nigde, Eregli, Ermenek, Konya,  Denizli, Afyon, Aksaray, Antalya ve Alaiye.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklu devleti Kösedag  maglubiyetinden sonra Mogol istilâsina maruz kalmis ve onlara tabi olmustu. Bu  dönemde tahta çikan sultanlarin çocuk yasta olmalari veya liyakatsizlikleri  devlet için önemli bir zaaf unsuru olmakla beraber bazi hamiyet-perver devlet  adamlari devletin birligini muhafaza edebilmek ve ikinci bir Mogol istilâsini  önleyebilmek için yogun faaliyet göstermislerdi. Celâleddin Karatay'in ölümünden  sonra müsterek saltanat yürütülememis ve Kiliç Arslan hapse atilmisti. Baycu  Noyan'in anlasma disinda taleplerde bulunmasi üzerine Fahreddin Ali Batu Han'in  yanina giderek ondan bir yarlig almis fakat onun istekleri yine son bulmamis  hatta, Selçuklulara karsi öfkesi giderek artmistir. Mengü Han'in kardesi  Hülagu'yu ilhan unvaniyla Iran ve batidaki ülkeleri idare etmekle  görevlendirmesi sebebiyle Baycu'nun Aksaray'a kadar gelmesi Mogol tahakkümüne  son vermek isteyen Sultan Izzeddin Keykâvus'u savasa tahrik etti. Vezir Izzeddin  Arslandogmus kumandasindaki Türk ordusu 23 Ramazan 654 (15 Ekim 1256) tarihinde  Aksaray Sultanhani civarinda Mogollarla savasa girdi. Fakat kisa sürede maglup  oldu ve agir kayiplar verdi. Basta vezir olmak üzere birçok kisi sehid oldu.  Bozgun haberini alan Sultan aile efradi, yakinlari, mücevherat ve kiymetli  esyalarini yanina alarak Konya'dan Alaiye'ye gitti. Sultanin sefahata dalmasi  devlet isleriyle ilgilenmemesi ve gayri ahlâkî davranislari bu bozgunun ana  sebebidir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Maglûbiyet üzerine Konya'ya giden üstâdüddâr  Nizameddin Ali halki derhal Mogol ordusunun, ihtiyaçlarini karsilamaya ve  Baycu'ya ve diger noyanlara hediyeler vermege tesvik etti. Sehrin hatibi de Cuma  hutbesinde halka mal ve servetlerini namuslari ugrunda harcamaktan çekinmemeleri  için nasihatte bulundu. Baycu Konya'yi yerle bir etmeye yemin etmis oldugu halde  Nizameddin Ali dört katir yükü altin götürüp sehri Mogollardan satin aldi ve  büyük bir felâkete mani oldu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Baycu Sultan Izzeddin Keykâvus'un Antalya'ya  gittigini ögrenince 1000 kisilik bir süvari birligini oraya göndermisti. Ancak  Sultan Iznik imparatoruna siginmak üzere Denizli'ye hareket etmis ve Baycu'nun  torunu Yisutay'i çesitli vaadlerle aldatarak Bizans sinirina girmeyi  basarmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Izzeddin Keykâvus'un Bizans sinirina gitmesi  üzerine Baycu Kiliç Arslan'i Selçuklu tahtina çikardi. Arslandogmus ve diger  bazi emirler Borgulu'ya giderek Kiliç Arslan'i hapisten çikardilar. Kiliç Arslan  ve yanindaki emirlerle birlikte bir müddet Ilgin'da bekledikten sonra Konya'ya  gelip tahta çikti (655/1257). Nizameddin Hursid ve Muineddin Süleyman onun  devlet adamlari arasinda ilk sirayi aldi ve vilayetlere subasi ve valiler tayin  edildi. Kiliç Arslan Kervansarayi yakinlarinda Baycu ile baris imzaladi ve Mogol  askerlerinin ihtiyaçlarini karsilamak üzere halktan mal ve para toplandi. Fakat  Noyanlardan biri zalimâne davranislari yüzünden zehirlenerek öldürülünce  Nizameddin Hursid bundan sorumlu tutuldu ve öldürüldü. Bu olaydan sonra  Muineddin Pervâne idareye tek basina hâkim oldu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Izzeddin Keykâvus, Baycu'nun Hulagu'nun Bagdad  seferine refakat etmek üzere Anadolu'dan ayrildigini duyunca Iznik  Imparatoru'nun verdigi 3000, Frank askerinin refakatinde Konya'ya gelerek tahta  oturdu (14 Rebiülâhir 655/3 Mayis 1257). IV. Kiliç Arslan ise Kayseri'ye  çekilmek zorunda kaldi. Ancak takip edildigini haber alinca Muineddin Pervâne  ile beraber Tokat'a gitti. Izzeddin Keykâvus Kiliç Arslan'a biat ettikleri için  Nigde subasisi Selçuksah ile diger bazi devlet adamlarini öldürttü. Kiliç Arslan  ise Ilhanli hükümdarindan saltanat yarligini elde ederek Erzincan'a döndü ve  kisi orada geçirdi. Yildiz Dagi yakinlarinda vuku bulan savasta Izzeddin  Keykâvus'un kuvvetlerine maglup olan Muineddin Pervane ve Mogol askerleri de  Erzincan'a kaçti. Kiliç Arslan Mogollar'dan tekrar yardim istedi ve onlarin  destegiyle Niksar'i ele geçirdi. Sehir halki onu törenle karsilayip tahta  çikardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Izzeddin Keykâvus Baycu'nun Bagdad seferinde  bulunmasindan yararlanarak Tokat, Amasya ve Malatya'yi da hakimiyet sahasina  dahil etmis ve Anadolu'da üstünlügü ele geçirmisti. Rakip sultanlar arasindaki  mücadeleye müdahale eden Mengü Han her ikisinin müsterek saltanat sürmesine  karar verdi ve Selçuklu topraklarini ikiye böldü. Buna göre Kizilirmak'in  batisindan Bizans sinirlarina kadar uzanan saha Izzeddin Keykâvus'a, Sivas'tan  Erzurum'a ve Mogol hakimiyetindeki sehirlere kadar uzanan saha ise Kiliç  Arslan'a verilecekti. Ancak 657'de (1259) Anadolu'ya dönen Mahmud Tugrâî ve  Toruntay Mogollarin Anadolu'ya girdiklerini ve iki hükümdar arasindaki  mücadelenin devam ettigini ifade etmislerdir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Hülâgu Suriye seferine çikarken iki Selçuklu  sultanini da huzuruna çagirdi. 4 Saban 657'de (28 Temmuz 1259) Tebriz'de onlarla  görüstü. Mengü Kaan'in yarligina uygun olarak ülkeyi taksim etti. Bu taksim  kararinda Pervane Muineddin önemli rol oynadi ve Anadolu'daki nüfuzu giderek  artti. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Daha çok Mogollarin lehine faaliyetleriyle  taninan vezir Mahmud Tugrâî'nin ölümünden sonra Fahreddin Ali Izzeddin  Keykâvus'un, Muineddin Pervâne de Kiliç Arslan'in veziri oldu. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;strong&gt;Izzeddin Keykâvus'un Gurbet  Hayati&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ülkenin iki hükümdar arasinda taksiminden  sonra Izzeddin hristiyan dayilariyla beraber Konya'yi birakip Kubâdâbâd'a,  oradan da Antalya'ya gitti ve eglenceye daldi. Buna karsilik Kiliç Arslan ile  Muineddin Pervâne Izzeddin Keykâvus'u sultanliktan uzaklastirmak için yogun bir  faaliyette bulunuyordu. Harac almak üzere gelen Mogol elçilerini gayet güzel  karsilayan Pervâne Izzeddin Keykâvus'un Konya'dan Antalya'ya gittigini ve  oradaki Türkmenlerle birlesip isyan hazirligi içinde oldugunu söyleyerek  tahsilâta oradan baslamasini tavsiye etti. Ancak Izzeddin Keykâvus beylerbeyi  tayin ettigi dayisinin tesiriyle para vermeye yanasmadi. Elçiler Tebriz'e dönüp  durumu anlatinca Ilhanlilar tahta geçmesini sagladiklari halde Izzeddin  Keykâvus'un kendilerine nankörce davranarak içki ve eglenceye daldigini  kendisine bildirdiler. Bunun üzerine Sultan derhal Antalya'dan Konya'ya dönüp  para temin etmeye ve bozulan münasebetleri düzeltmeye karar verdi. Fakat  Muineddin Süleyman onun Memlûklerle isbirligi yaparak Ilhanlilara karsi bir  ittifak olusturmak düsüncesinde oldugunu ihbar ederek onlari kiskirtiyordu.  Nihayet Hülagu 659 (1261) yilinda Izzeddin Keykâvus'u huzuruna çagirdi. Sultan  kendisine vekâleten saltanat naibi Yavtas'i gönderdi. Yavtas Erzincan'da  Ermenilerin bazi taskinliklariyla karsilasti ve bunlara mani olmak istedi. Ancak  Mogol elçileri buranin Kiliç Arslan'in hakimiyetinde oldugunu söylediler. Yavtas  da geri dönüp sultani Mogollara karsi tahrik etti. Sultan veziri Fahreddin Ali  ile görüstükten sonra Hülagu'nun yanina gitmek üzere hareket etti. Konya'da  Rûzbe ovasina geldiginde Alincak Noyan'in büyük bir orduyla Anadolu'ya geldigini  ve Kiliç Arslan ile Muineddin Pervâne tarafindan karsilandigini ögrendi.  Vezirini Kiliç Arslan'a gönderip aralarindaki iliskileri düzeltmeye karar verdi.  Kiliç Arslan ile görüsen Fahreddin Ali Izzeddin Keykâvus'un Mogollarla basa  çikamayacagini bildigi için iki sultani tek güç halinde birlestirmek niyetiyle  onlara katildi. Bu sirada Alincak Noyan'in kendisine taarruz hazirliginda  oldugunu ögrenen Izzeddin Keykâvus Antalya'ya döndü. Sultan Izzeddin'in  kumandanlari Ali Bahadir ve Yavtas Mogollar'a çetin bir savasa giristiler, fakat  maglup oldular ve çok agir kayiplar vererek dagildilar (1261).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan Izzeddin Keykâvus Antalya'da bulundugu  sirada bir yandan Memlûk Sultani Baybars ile isbirligi yapiyor, diger yandan da  Anadolu'daki Türkmenleri etrafinda toplamaya çalisiyordu. Sultan Izzeddin  Keykâvus Misir'dan gelen iki emîrle beraber Nâsireddin Nasrullah ve Hacib  Sadreddin el-Ahlâtî adli elçilerini Baybars'a gönderdi (660 Cemâziyülâhir/1262  Mayis). Baybars yardim talebini kabul edip Dimask ve Haleb'den asker  gönderdigini bildirdi. Sultan Izzeddin Baybars'a gönderdigi ikinci mektupta  (Haziran 1262) bu ittifaktan haberdâr olan Mogollarin Konya'yi isgale  hazirlandigini bildirdi. Baybars bu kadar kisa bir süre içinde yardim  gönderemeyince Izzeddin Keykâvus aile efradiyla birlikte Antalya'dan Istanbul'a  hareket etti. Böylece bütün Anadolu Kiliç Arslan'in idaresine geçti. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Izzeddin Keykâvus Istanbul'da eski dostu  imparator Mihail Paleologos tarafindan çok iyi karsilandi ve bir hükümdar gibi  dolasmasina izin verildi. Bu sirada müslüman olan Altinordu hükümdari Berke Han,  Sultan Baybars'a elçi gönderip Mogollara karsi Izzeddin Keykâvus'un da dahil  oldugu bir ittifak kurmak istedi. Bunun üzerine Bizans imparatoru Mihail  Hulagu'nun tesiriyle bu ittifaka karsi cephe aldi ve Sultan Baybars'in Berke  Han'a gönderdigi elçilerini 662 (1264) yilinda tevkif edip mallarina el koydu.  Sultan bir papaz ve bir filozofu imparatora gönderip ona agir hitaplarda  bulundu. Neticede elçiler serbest birakilip Berke Han'a gitmelerine izin  verildi. Fakat yine Hülagu'dan korktugu için Izzeddin Keykâvus'a karsi takip  ettigi dostane siyasetini degistirdi. Yakin emirleri Ayasofya'ya götürülüp  hristiyanligi kabule zorlandilar. Kabul etmeyenlerin gözlerine mil çekilip  öldürüldü, Izzeddin Keykâvus da Enez kalesinde hapsedildi (1262). Islâm  kaynaklarinda Izzeddin Keykâvus ve adamlarinin Bizans tahtini ele geçirmek üzere  bir suikasta hazirladiklari için böyle bir muameleye maruz kaldiklari ifade  edilmektedir. Bizans kaynaklari ise Izzeddin Keykâvus'un Altinordu Han'i ve  Bulgar krali Konstantin ile anlasarak Istanbul'u istilâya hazirlandigi için  hapsedildigini belirtir ve onun Istanbul'da kalan oglu Melik Konstantin'in  hristiyan oldugunu yazarlar.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu vahsice hareketler üzerine Berke Han  gönderdigi orduyla Bizansin Balkanlardaki topraklarini istilâ etti ve Izzeddin  Keykâvus'u hapishaneden kurtarip Keyûmers, Mesûd ve diger ogullariyla birlikte  Berke Han'a götürdüler. Berke Han Sugdak ve Solhad sehirlerini ona ikta etti.  Sultan Izzeddin 677 (1279) yilinda ölümüne kadar burada yasadi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Izzeddin Keykâvus henüz 11 yasinda iken tahta  çikmis, üç yil müstakil dört yil da müsterek saltanat sürmüs, bilâhare iki yil  daha tek basina saltanat sürmüstür. Sultan Izzeddin 16 yil süren ve karisiklik  içinde geçen hükümdarliktan sonra 27 yasinda iken vatanini terk ederek  Istanbul'a gitmis, 17 yil gurbette yasamis ve 44 yasinda ölmüstür. Ahlâkî açidan  zayif bir sahsiyet olusu daha çok hristiyan dayilarinin tesirinde kalisina  baglanmaktadir. Bununla beraber Mogollara karsi mücadele etmis ve Anadolu'yu  onlardan kurtarmaya çalismistir. Bu iç mücahedeler sirasinda basta Konya olmak  üzere bütün ülkede huzur ve güven kalmamistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:100%;" &gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;MUINEDDIN PERVANE DÖNEMI  (1262-1277)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;1243 Kösedag bozgunu Anadolu Selçuklulari  tarihinde bir dönüm noktasi teskil eder. Bu tarihten itibaren devletin temelleri  sarsilmis ve ülke yogun bir Mogol istilâsina ve Türkmen muhaceretine maruz  kalmistir. 1261'den önce Denizli, Honas ve Dalaman çayi yöresinde 200.000 hane,  Eskisehir, Kütahya arasinda 300.000, Kastamonu'da 100.000 çadir halki yasiyordu.  Denizli'den batiya dogru uzanan daglar Cibâlü't-Türkman (Türkmen daglari) adiyla  aniliyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Mogollarin istilâ ve baskilarina büyük bir  maharetle karsi koyan ve onlari idare etmeyi bilen Muineddin Süleyman Pervâne  1262'de II. Izzeddin Keykâvus'un yerine IV. Kiliç Arslan'i Selçuklu tahtina  çikarmisti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9103200357727347387-5659806352763219833?l=sanaltarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanaltarih.blogspot.com/feeds/5659806352763219833/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9103200357727347387&amp;postID=5659806352763219833' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/5659806352763219833'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/5659806352763219833'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanaltarih.blogspot.com/2008/07/2-izzeddin-keykvus-1246-1262.html' title='2. iZZEDDiN KEYKÂVUS (1246-1262)'/><author><name>emre</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9103200357727347387.post-1485051866387985344</id><published>2008-07-08T18:04:00.002-07:00</published><updated>2008-07-08T18:05:52.158-07:00</updated><title type='text'>II. GiYASEDDIN KEYHÜSREV (1237-1246)</title><content type='html'>&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);" align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;II.  GiYASEDDIN KEYHÜSREV (1237-1246)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;I. Alâeddin Keykubad'in büyük oglu olan II.  Giyaseddin Keyhüsrev'in annesi Mah-peri Hatun Alaiye (Kalonoros) hakimi  Kirfard'in kizidir. I. Alâeddin Keykubad onunla evlenirken dinine  karismayacagina söz vermisti. Bununla beraber müslüman Selçuklu sarayinda  yasayan bu hristiyan hatun daha sonra kendi istegi ile Islâmiyeti seçmis,  dindarligi ve hayirseverligi ile ün yapmistir. II. Giyaseddin Keyhüsrev yaklasik  6 yaslarinda iken atabeg Mübarizeddin Ertokus'un himayesinde Erzincan  melikligine tayin edilmistir. Mübarizeddin Ertokus'un ölümü üzerine Sultan  Alaeddin Keykubad Semseddin Altun-aba'yi ogluna atabeg tayin etti. Sultan  Alâed-din 1237 yilinda ölünce yerine sagliginda veliahd olarak seçtigi oglu  Kiliç Arslan'in hükümdar olmasi beklenirken basta Sa'deddin Köpek olmak üzere  bazi kumandanlarin baskisi ile II. Giyaseddin Selçuklu tahtina çikarildi (1237).  Sultan önce matem elbiseleriyle tahta çikip taziyeleri kabul etti. Daha sonra  sarayda serefine cülus senlikleri düzenlendi, hapishanedekilere genel af ilan  edildi ve saltanati bir fermanla ülkenin her tarafina duyuruldu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Giyaseddin rahat bir sekilde tahta çikmakla  beraber küçük kardesi Kiliç Arslan'i destekleyen Harezmli beyler ile digerleri  arasindaki çekisme bazi huzursuzluklara yol açti. Harezmli beylerin basinda  oldugu bilinen Kayir Han ani bir baskinla yakalanip hapsedildi. Bunun üzerine  Harizmli diger beyler kendilerini güven içinde hissetmeyerek Malatya  istikametinde yola çiktilar. Kemaleddin Kâmyâr bunlari geri çevirmek istediyse  de basarili olamadi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu arada Sa'deddin Köpek islerini daha rahat  bir sekilde yürütebilmek için bazi emîrleri öldürttü. II. Giyaseddin ile üvey  annesi olan Eyyubi melikesini ve ondan dogan iki kardesini Uluborlu'da bir süre  hapsetti. Sultan'in zayif kisiliginden yararlanan ve çikar pesinde kosan  Sa'deddin Köpek rakiplerini ortadan kaldirmaya devam ediyordu. 1238 Temmuz'unda  Sumeysat (Samsat)'a karsi kazandigi bir zaferden sonra sultanin aczinden,  eglence ve içkiye düskünlügünden yararlanarak adeta devleti ele geçirme  sevdasina kapildi. Halkin Selçuklu soyundan gelmeyen birini hükümdar olarak  tanimayacagini gayet iyi bilen Sa'deddin Köpek bu amaçla kendisinin I.  Giyaseddin Keyhüsrev'in gayri mesru çocugu oldugunu yaymaya basladi. Fakat  taraftar bulmadi ve Beysehir gölü yakinindaki Kubâd-âbâd sarayinda sultanin  huzurunda öldürüldü(1239). Sadeddin Köpek'in isledigi cinayetlere yer veren Ibn  Bîbî onun meziyetlerini anlatmayi da ihmal etmez ve onun halka iyi davrandigini,  mazlumlara yardim edip zalimleri siddetle cezalandirdigini, herkese adaletle  muamele ettigini, zengin-fakir, yabanci-yakin arasinda fark gözetmedigini  söyler. Toplum içinde çok sert ve hasin oldugu için herkes ondan korkardi. Çok  cömert ve hos sohbet idi. Özellikle ikta sahiplerinin çiftçilerden haksiz vergi  almalarini önledigi için onlar tarafindan çok sevilirdi. Bütün bu meziyetlerine  ragmen Harizmliler'e karsi takip ettigi politika ile degerli insanlari  öldürterek devleti sarsintiya ugratmistir. Bu bakimdan da Selçuklu tarihinde  kötü bir söhret ve ugursuz bir sima olarak taninmistir. Konya-Aksaray arasinda  634'te (1237) yaptirdigi bir kervansarayin (Zazadin Hani) kitabesinde de  kendisinden "Köpek" lâkabiyla bahsedilmesi bu kelimenin bir hakaret maksadi  tasimadigini göstermektedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sa'deddin Köpek'in öldürülmesinden sonra  Mühezzebüddin Ali, Semseddin Isfahanî ve Celaleddin Karatay gibi degerli devlet  adamlari samimi olarak devlete hizmet etmeye basladilar. Sultanin  liyakatsizligine ve beyler arasindaki çekismelere ragmen Eyyubiler, Artuklular,  Küçük Ermeni kralliklari ve Trabzon Komnenleri Selçuklulara tabi olmaya ve  gerektiginde asker göndermeye devam ettiler. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BABAÎLER ISYANI&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Babaîler isyani, II. Giyaseddin devrinin en  önemli olaylarindan birini teskil eder. Seyh Ebu'l-Beka Baba Ilyâs-i Horasanî  Mogol istilâsi sirasinda Harezmsahlar'in hakimiyetindeki topraklardan Anadolu'ya  gelmis bir Türkmen seyhi idi. Torunu Elvan Çelebi Menâkibü'l-Kudsiyye adli  eserinde onun Anadolu'ya geldikten sonra Amasya yakinlarindaki Ilyas köyüne (Çat  köyü) yerlestigini ve burada etrafina çok sayida mürid topladigini kaydeder.  Baba Resul diye de taninan Baba Ilyas 637'de (1240) Anadolu Selçuklu Sultani II.  Giyaseddin Keyhüsrev'e karsi iktidari ele geçirmek amaciyla bir isyan hareketi  baslatti. Isyanin sevk ve idaresini de halifesi Baba Ishak'a birakti. Ilk  zamanlarinda büyük bir basari elde eden Babaîler daha sonra Amasya'da bozguna  ugratildilar. Mübarizüddin Armagan Sah emrindeki Selçuklu ordusu tarafindan  Amasya Kalesi'nde muhasara edilen Baba Ilyas yakalanip idam edildi. Baba Ishak  Adiyaman yakinlarindaki Kefersüd bölgesindeki Türkmenleri silahlandirdiktan  sonra Adiyaman, Kâhta ve Gerger'i ele geçirdi. Seyhi Baba Ilyas'in öldürülmesine  mani olamayip intikam duygulariyla Konya üzerine yürüdü. Baba Ishak müridleriyle  beraber Kirsehir'in kuzeydogusundaki Malya ovasina geldigi sirada Emîr Necmeddin  kumandasindaki Selçuklu ordusuyla karsilasti. Çok çetin geçen savasta Selçuklu  ordusu ücretli ve zirhli Frank askerleri sayesinde Babaîleri bozguna ugratti.  Çocuk ve kadinlar hariç hepsi kiliçtan geçirildiler (637/1240).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Babaî isyaninin sebepleri üzerinde duran bazi  arastirmacilar olaylarin iktisadî, sosyal ve psikolojik faktörlerden  kaynaklandigini, halkin ekonomik açidan çok kötü sartlar içinde yasadigini,  toprak rejiminin XIII. yüzyilin ilk çeyreginden itibaren bozulmaya basladigini  ve sonunda toprak agalarinin köylüleri irgat olarak çalistirdiklarini, ikta  arazilerin vakif araziye dönüstürülmesi sebebiyle de Türkmenlerin yasadigi  topraklarin azaldigini ve bu yüzden sikintilara maruz kaldiklarini, böylesine  hayatî bir tehlike karsisinda Türkmenlerin hayvanlarini otlatacak mera dahi  bulamadiklarini ve büyük bir krizle karsi karsiya kaldiklarini ifade  ederler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bunun yaninda yerlesik bir hayat süren  Türklerin köylerde yasamakta olan Türkmenleri asagiladiklarini hatta onlari  kendilerine bir hasim gördüklerini, Türkmenlerin de onlari tembellikle  suçlayarak onlara kin besledikleri, ayrica devletin idari kadrolarindaki Iranli  unsurun da Türkmenleri tahkir ettikleri ve sonunda Türkmenlerin bu asagilamaya  dayanamayarak onlarla asagi yukari ayni görüsü benimseyen merkezi hükümete karsi  isyan baslattiklarini 1237'de Selçuklu tahtina geçen II. Giyaseddin Keyhüsrev'in  av partileri ve içki meclislerinde vakit geçirerek devleti ihtirasli fakat  liyakatsiz kisilerin eline birakmasini ve bunlarin sikinti içinde yasayan  halktan agir vergiler almalarinin da bu isyanin çikisinda etkili oldugunu ileri  sürerler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Babaî ayaklanmasi Selçuklu devletini iyice  sarsmisti. Bu durumdan yararlanmak isteyen Mogollar Mugan ve Arran'da karargâh  kurarak Dogu Anadolu'ya birkaç kez yagma akinlarinda bulundular. Babaî  ayaklanmasindan birkaç ay önce Ani ve Kars'i isgal eden Mogollarin Erzurum'u da  kusatma niyetinde olduklari gözden kaçmiyordu. Bu sebeple Selçuklular Erzurum'a  önemli kuvvetler yigdilar. Ancak Mogollar 1242 kisinda Erzurum'u kusattilar ve  sehir halkinin kahramanca savunmasina ragmen içeri girmeyi basardilar ve  binlerce kisiyi öldürdüler. Sehrin subasisi, Sinaneddin Yakut da öldürülenler  arasindaydi. Mogollar bu katliam ve yagmalardan sonra sehri yaktilar ve surlari  yiktilar. Ele geçirdikleri esir ve ganimetlerle Mugan'a döndüler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Erzurum'un isgali Mogol tehlikesine karsi  Selçuklularin daha aktif olarak harekete geçmesini gerektirdi. Çesitli müslüman  devletlerin asker göndererek destekledigi Selçuklu ordusu 1243 yili Temmuz  baslarinda Sivas'a 80 km. uzakliktaki Kösedag'da meydana gelen savasi kaybederek  perisan bir sekilde dagildilar. Sultan II. Giyaseddin korkusundan geceleyin  Tokat yoluyla Konya'ya kaçti. Baycu Noyan Kösedag'da bozguna ugrayan Selçuklu  ordusunu izlemek amaciyla yola çikti, Selçuklu ordusuna rastlamayinca da Sivas'a  dogru ilerledi. Sivas kadisi Necmeddin zamanin büyük bilginlerinden biriydi.  Mogol istilâsi sirasinda Harizm'de bulunmustu. Kadi sehrin ileri gelenleriyle  Baycu'yu karsiladi, birçok mal ve hediye sunarak halkin canina dokunulmamasini  istedi. Baycu bunun üzerine askerlerine üç gün boyunca sehri yagmalama izni  verdi. Selçuklularin bir askeri üssü olan Sivas'ta bulunan bütün savas araç ve  gereçleri yakildi ve tahrib edildi. Kösedag felâketi Anadolu Türklerinin  hafizasinda uzun yillar aci hatiralarla yasadi. Bozgundan sonra vezir  Mühezzebüddin Ali degerli hediyelerle birlikte Baycu'nun yanina gitti ve baris  yapti. Kösedag buhranindan yararlanan Ermenilerin Türk topraklarina saldirmalari  üzerine yeni vezir Semseddin Isfahanî büyük bir orduyla Ermeni topraklarina  girdi. Tarsus'u kusatti. Sehir tam düsmek üzereyken Sultan II. Giyaseddin'in  ölüm haberi geldi (1246). Vezir bu haber yayilmadan Ermeni kraliyla bir anlasma  yaparak Konya'ya geri döndü. Yaklasik 25 yaslarinda ölen II. Giyaseddin içki ve  eglence düskünü bir hükümdardi. Av hayvanlariyla ugrasmaktan ve onlari insanlar  üzerine saldirtmaktan büyük zevk duyardi. Yeteneksiz bir hükümdar olmakla  beraber I. Alâeddin Keykubad'in attigi saglam temeller nedeniyle ekonomik ve  toplumsal ilerleme 1277'ye Muineddin Süleyman Pervâne'nin idamina kadar hizini  yitirmedi. Dini ve ilmi birçok müesseseler kuruldu, camiler, medreseler,  hastahane ve kervansaraylar yapildi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Giyaseddin Keyhüsrev aklî ve ahlâkî zaaflari  yaninda korkakligi ile de devleti adeta sahipsiz birakmisti. Babaî isyaninda  Konya'da kalmaya cesaret edememis Kubad-âbâd'a, Mogol istilâsi karsisinda da  Antalya'ya çekilmis, Kösedag'da devleti Mübarizeddin Çavli'ya birakip kaçmisti.  Sadeddin Köpek'in önemli devlet adamlarini öldürtmesi, Sultanin da ciddi beyleri  bir kenara itip ayak takimiyla düsüp kalkmasi devlet islerinin bozulmasina  yetmisti. Sahsiyetsiz devlet adamlarinin siyasî ihtiras ve entrikalari sebebiyle  Selçuklu Devleti Mogollarin elinde bir oyuncak haline gelmisti&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kaynak:www.enfal.de&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9103200357727347387-1485051866387985344?l=sanaltarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanaltarih.blogspot.com/feeds/1485051866387985344/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9103200357727347387&amp;postID=1485051866387985344' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/1485051866387985344'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/1485051866387985344'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanaltarih.blogspot.com/2008/07/ii-giyaseddin-keyhsrev-1237-1246.html' title='II. GiYASEDDIN KEYHÜSREV (1237-1246)'/><author><name>emre</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9103200357727347387.post-7940854089046955069</id><published>2008-07-08T18:04:00.001-07:00</published><updated>2008-07-08T18:04:41.205-07:00</updated><title type='text'>I. ALÂEDDİN KEYKUBAD (1220-1237)</title><content type='html'>&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);" align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;I.  ALÂEDDIN KEYKUBAD (1220-1237)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;I. Giyaseddin Keyhüsrev'in ortanca oglu olan  I. Alâeddin Keykubad babasinin Istanbul'dan dönüp tahta çikmasi üzerine Tokat'a  melik tayin edildi ve babasinin ölümüne kadar orada kaldi. I. Giyaseddin  Keyhüsrev'in ölümü üzerine devlet adamlari Izzeddin Keykavus'u sultan ilân  edince Alâeddin Keykubad kardesine karsi taht kavgasina giristi. Amcasi Tugrul  Sah ve Ermeni krali Leon'dan yardim istedi. Fakat agabeyi karsisinda basarili  olamadi. Izzeddin Keykâvus 1212 yilinda Ankara'yi ele geçirince onu esir aldi ve  Malatya yakinlarindaki Minsar kalesinde hapsetti. Sultan onu öldürmek istiyordu,  ancak hocasi Seyh Mecdeddin Ishak buna engel oldu. Izzeddin Keykâvus'un ölümü  üzerine toplanan devlet adamlari ve kumandanlar onun ölümünü bir süre  gizledikten sonra, hapse atilmasinda rol oynadiklari Alâeddin Keykubad'i tahta  çikarmaktan çekiniyorlardi. Fakat özellikle Seyfeddin Ayaba, Mübarizüddin Çavli  ve Serefeddin Muhammed gibi devlet adamlari Alâeddin'in sahip oldugu yüksek  nitelikleri ve yetenekleri dolayisiyla tahta çikarilmasinda israr ettikleri için  Alaeddin Keykubad'in Anadolu Selçuklu sultani ilân edilmesi kararlastirildi.  Seyfeddin Ay-aba daha önce Alâeddin Keykubad'i hapishaneye kendisi götürdügü  için müjde haberini de kendisi vermek istedi ve Sultan Izzeddin Keykâvus'un  yüzügünü alip Malatya'ya gitti. Alâeddin Keykubad onu daha önceki  faaliyetlerinden dolayi affetti ve dogruca Sivas'a geldi. Taziyeleri kabul etti  ve emîrlere hil'atler verdi. Bu törenlerden sonra baskent Konya'ya hareket etti.  Konya'da çok görkemli törenler yapildi. Konya büyükleri ve zenginleri sultana  hediyeler yagdirdilar. Sultan Alâeddin de beylerine fermanlar gönderip payitahta  gelmelerini emretti. Büyük emîrlerden olup Kastamonu yöresinde faaliyette  bulunan Hüsameddin Çoban ve Seyfeddin Kizil, altin, gümüs ve köle vb.  hediyelerle, diger emîr ve beyler de koyun, at, deve ve kölelerle gelip itaat  arzettiler ve sultanin ihsan ve ikramlarina nail olup mensurlari yenileyerek  yurtlarina döndüler. Abbasi halifesi Nâsir Lidinillah seyh Sihabeddin  Sühreverdî'yi hil'at, mensur ve diger hükümdarlik alâmetleriyle Konya'ya  gönderdi. Elçi Aksaray'a gelince Sultana haber verildi. Sultan onu karsilamak  üzere emîrlerini görevlendirdi. Konya'daki kadi, âlim, mutasavvif ve ileri gelen  kisiler de Seyh Sihabeddin'i karsilamaya gittiler. Daha sonra bizzat Sultan da  hassa askerleriyle onu karsilayip elini öptü. Sehre birlikte girdiler. Ertesi  gün sultana hil'at, giydirildi ve saltanat tevcihiyle ilgili diger âdetler icra  edildi. Sultan halifenin gönderdigi murassa eyerli bir ata binip çetr, sancak ve  mehter takimiyla bir gezinti apti. Daha sonra elçiyi kiymetli hediyelerle  Bagdad'a yolcu etti. Halife Nasir Lidinillah elçisine gösterilen bu saygi ve  itibardan dolayi çok memnun oldu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Mogol istilâsinin en tehlikeli bir döneminde  tahta çikan Alâeddin Keykubad onlara karsi gerekli tedbirleri aldi. Konya,  Kayseri, Sivas ve diger bazi sehirlerin kale ve surlarini tamir ettirdi. Kardesi  devrinde Eyyubîlerle bozulan münasebetleri de yeniden müsbet yönde kanalize  etti. Eyyûbî hükümdari Melik Adil'in kiziyla evlenerek bu dostlugu daha da  pekistirdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan Alâeddin Keykubad 1221 yilinda  Kalonoros (Rumlar tarafindan kale bu adla aniliyordu) kalesini fethetti ve  sehrin yeniden insa edilmesini istedi. Kalonoros bu tarihten itibaren sultanin  adina nisbetle Alâiye seklinde anilmaya baslandi ve Selçuklu sultanlarinin  kislik merkezi haline geldi. Cami, medrese, hamam ve konaklar yapildi. Sultan  Alâiye ve Sinop'ta insa ettirdigi tersanelerle güçlü bir Selçuklu donanmasi için  önemli bir adim atmis oluyordu. I. Giyaseddin Keyhüsrev ve iki oglu I. Izzeddin  Keykâvus ile I. Alâeddin Keykubad'in tahta çikisinda önemli rol oynayan emîrler  devlet yönetiminde baslica söz sahibi haline gelmislerdi. Bunlarin basinda  Seyfeddin Ay-aba, Zeyneddin Basara, Mübarizeddin Behramsah ve Bahaeddin Kutlugca  geliyordu. Sultan Alâeddin daha önce agabeyi Izzeddin Keykâvus'u desteklemis  olduklari için bu emîrlere tam anlamiyla güven duymuyordu. Emîrler de sultana  karsi memnuniyetsizliklerini dile getiriyorlardi. Sultanin Sivas surlarinin  tamirini emretmesiyle bu memnuniyetsizlik daha da netlesti. Emîrler Seyfeddin  Ay-aba'nin evinde bir komplo düzenleyip Celaleddin Keyferidun'u agabeyi Alâeddin  Keykubad'in yerine tahta çikarmayi kararlastirdilar. Sultan bunu haber alip  Antalya'dan Kayseri'ye hareket etti ve 24 kisi olduklari söylenen emîrlerin  bazilarini idam ettirdi, bazilarini da hapse attirarak mallarini müsadere  etti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan kendisine karsi bir komplo tesebbüsünde  bulunan Seyfeddin Ay-aba ve arkadaslarini muhtelif cezalara çarptirdiktan ve  ülke dahilinde huzuru sagladiktan sonra fetihlere basladi. Önce Ermeni kralligi  üzerine bir sefer tertip etti ve pek çok Ermeni kalesini ele geçirdi (1225).  Selçuklu kuvvetleri daha sonra Haçlilarin elindeki bazi yerleri fethetmek üzere  taarruza geçti. Mübarizeddin Çavli idaresindeki ordu bütün Içel bölgesini ve  Silifke'yi ele geçirdi. Bu sefer sirasinda yaklasik 30 kalenin Selçuklular  tarafindan zaptedildigi rivayet edilmektedir. Bu zafer ve fetihlerden sonra  Ermeni kralligiyla bir anlasma yapildi. Buna göre kral Selçuklulara ihtiyaç  halinde 1000 süvari ve 500 çarkçidan olusan yardimci birlik gönderecek, daha  önce Izzeddin Keykâvus zamaninda ödenmekte olan vergi iki katina çikarilacak ve  Anadolu Selçuklularini metbu taniyacakti. Sultan daha sonra doguda meydana gelen  olaylar nedeniyle dikkatini bu tarafa çekti. Artuklu hükümdarinin Anadolu  Selçuklu sultani adina okuttugu hutbeyi Eyyûbî hükümdari Melik Kâmil adina  çevirmesi sebebi ile Artuklular üzerine yürüdü. Onlara ait Adiyaman, Kâhta,  Çemiskezek ve Malatya'daki bazi kaleleri ele geçirdi (1226).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Artuklu hükümdari Melik Mesud zor durumda  kaldi ve kiymetli hediyeler gönderip baris teklif etti. Sultan yaklasan Mogol  tehlikesi ve Harezmsahlarin sinirlarina dayanmasi sebebiyle bu teklifi kabul  ederek Eyyubîlerle de dostlugunu pekistirdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Erzincan'daki Mengücük beyi Davud Sah Alâeddin  Keykubad'a karsi dostane olmayan bazi hareketlerde bulunup bagimsizligini ilân  etmek hevesine kapilinca sultan 1228 yilinda sevk ettigi ordu ile Erzincan'i  kusatip teslim aldi. Sultan Erzincan'dan Sivas'a dönünce oglu Giyaseddin  Keyhüsrev'i Mengücük iline melik tayin etti. Antalya valisi Ertokus'u da onun  atabegi olarak görevlendirdi. Ayrica Eyyubî melikesinden dogan küçük yastaki  oglu Kiliç Arslan'i da veliahd ilan etti. Böylece Mengücük beyliginin Erzincan  kolu sona eriyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan Alâeddin Keykubad 1230 yili Agustos  ayinda Erzincan yakinlarindaki Yassiçimen'de Harezmsah Celâleddin'i büyük bir  bozguna ugratti. Sultan daha sonra Dogu Anadolu ve Suriye'de Eyyubîlere ait  birçok sehri ele geçirince Melik Kâmil karsi taarruza geçti ve 4 ay zarfinda bu  sehirleri geri aldi (1236). Eyyubîler'in ele geçirdikleri sehirlerde Selçuklu  beylerine yaptigi zulümleri ögrenen Alâeddin Keykubad Âmid (Diyarbekir) üzerine  bir ordu sevk etti. Ancak sehrin surlarinin saglamligi yüzünden basari elde  edemedi. 1237 yilinda daha büyük bir ordu ile yeniden sefere çikmak düsüncesi  ile askerlerini terhis eden Sultan Alâeddin 1 Haziran 1237'de Kayseri'de öldü.  Cenazesi Konya'da Kümbedsarayda topraga verildi. Ölümünden önce büyük oglu  Giyaseddin Keyhüsrev'i tekrar Erzincan meliki, Semseddin Altunaba'yi da ona  atabeg tayin etti. En küçük oglu Izzeddin Kiliç Arslan'i veliahd ilan edip ve  bütün kumandan ve devlet adamlarini ona biat ettirdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan Alâeddin Keykubad Türkiye'yi ilim,  kültür, san'at bakimindan oldugu kadar iktisadî ve ticarî hayat itibariyle de  gelismis ve müreffeh bir ülke haline getirmisti. Onun döneminde Anadolu Selçuklu  devleti kudret ve nüfuzunun zirvesine ulasmis, Alâeddin Keykubad'in heybet ve  ihtisamindan çekinen Mogollar ve diger unsurlar onun ölümüyle saldirgan bir  tavir içine girmislerdi. Ebü'l-Ferec (Ibnü'l-Ibrî) Alâeddin Keykubad'in emsalsiz  bir hükümdar oldugunu, mükemmel bir kafaya ve yüksek bir siyaset anlayisina  sahip bulundugunu, bütün hükümdarlarin ona boyun egdigini ve bu sebeple  kendisine Sultanü'l-âlem (Dünya hükümdari)denildigini kaydeder.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ibn Bîbî de müslüman ve hristiyan  hükümdarlarin ondan hükümdarlik mensûru alip adina para bastirdiklarini ve hutbe  okuttuklarini belirtir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Iyi bir egitim gören ve yüksek bir kültüre  sahip olan I. Alâeddin Keykubad âlim, sair, edip ve din bilginlerini daima  himaye etmisti. Mogol istilâsi önünden kaçan Türkistanli ve Iranli bilginleri  ülkesine almakla Türkiye'nin kültür seviyesini yükseltmistir. Horasan'dan yola  çikip birçok yeri dolasan Mevlâna Celâleddin'in ailesini de Konya'ya davet  ederek Türk-Islâm kültürüne önemli bir hizmette bulunmustur. Sultan âlim ve  seyhleri ziyaret eder ve onlarin hayirli dualarini alirdi. Arapça, Farsça ve  Rumca da bilen Sultan tarih kitaplariyla siyasetnâmeleri okumaktan hoslanirdi.  Büyük Selçuklu veziri Nizamülmülk'ün siyasetnâmesi, Imam-i Gazâlî'nin Kimyây-i  Saadet ve Ziyâriler'den Keykâvus b. Iskender'in Kabusnâme'si Sultanin okudugu  kitaplar arasinda zikredilmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultanin kudret ve otoritesi sebebiyle ülkenin  her tarafinda huzur ve emniyet hakimdi. Alâeddin Keykubad hazinenin gelir ve  giderleri ile ilgili hesaplar konusunda çok dikkatli davranirdi. Zalimleri  cezalandirmakta ve mazlumlarin haklarini almakta çok titizdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Siir ve edebiyatla yakindan ilgilenen Sultan  kendisi de Farsça siirler yazmisti. Onun sair ve edipleri himaye ettigini duyan  Türkistanli sair Kaniî Türkiye'ye gelmis ve rivayete göre 30 ciltlik bir  Selçuklu Seh-nâmesini kaleme almistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan Alâeddin Keykubad bu kültürel  faaliyetler yaninda ticarî ve iktisadî hayatin gelismesi için de yogun bir  faaliyet baslatmistir. Uluslararasi ticaret onun döneminde büyük bir gelisme  göstermistir. 1220'de Venediklilerle yaptigi anlasmayla Türk tüccarlarinin da  onlarin ülkesinde ticaret yapma imkânini saglamistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Yollarda emniyet saglanmakla beraber muhtemel  soygunlara karsi tüccarlarin mallari devlet tarafindan sigorta ettirilmisti.  Zararlari derhal devlet tarafindan ödenirdi. Sultan ticaret kervanlarinin  istirahati için kervansaraylar yaptirmisti. Buralarda yolculara zengin-fakir,  hristiyan-müslüman ayrimi yapilmadan yemek verilirdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan büyük sehirleri surlarla çevirdigi gibi  yaptirdigi cami, medrese, saray, hastahane, tersane, köprü ve kervansaraylarla  Türkiye'yi imar etmisti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9103200357727347387-7940854089046955069?l=sanaltarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanaltarih.blogspot.com/feeds/7940854089046955069/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9103200357727347387&amp;postID=7940854089046955069' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/7940854089046955069'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/7940854089046955069'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanaltarih.blogspot.com/2008/07/i-aleddin-keykubad-1220-1237.html' title='I. ALÂEDDİN KEYKUBAD (1220-1237)'/><author><name>emre</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9103200357727347387.post-7260102439450411841</id><published>2008-07-08T18:03:00.000-07:00</published><updated>2008-07-08T18:04:05.775-07:00</updated><title type='text'>1. İZZEDDİN KEYKÂVUS (1211-1220)</title><content type='html'>&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);" align="center"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;1. İZZEDDİN KEYKÂVUS (1211-1220)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan I. Giyaseddin Keyhüsrev'in büyük oglu  Izzeddin Keykâvus babasi ile birlikte Istanbul'da gurbet hayati yasamis ve bu  sirada atabeg Emîr Seyfeddin Ay-aba tarafindan egitilmistir. Giyaseddin  Keyhüsrev Anadolu'ya dönüp ikinci defa tahta geçince onu Malatya'ya melik tayin  etmis ve Seyh Mecdeddin Ishak'i da onun ögretmeni olarak  görevlendirmisti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Izzeddin Keykâvus babasinin ölümü üzerine  toplanan devlet erkâni tarafindan sultan ilân edildi. Konya'dan Kayseri'ye giden  devlet adamlari Izzeddin Keykâvus'a haber gönderip onu da Kayseri'ye davet  ettiler. 21 Temmuz 1211 tarihinde yapilan merasimle Selçuklu sultani ilan edilen  Izzeddin Keykâvus taziye ve tebrikleri kabule basladi. Baskent Konya'ya hareket  edecegi sirada Tokat meliki olan kardesi Alâeddin Keykubad'in ordusu ile Kayseri  üzerine yürüdügünü ögrendi. Alaeddin Keykubad babasinin ölüm haberini alinca  Erzurum meliki olan amcasi Tugrul Sah ile beraber saltanati ele geçirmek için  harekete geçmisti. Danismendli Zahireddin Ili ve Ermeni kralinin da destegini  saglayarak Kayseri üzerine yürüyen Alaeddin Keykubad kardesini muhasaraya  basladi. Zor durumda kalan Izzeddin Keykâvûs önde gelen emîrleri Mübarizeddin  Çavli, Zeyneddin Basara ve Behram Sah'i yanina çagirip onlarin fikirlerini  sordu. Müzakereler sirasinda Kayseri valisi Celâleddin Kayser müttefikleri  birbirlerinden ayirabilcegini söyleyince bu fikir kabul edildi ve vali gece  yarisi degerli hediyelerle Ermeni kralinin yanina giderek ona sehzadeler  arasindaki taht kavgalarina karismasinin kendisine hiçbir çikar saglamayacagini  bildirdi ve onu ordugâhtan ayrilmaya ikna etti. Ermeni kralinin ayrilmasindan  sonra Tugrul Sah da Erzurum'a hareket etti. Bunun üzerine bir durum  degerlendirmesi yapan Alâeddin Keykubad kusatmadan vazgeçerek Ankara  istikametinde yola koyuldu. Danismendli Zahireddin Ili de Nigde'ye giderek  Alâeddin Keykubad adina faaliyetlerine devam etti. Kayseri'de karsilastigi  tehlikeyi bu sekilde atlatan Izzeddin Keykâvûs birkaç gün dinlendikten sonra  Konya'ya hareket etti ve sehrin ileri gelenleri tarafindan törenle karsilandi.  Tahta çikarilan sultana kurbanlar kestiler, altin ve gümüs saçtilar. Çok degerli  elbiseler, atlar vb. hediye ettiler. Bütün devlet adamlari merasimle baglilik  yemini (biat) ettiler. Sultan da onlara hilatler giydirdi, emlak ve arazi tevcih  etti, eski mensûrlari yeniledi. Cülûs senlikleri bir hafta devam etti. Muhtelif  ülkelerden gelen elçiler tebriklerini bildirdiler ve degerli hediyeler takdim  ettiler. Sultan Izzeddin Keykâvus bu vesileyle Abbasî halifesi Nâsir  Lidinillah'a da elçi göndererek cülusunu bildirmis, saltanatinin tasdik  edildigini bildiren hakimiyet mensurunu almistir. Sultan Seyh Mecmeddin Ishak'i  Bagdad'a elçi olarak göndermis ve halifeden Fütüvvet teskilâtina girmek  maksadiyla bu teskilâtin sembolü olan Fütüvvet salvarini istemistir. Bizans  imparatoru Laskaris de sultana elçi göndererek tebriklerini bildirmisti.  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan Izzeddin Keykâvus devlet islerini  yoluna koyduktan sonra Arkara'ya siginmis olan kardesi Alaeddin Keykubad  meselesini halletmeye karar verdi. Emirlerine haber gönderip Konya'ya çagirdi ve  muhasara için gerekli hazirliklari tamamlayip Ankara üzerine yürüdü. Uzun süre  devam eden muhasara sebebiyle sikinti içinde kalan Alaeddin Keykubad Eyyubî  hükümdari el-Melikü'z-Zahir'e haber gönderip sultanla baris yapmasi hususunda  tavassutta bulunmasini istedi. Ancak bundan bir netice elde edemeyince sehrin  ileri gelenlerini toplayip onlarla istisare etti. Onlar teslimden baska çare  olmadigini söyleyince agabeyi Izzeddin Keykâvus'a haber gönderip kendisine ve  sehir halkina aman vermesi sarti ile anlasmaya razi oldugunu bildirdi. Bunun  üzerine Sultan Seyfeddin Ay-aba, Hüsameddin Çoban ve Seyfeddin Kizil ile görüsüp  kardesinin baris teklifini kabul etti ve sehri teslim alarak Alaeddin Keykubad'i  Malatya yakinlarindaki Minsâr kalesinde hapsetti (1213).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan iç meseleleri hallettikten sonra ülkede  ticaretin gelismesi için bazi faaliyetlere giristi. Kibris krali Hugue ile bir  anlasma imzalayarak Avrupali tüccarlarin Kibris üzerinden Anadolu'ya gelmelerini  temin etti. Izzeddin Keykâvus ayni maksatla Venediklilerle de bir anlasma  imzalamis ve Venedik tüccarlarinin Anadolu'ya rahatça girip çikabilmelerini  saglamistir. Sultan Akdeniz ticaretini yoluna koyduktan sonra Karadeniz ticaret  yollarini da emniyete almak için harekete geçti. Kuzeydeki Samsun ve Sinop  limanlari sadece Türkiye'nin ihracat ve ithalati için degil milletlerarasi  ticaret için de çok önemli merkezlerdi. Bu bakimdan Sinop'u ele geçirmek için  plânlar yapmaya basladi ve sonunda sehri karadan ve denizden kusatip Rumlari  teslim olmaya mecbur etti (26 Cemayizelâhir 611/2 Kasim 1214). Ertesi gün  askerler sehrin karsisinda saf baglayip halkin ileri gelenlerini sultanin  huzuruna çikardilar. Onlar yer öpüp itaat arzettikten sonra sehrin anahtarlarini  da sultana takdim ettiler. Sultan bazilarina hilatler verdikten sonra surlardan  içeri girdi. Divan noterleri tarafindan hazirlanan ahidnâmeyi yaninda bulunan  tekfura yemin ettirerek imzalatti. Anlasma metninde "es-Sultanü'l-Galib Izzeddin  Keykâvus b. Keyhüsrev, ben Kir Alexis'e hayatima eman vermek, Sinop yöresi  disinda kalan Canit (Canik) ülkesini bana ve evladima birakmak, buna mukabil  kendisine her yil 12.000 dinar, 500 at, 2000 sigir, 1000 koyun ve hazineye  intikal eden her cins maldan 50 yük hediyeyi kendi hayvanlarimla göndermek,  ihtiyaç halinde de kendilerine askerî yardimda bulunmak üzere iki tarafa mensup  büyüklerin huzur ve sehadetiyle bu anlasma kabul ve imza edilmistir". ifadesine  yer verilmistir. Trabzon Komnenoslari bu tarihten Mogol istilâsina kadar Anadolu  Selçuklulari'na tabi olarak hüküm sürdüler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan Izzeddin Keykâvus buradan ülkesinin her  tarafina fermanlar gönderip her sehirden zengin ve itibarli kisilerin seçilip  Sinop'a gönderilmesini emretti. Eger bulundugu yerdeki emlâk ve akari  dolayisiyla oradan ayrilmak istemeyen olursa emlâkinin devlet tarafindan satin  alinarak kiymeti üzerinden ödeme yapilmasini istedi. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan Sinop'un fethini, dini ve ticari  teskilâtlanmasini imar ve emniyet islerini organize ettikten sonra ordusu ile  Sivas'a geldi ve bu zaferde hizmeti görülen beylerine degerli hediyeler ve  hil'atler verdi. Bu zafer münasebeti ile es-Sultanu'l-Galib ünvanini alan  Izzeddin Keykâvus halife ve müslüman hükümdarlara fetihnâmeler gönderdi.  Sinop'un sahip oldugu siyasî ve ticarî önem sebebiyle Sultan yogun bir imar  faaliyeti baslatti. Kale ve surlar tamir edildigi gibi medrese ve cami insaatina  da baslandi. Sinop'un fethine istirak eden emîrlerin deruhte ettigi bu insaat  sekiz ay gibi kisa bir sürede tamamlandi (612/1215).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan Sinop'un fethinden sonra Ermenilere  karsi sefer hazirliklarina basladi ve 1215 yilinda sefere çikti. Karaman, Eregli  1216 yilinda Ermenilerden geri alindi. Hanedan mensuplari arasindaki taht  kavgalari sirasinda Antalya'daki hristiyanlar geceleyin düzenledikleri bir  baskinla Türkleri gafil avlamislar, kadin, erkek, çocuk, ihtiyar demeden  kiliçtan geçirmislerdi. Bunu ögrenen Izzeddin Keykavus emirlerine haber gönderip  derhal Konya'da toplanmalarini istedi ve süratle Antalya üzerine yürüdü. Bunun  üzerine Hristiyanlar Kibris'taki Franklardan yardim aldilar. Sultan manciniklar  ve muhasara makinelerini hazirlattiktan sonra sehri karadan ve denizden kusatti.  Sonunda merdivenler kurularak zirhli piyadeler surlara çikarildi. Frank  askerleri bertaraf edilerek kapilar açildi ve Türk ordusu sehre yeniden hakim  oldu (30 Ramazan 612/22 Ocak 1216). Sehrin idaresi o yöreyi iyi bilen  Mübarizeddin Ertokus'a verildi. Sultan Izzeddin Keykâvus bir süre imar ve  yönetimle ilgili islerin tanzimiyle ilgilendikten sonra Konya'ya döndü. Bu zafer  fetihnâmelerle komsu hükümdarlara bildirildi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan ayni yil Ermenilere karsi ikinci bir  sefere çikti. Haleb hükümdari Melik Zahir'e de haber gönderip yardim istedi.  Fakat Misir Eyyubi hükümdari Melik Adil, Izzeddin Keykâvus'un Haleb'i ele  geçirmesinden endise ederek Melik Zahir'i ikaz etti. Melik Zahir Ekim 1216  tarihinde öldü ve yerine geçen küçük yastaki oglu Melik Aziz kumandanlar  üzerinde otorite kuramadigindan bu yardim tam anlamiyla gerçeklestirilemedi.  Sultan Maras emîri Nusretüddin ile birlikte Ermeni hakimiyetindeki topraklara  girdi ve bazi kaleleri ele geçirdi. Keban yakinlarinda vuku bulan savasi  kaybeden Ermeni krali baris istedi ve 1218 yilinda iki taraf arasinda anlasma  saglandi. Buna göre Ermeniler tekrar Selçuklular'a tabi olacak, bazi sinir  kaleleri Selçuklulara geri verilecek, Ermeni krali ihtiyaç halinde sultanin  emrine asker gönderecek ve yilda 20 bin altin haraç ödeyecekti. Sultan da Ermeni  krali Leon'a Sis krali ünvanini verecekti. Bu anlasmayla Ermeniler itaate  alinmis, böylece Anadolu-Suriye ticaret yolunda emniyet saglanmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu zaferden sonra bir müddet dinlenen Sultan  Izzeddin Keykâvus Erzincan Mengücüklü beyi Fahreddin Behram Sah'in kizi Selçuk  Hatun ile evlendi. Daha sonra Halep'teki bazi devlet adamlarinin daveti ile  Haleb'i ele geçirmek üzere yola çikti. Selçuklu kuvvetleri 1218 Haziran'inda  Tell-Basir'e kadar geldiler. Bu sehrin Maras emîrine teslim edilmesi, Eyyûbî  meliki Efdal'i endiseye düsürdü ve bazi tahrikler sonucu sultani yalniz  birakarak ordudan ayrildi. Eyyubî hükümdarlarindan Melik Esref ve Artuklu  hanedanindan Artuk Arslan sultanin Haleb'i almasindan korkarak süratle harekete  geçtiler ve Selçuklularin öncü birliklerine saldirarak agir kayiplar  verdirdiler. Bu olaylar üzerine Sultan bir ihanete ugradigini düsünerek Agustos  1218'de geri döndü. Sultan çok üzüldügü bu seferin intikamini almak için  Artuklulardan Nâsiruddin Mahmûd ve Erbil hakimi Muzafferüddin Kökbörü ile  ittifak yapti. Hazirliklarini tamamlayip Malatya'ya gittigi sirada hastalandi.  Firat'in suyunun iyi gelecegi düsünülerek Viransehir'e götürüldü, fakat  kurtulamayip 7 Ocak 1220'de öldü. Cenazesi Sivas'ta yaptirmis oldugu  Dârü's-Sifa'da topraga verildi. 35-40 yaslarinda ölen Sultan Izzeddin saglam bir  iradeye sahip zeki bir devlet adami idi. Kanunlari adaletle tatbik eder, hiç  kimsenin hakkina tecavüz etmezdi. Onun devrinde adalet, emniyet, bolluk ve refah  vardi. Takip ettigi politika ile Türkiye'yi dünyaya ve denizlere açan sahil ve  limanlara kavusturmustu. Yaptigi anlasmalarla ticaretin gelismesini saglamis,  Haçlilarin Istanbul'u isgaliyle ortaya çikan durumdan çok iyi istifade etmis,  gerçeklestirdigi fetihlerle devletin nüfuz ve kudretini komsulari üzerinde  hissettirmistir. Komnenoslar'i, Ermenileri, Eyyubîler ve Artuklular'i kendine  tabi kilmistir. Diger Selçuklu hükümdarlari gibi o da iyi bir egitim görmüs,  engin ve yüksek bir kültüre sahip olmus, Farsça siirler yazmistir. Âlim ve  sairleri himaye etmis, onlara daima saygi göstermistir. Sivas'taki Dârü's-Sifâ  ve Dârü's-Sihha adli hastahane ve Tip Fakültesi onun tarfindan yaptirilmistir  (1217).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9103200357727347387-7260102439450411841?l=sanaltarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanaltarih.blogspot.com/feeds/7260102439450411841/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9103200357727347387&amp;postID=7260102439450411841' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/7260102439450411841'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/7260102439450411841'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanaltarih.blogspot.com/2008/07/1-izzeddin-keykvus-1211-1220.html' title='1. İZZEDDİN KEYKÂVUS (1211-1220)'/><author><name>emre</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9103200357727347387.post-1121347616400294429</id><published>2008-07-08T18:00:00.000-07:00</published><updated>2008-07-08T18:01:36.218-07:00</updated><title type='text'>II. SÜLEYMAN SAH (1196-1204)</title><content type='html'>&lt;table style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;" border="0" width="100%"&gt; &lt;tbody&gt; &lt;tr&gt; &lt;td style="color: rgb(255, 0, 0);" width="50%"&gt; &lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;II.  SÜLEYMAN SAH &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;(1196-1204)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/td&gt; &lt;td width="50%"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;II. Kiliç Arslan'in en kuvvetli ogullarindan  biri olan süleyman Sah Konya'yi ele geçirmek için plânlar yapmaya basladi.  Kardeslerine gönderdigi mektuplarda tahta çiktigi takdire kendilerini  bulunduklari yerlerde melik olarak birakacagini vaad etti. Böylece onlarin da  destegini saglayip Kayseri-Aksaray yolu ile Konya'ya yürüdü. Sehri dört ay  kusattiktan sonra Giyaseddin ile anlasti. Buna göre Süleyman Sah Sultan'a,  çocuklarina, emîrle-rine ve hazinesine dokunmayacagina ve istedigi yere  gitmesine müsaade edecegine söz verdi. Iki kardes anlasma sartlarina bagli  kalacaklarina yemin ettikten sonra Giyaseddin Konya'dan ayrildi. Süleyman Sah 7  Ekim 1196'da sehre girerek Selçuklu tahtina oturdu. Giyaseddin Keyhüsrev  Konya'dan ayrilirken iki oglu Izzeddin Keykavus ve Alâeddin Keykubad'i sehirde  birakmisti. Süleyman Sah yegenlerine ilgi gösterip diledikleri sekilde hareket  edebileceklerini söyledi. II. Süleyman Sah önce kardeslerinden Argun Sah ve  Berkyaruk Sah'a karsi sefere çikip Amasya ve Niksar'i topraklarina katti  (594/1197). Elbistan meliki Mugiseddin Tugrul Sah da kendisine tabi oldugunu  bildirdi. Böylece Malatya meliki Kayser Sah ile Ankara meliki Mesud hariç bütün  kardesleri Süleyman Sah'a baglilik arzetmis oluyorlardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süleyman Sah'in dahili meselelerle ugrasmasini  firsat bilen Bizans imparatoru III. Alexios dogrudan Selçuklu topraklarina  tecavüz edemedi. Ancak Giresun'da batan bir gemiyi kurtarmak üzere gönderdigi  donanma Samsun limanindaki gemilere saldirdi. Mallar yagmalandi. Bunun üzerine  tüccarlar Süleyman Sah 'a sikâyette bulunup yardim istediler. Sultan bir elçi  gönderip mallarin iadesini ve anlasma yapilmasini istedi. Neticede Bizanslilar  Türklere yillik vergi ödemeyi ve tüccarlarin mallari için de tazminat ödemeyi  kabul ettiler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süleyman Sah kardeslerini kendine tabi  kildiktan sonra taht kavgalarindan istifade eden Ermenilerin üzerine yürüdü.  Ermeni krali Leon Toroslari asarak Kayseri yöresine kadar gelmis ve bazi  kaleleri ele geçirmisti. Bunun üzerine 1199 yilinda Ermenilere karsi harekete  geçen Süleyman Sah isgal edilen Selçuklu kalelerini geri aldi. Kilikya Ermeni  Kralligi Anadolu Selçuklularina tabi oldu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Gürcülerin sürekli olarak Türk topraklarina  saldirmalari üzerine II. Süleyman Sah 598 (1202) tarihinde Gürcistan seferine  çikti. Dogu Anadolu'da tabi hükümdar ve beylere de haber gönderip kendisine  katilmalarini istedi. Bu sirada Erzurum Saltuklu hükümdari Alâeddin Meliksah'i  da huzuruna çagirdi. Meliksah Sultan'i Erzurum yakinlarinda büyük bir törenle  karsiladi. Bazi tarihçiler onun sultani karsilamada kusurlu davrandigi ve geç  kaldigi için tevkif edildigini söylerken diger bazi kaynaklar da baris  müzakereleri sirasinda tevkif ve hapsedildigini ifade ederler. 25 Mayis 1202  tarihinde Erzurum'a giren Sultan Rükneddin Süleyman Sah Saltuklu hükümdarini  hapsedip bütün topraklarina el koydu ve bu yöreyi kardesi Elbistan meliki Tugrul  Sah'a ikta ederek Saltuklu hanedanina son verdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan Süleyman Sah Erzurum'u aldiktan sonra  asil hedefi olan Gürcistan üzerine yürüdü. Selçuklu ordusu Mecingerd kalesi  civarinda ordugâh kurdu. Fakat ordugâhta istirahat halinde iken Gürcülerin  baskinina maruz kaldi ve agir kayiplar verdi. Gürcüler Selçuklu ordugâhina hücum  ederek çok miktarda ganimet ele geçirdiler. Türk birlikleri ordugâhtan ayrilip  daha uygun bir müdafaa mevkiine çekilirken Sultanin çetrini (saltanat semsiyesi)  tasiyan görevlinin (çetrdâr) ati tökezleyip çetr yere düstü. Bunu gören emîr ve  askerler sultanin basina bir musibet geldigini sanarak korkuya kapildi ve  dagildilar. Bizzat Süleyman Sah orduyu toplamak için seferber olduysa da netice  alamadi ve Türk ordusu agir kayiplar verdi. Süleyman Sah Tugrul Sah ve bazi  beyleriyle Erzurum'a döndü. Gürcüler ordugâhi isgal edip sayisiz esya ve  levâzim, altin ve gümüs kaplar, çadirlar, halilar, at, katir ve deveyi ganimet  aldilar. Esir düsenler arasinda Erzincan Mengücüklü Beyi Behram Sah da vardi.  Onu, fidyesini ödeyerek kurtardilar (1202).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Gürcistan maglubiyetine ragmen Süleyman Sah  Annadolu'da sagladigi birligi devam ettirmistir. Gürcüler de Türk topraklarini  istilaya cesaret edememislerdir. Intikam hissiyle dolu olarak ikinci defa  Gürcistan üzerine yürürken 6 Temmuz 1204 tarihinde (6 Zilkade 600) Konya-Malatya  arasinda ölmüs ve Konya kalesindeki Kümbedhane'de defnedilmistir. Gürcüler onun  ölümünü firsat bilerek 1205'te Malazgirt, Ercis ve Samankale'ye kadar olan  topraklari isgal etmislerdir. Ancak Erzurum meliki Tugrul Sah Ahlatsahlar'dan  Begtimur ile birlikte Gürcüleri bozguna ugratmislar ve Gürcistan içlerine kadar  ilerleyerek çok sayida esir ve ganimetle geri dönmüslerdir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süleyman Sah yaklasik 8 yil süren saltanati  sirasinda ülkede millî birligi saglamis, hudutlarini doguda Gürcistan'a, kuzeyde  Karadeniz sahillerine kadar genisletmis, Mengücüklü, Artuklu, Eyyubi  hükümdarliklarini ve Kilikya Ermeni kralliklarini kendisine tabi kilmistir.  Süleyman Sah yüksek devlet adamligi vasiflarini haiz, engin kültürlü ve sair bir  hükümdardi. Diger birçok Türk hükümdari gibi o da alim, sair ve sanatkârlari  himaye etmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süleyman Sah'in ani ölümü üzerine nüfuzlu  kumandanlari oglu III. Izzeddin Kiliç Arslan'i hükümdar ilen ettiler. Çocuk  yasta Selçuklu tahtina çikan III. Kiliç Arslan tahti sekiz ay sonra amcasi I.  Giyaseddin Keyhüsrev'e terk etmek zorunda kaldi (1205).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9103200357727347387-1121347616400294429?l=sanaltarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanaltarih.blogspot.com/feeds/1121347616400294429/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9103200357727347387&amp;postID=1121347616400294429' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/1121347616400294429'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/1121347616400294429'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanaltarih.blogspot.com/2008/07/ii-sleyman-sah-1196-1204.html' title='II. SÜLEYMAN SAH (1196-1204)'/><author><name>emre</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9103200357727347387.post-4447585432754823543</id><published>2008-07-08T13:04:00.000-07:00</published><updated>2008-07-08T13:06:06.843-07:00</updated><title type='text'>I. GIYASEDDIN KEYHÜSREV (BIRINCI HÜKÜMDARLIGI, 1192-1196)</title><content type='html'>&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);" align="center"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;I. GIYASEDDIN KEYHÜSREV  (BIRINCI HÜKÜMDARLIGI, 1192-1196)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;II. Kiliç Arslan'in ölümü üzerine küçük oglu  ve veliahdi Giyaseddin Keyhüsrev Selçuklu tahtina geçti. Annesi Bizans imparator  ailesine mensup bir kadindi. Kiliç Arslan ülkeyi taksim ettigi sirada onu  Uluborlu'ya melik tayin etmisti. Babasinin ölümünü bir süre gizledikten sonra  sultanligini ilân etti. Kardesleri kendisini sultan olarak tanimamakla beraber  saltanat hukukunu çignemeye cesaret edememis ve melik unvanlariyla yetinmek  zorunda kalmislardir. En tehlikeli rakibi Kutbeddin Meliksah'in bir süre sonra  ölümü üzerine biraz rahat nefes alma imkâni bulan Giyaseddin Keyhüsrev Ankara  meliki Muhyiddin Mesud ile Tokat meliki Rükneddin Süleyman Sah'in fetihlerle  diger kardesleriyle mesgul olmalarindan istifade ederek kayda deger bir  sikintiyla karsilasmadan Konya'da Selçuklu tahtini elinde tutabildi. Hatta  Menderes vadisine kadar fetihlerde bulundu. Çok sayida esir ve bol miktarda  ganimetle döndü. Esirleri Aksehir'e sevkedip köylere yerlestirdi. Onlara  tohumluk dagitti ve bes yil boyunca vergiden muaf tuttu. Daha sonra Bizans  imparatoru ile baris yapilinca bunlara diledikleri yerlere gidebilecekleri  söylendi. Fakat onlar müslüman Türkler arasinda yasamayi tercih  ettiler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Selçuklu tahtini ele geçirmek isteyen  Rükneddin Süleyman Sah Ankara meliki Mesud'un elindeki bazi yerleri zaptederek  onu kendine tabi kildi. Daha sonra diger kardeslerini de hakimiyet altina alip  Konya üzerine yürüdü. Ona mukavemet edemeyecegini anlayan Giyaseddin Keyhüsrev  1196 yilina kadar tahtini korumus ve ayni yil Konya'yi Tokat meliki Rükneddin  Süleymansah'a terketmek zorunda kalmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9103200357727347387-4447585432754823543?l=sanaltarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanaltarih.blogspot.com/feeds/4447585432754823543/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9103200357727347387&amp;postID=4447585432754823543' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/4447585432754823543'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/4447585432754823543'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanaltarih.blogspot.com/2008/07/i-giyaseddin-keyhsrev-birinci.html' title='I. GIYASEDDIN KEYHÜSREV (BIRINCI HÜKÜMDARLIGI, 1192-1196)'/><author><name>emre</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9103200357727347387.post-3935092249034273766</id><published>2008-07-08T12:58:00.000-07:00</published><updated>2008-07-08T13:03:58.793-07:00</updated><title type='text'>II. KILIÇ ARSLAN (1155-1192)</title><content type='html'>&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);" align="center"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;II. KILIÇ ARSLAN (1155-1192)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan Mesud'un ölümü üzerine yerine  veliaht tayin ettigi büyük oglu II. Kiliç Arslan geçti. Elbistan meliki olan  Kiliç Arslan babasi ile beraber pek çok sefere katilmis ve tecrübe kazanmisti.  Sultan Mesud ölecegini hissedince büyük bir merasim düzenleyip Kiliç Arslan'i  bizzat tahta çikardi ve biat etti. Diger ogullarini da melik olarak, ülkenin  muhtelif yerlerinde görevlendirdi. Kiliç Arslan babasinin yerine Selçuklu  tahtina geçince kardesleri de isyan ederek tahtta hak iddia ettiler. Bunun  üzerine Kiliç Arslan önce Devlet'i bertaraf etti. Sonra da Ankara ve Çankiri  meliki olan Sahinsah üzerine yürüdü. Bu firsati degerlendiren Danismendli  Yagibasan da Sivas'tan Kayseri'ye hareket etti. Kiliç Arslan bu haberi alir  almaz süratle Yagibasan üzerine yürüdü. Iki ordu savasa girmek üzere iken  alimlerin gayretleriyle buna mani olundu. Fakat Yagibasan kisa bir süre sonra  Elbistan'a saldirinca iki ordu yeniden karsi karsiya geldi. Alimler yine oraya  girip savasi engellediler ve taraflar arasinda anlasma sagladilar  (1155).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Danismendliler'i himaye eden Nureddin Mahmud  da bu sirada Ayintab ve Ra'ban sehirlerini istilâ ederek vaktiyle Mesud ile  Franklara karsi yaptiklari ittifaki bozdu (1156). Kiliç Arslan büyük bir ordu  ile yola çikip Ayintab'i muhasara etti ve sehri ele geçirdi. Ra'ban üzerine  yürüdügü sirada, Haçli taarruzlarina maruz kalan Nureddin Mahmud yaptiklarindan  özür dileyerek Haleb'e döndü (1157).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kudret ve nüfuzu giderek artan II. Kiliç  Arslan'dan korkan rakip ve düsmanlari ona karsi ittifak yapmak ihtiyacini  hissettiler. Imparator Manuel, Nureddin Mahmud, Danismendli Yagibasan, Kiliç  Arslan'in kardesi Sahinsah, Danismendliler'in Kayseri meliki Zünnun, Malatya  emiri Zülkarneyn ona karsi müsterek bir cephe olusturdular. Bu ittifaki bozmak  isteyen Sultan Kiliç Arslan imparatora elçi göndererek baris talebinde bulundu  (1160). Fakat red cevabi aldi. Bunun üzerine Elbistan'i vererek Yagibasan'la  anlasmak istedi. Fakat bunca fedakarliga ragmen yine de aleyhindeki ittifaki  bertaraf edemedi. Erzurum meliki Izzeddin Saltuk'un Kiliç Arslan ile nikâhlanan  kizini çeyiz ile birlikte Erzurum'dan Konya'ya gönderdigini haber alan Yagibasan  gelin alayina saldirarak kizi Kayseri'ye götürüp yegeni Zünnun ile evlendirmek  istedi. Ancak Islâm hukukuna göre nikahli bir kadinin baska biriyle evlenmesi  mümkün olmadigindan gelini zorla dinden döndürdüler ve yeniden müslüman olduktan  sonra zorla nikâhladilar. Bu agir tecavüz karsisinda çok öfkelenen Kiliç Arslan  süratle Yagibasan üzerine yürüdü. Ancak Bizans kuvvetlerince desteklenen  Yagibasan galip geldi ve zor durumda kalan II. Kiliç Arslan Bizans'a sigindi  (1162). Istanbul'da muhtesem bir törenle karsilanan Sultan, 80 gün kaldiktan  sonra imparator Manuel ile bir anlasma imzaladi. Buna göre;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;1. Sultan Bizans imparatorlugunun düsmanlarini  kendi düsmani olarak kabul edecek ve bunlarla mücadele eden Bizans'in safinda  yer alacak,&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;2. Sultan ele geçirdigi Bizans sehirlerini  iade edecekti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;3. II. Kiliç Arslan imparator Manuel'in  bilgisi olmadan baska devletlerle herhangi bir anlasma imzalamayacak ve  Manuel'in yaptigi seferlere yardimci kuvvetler gönderecekti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;4. Sultan Türkmenlerin Bizans hakimiyetindeki  topraklarina yaptigi akinlara mani olacakti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kiliç Arslan Bizans'tan aldigi yardimlarla  hazirliklarini ikmal edip, intikam maksadiyla Yagibasan üzerine yürüdü ve  Sivas'i zaptetti. Yagibasan yardim için damadi Sahinsah'in yanina Çankiri'ya  gitti ve 4 Agustos 1164'te orada öldü. Yagibasan'in ölümü Kiliç Arslan'i  rahatlatti. Kiliç Arslan onun ölümü üzerine Ankara-Çankiri meliki Sahinsah'i  kaçmaya mecbur ettigi gibi Danismendliler'in elindeki Elbistan'i ve diger bazi  yerleri Selçuklu topraklarina katti. Kayseri ve Zamanti'yi da istilâ ederek  Zünnun'un hakimiyetine son verdi. Zünnun ile Sahinsah Anadolu topraklarini terk  edip Nureddin Mahmud'a sigindilar (1164). Nureddin bunlari himayesine alarak  Selçuklu topraklarina saldirdi. Maras, Behisni ve Göksun'u zapt etti. Sultan  Kiliç Arslan büyük bir ordu ile ona karsi harekete geçti. Fakat agir kis  sartlari ve haçli saldirilari bu iki Türk hükümdarini anlasmaya mecbur  etti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Nureddin'in 1174 tarihinde ölümü üzerine  Sultan tekrar harekete geçerek Sivas, Niksar, Tokat ve diger bazi sehirleri zapt  etti (1175). Zünnun ile Sahinsah bu defa Bizans imparatoruna sigindilar.  Imparator bu iki Türk beyine ait topraklari iade etmesi için Sultan'a baski  yapiyordu. 1175'te Selçuklu sinirina asker sevk etti ve tahkimata basladi.  Imparator kendisi sefere çikmadan önce Sahinsah ile Zünnun'u Anadolu'ya  göndererek, Kiliç Arslan'in giderek artan kuvvetini sarsmayi planladiysa da bu  hususta basari saglayamadi. Bunun üzerine bizzat sefere çikarak Anadolu'yu  istila etmek hayaline kapildi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;MYRIOKEPHALON SAVASI  (1176)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklulari'yla Bizans imparatorlugu  arasinda 1162'de yapilan anlasma taraflara daha rahat hareket etme imkâni  sagliyordu. Bundan yararlanan II. Kiliç Arslan Danismendliler ve Musul  Atabegligiyle; Imparator Manuel de Balkanlardaki bazi meselelerle ugrasiyordu.  Bununla beraber Anadolu'da sayilari 100.000'i asan kalabalik bir Türkmen kitlesi  kendilerine yurt ve otlak bulmak gayesiyle Bizans hakimiyetindeki bölgelerde  yagma ve tahribatta bulunuyorlardi. Bu akinlara devam eden Türkmenler Denizli,  Bergama ve Edremit'e ulasmislardi. Imparator hem bu akinlara mani olmak hem de  Anadolu'da giderek güçlenen Kiliç Arslan'a agir bir darbe indirmek gayesiyle  kuvvetler göndermeye ve Eskisehir'de bazi askerî tedbirler almaya basladi.  Manuel Türk tehlikesine son vermek amaciyla bu seferi hilal-haç mücadelesine  dönüstürmek istiyordu. Bu maksatla Papa III. Alexandre'a bir mektup göndererek  Türklere karsi baslattigi bu harekâtta kendisine yardim saglamasini istedi. Papa  cevabî mektubunda bu yardimi ancak yil sonunda saglayabilecegini bildiriyordu.  Bunun üzerine Kiliç Arslan bir yandan hazirliklarini sürdürürken bir yandan da  Süleyman adli kabiliyetli bir elçisini imparatora gönderip aralarindaki barisi  devam ettirmek istedigini bildirdi. Ancak imparator Türkmenlerin istilâ  ettikleri yerlerin iade edilmesini ve kendisine siginan Zünnûn ile kardesi  Sahinsah'a ait topraklari derhal geri vermesini sart kosuyordu. Sultan  imparatorun Eskisehir'de yaptirdigi istihkâmlari tahrib etmek için akinlara  devam ederken imparator da bizzat sefere çikmadan önce Danismendli Sahinsah'i  Anadolu'ya gönderdi. Fakat Sahinsah Eskisehir yakinlarinda pusuya düsürüldü ve  bozgun halinde imparatora sigindi. Niksar üzerine gönderilen Zünnûn ise hiçbir  basari saglayamadan geri döndü ve imparatora katildi. Kiliç Arslan kardesi  Sahinsah'i da bertaraf ederek Anadolu'da siyasî birligi korudu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bizans imparatoru Manuel, II. Kiliç Arslan  daha fazla kuvvetlenmeden üzerine yürümek ve Anadolu'yu Türklerden kurtarmak  istiyordu. Bu düsüncelerle 1176 ilk baharinda Ayasofya'da yapilan muhtesem bir  törenle Istanbul'dan yola koyuldu. Frank, Macar, Sirp ve Peçeneklerden olusan bu  büyük ordunun sayisi hakkindaki rakamlar 700 bine kadar ulasmaktadir. Sultan  tekrar elçi gönderip baris talebini tekrarladi. Fakat imparator sultani yaptigi  iyiliklere nankörce cevap vermekle suçluyordu. Bizansli kumandanlar Türklerin  savas gücünden bahsederek imparatoru barisa tesvik ediyorlardi. Fakat Manuel  onlari dinlemiyordu. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Imparator Eskisehir yolu yerine Denizli  istikametini takip ederek Selçuklulari gafil avlanmak ve baskent Konya'yi ele  geçirmek niyetindeydi. Bunu sezen Sultan Kiliç Arslan müslüman hükümdar ve  beylerden yardim istedigi gibi düsman kuvvetlerine baskinlar düzenleyerek onlari  yipratmaya ve ikmal imkânlarini tahribe çalisti. 5-10 bin kisiden olusan Türkmen  gruplariyla Bizans ordusuna saldirip yipranmis bir orduyla savasmayi  plânliyordu. Sultan üçüncü defa imparatora bir elçilik heyeti gönderip baris  talebinde bulundu. Ancak imparator bu teklifi magrûr bir edâ ile reddederek  "baris müzakerelerinin Konya'da yapilacagini bildirdi. Bizans ordusu  Homa-Düzbel-Karli-Haydarli-Karadilli-Uzunpinar yolunu takip ederek Myriokephalon  (Karamikbeli) denilen sarp ve dar bir vadiye girdi. Geçidin yüksek tepelerinde  mevzilenerek vadiye tamamen hakim bir durumda olan Türk kuvvetleri Bizans  ordusuna baslangiçta müdahale etmeyerek düsman öncü birliklerinin Bogaz'in içine  dogru ilerlemelerini adeta kolaylastirdilar. Bizans öncü birliklerine Angolos'un  iki oglu Ioannes ile Andronikos kumanda etmekteydi. Bunlari diger birlikler  takip ediyor, ardindan da agirliklar ve kusatma arabalari geliyordu. Imparatorun  hassa kuvvetleri ise daha geride idiler. Öncü birliklerin bogazi geçerek ovaya  inmesine müsaade eden Kiliç Arslan Bizans ordusunu birbirlerine yardimci  olamayacak sekilde ikiye ayirmis bulunuyordu. Karamikbeli'nin çikisindaki tepe  noktasinda geçisi kapattiran Sultanin vadiye sevkettigi Türk kuvvetleri sol  kanadi ok yagmuruna tuttular. Bu kanadin büyük bir bölümü imha edildi. Ardindan  gelen sag kanat kumandani onlara yardim etmek istediyse de çarpismanin basinda  öldürüldü. Geçit tamamen Türklerin kontrolünde oldugundan vadide sikisip kalan  Bizans ordusu hareket kabiliyetini kaybetmis ve geri çekilme imkânlari  kalmamisti. Imparatorun hassa ordusu ve artçi kuvvetler de orada agirliklari  tasiyan birliklerin bulunmasi sebebiyle hiçbir yardimda bulunamiyordu. Türk  ordusu Bizans'in artçi birliklerinin gerisine uzanarak ricat etmelerine de imkân  vermemekteydi. Bu sirada Niksar yakinlarindaki savasi kaybeden ve öldürülen  Andronikos Vatatzes'in kesik basi bir mizragin ucuna takilip Rumlara  gösterilince moralleri daha da bozuldu. Imparator olaylari seyretmekten baska  bir sey yapamiyordu. Sultan Bizans ordusuna son darbeyi indirmek için  imparatorun hassa kuvvetlerine saldirdi. Bütün ümitlerini kaybeden imparator  herkese canini kurtarmasini emrettikten sonra Türk birliklerinin içine daldi. Bu  sirada kopan bir firtina yüzünden her taraf tozduman oldu. Çarpismalar öylesine  siddetli bir sekilde devam ediyordu ki her taraf cesetlerle doluydu. Imparator  Manuel az sayidaki adamiyla saflari yararak Bizans öncü birliklerine katildi.  Burada pusuya düsürülen Bizans ordusu büyük ölçüde imha edildi (17 Eylül 1176).  Imparatorun agirliklari ordunun silah ve techizati yagmalandi. Zor durumda kalan  imparator baris talebinde bulundu ve gece karanliginda yapilan müzakereler  sonunda imparator Eskisehir'deki istihkâmlarini yiktirmayi ve Istanbul'a  döndükten sonra da Sultan'a yüz bin altin göndermeyi kabul etti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Zafer sonunda Türkler 100 bin esir aldilar ve  bunlari satilmak üzere Musul, Bagdat ve Suriye'nin muhtelif sehirlerine sevk  ettiler. Bütün Islâm ülkelerine ve müslüman hükümdarlara zafernâmeler  gönderildi. Malazgirt'ten sonra kazanilan ikinci büyük zafer olan Myriokephalon  zaferi Selçuklular ile Bizanslilarin kaderinde önemli bir dönüm noktasini teskil  eder. Malazgirt'te hezimete ugramalarina ragmen, hâlâ Anadolu'yu geri alma ümit  ve hayalinde olan Rumlar bu zaferden sonra umutlarini tamamen kaybettiler. Haçli  seferleri ve taht kavgalari sebebiyle Bizans'a geçmis olan üstünlük bu zaferle  yeniden Selçuklular'a intikal etmistir. Bu tarihten itibaren Türkler hakimiyet  sahalarini genisletmeye devam ederken, Bizanslilar müdafaaya çekilmek zorunda  kalmislardir. Bu zafer bütün Islâm dünyasinda coskun sevinç gösterileri ile  kutlanmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan Imparator ile baris yaptiktan sonra  Danismendliler'inn elinde bulunan Malatya'yi kusatti. Emir Muhammed Sultan'dan  "amânnâme" aldiktan sonra Malatya'yi terk etti. Sultan da 4 aylik bir  muhasaradan sonra 25 Ekim 1178'de Malatya'ya girdi ve Danismendliler'in bu  koluna son verdi. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Danismendliler'e son verilmesi Artuklu  beylerini endiselendirdi ve Selahaddin Eyyubî'ye haber gönderip kendilerini  himaye etmesini istediler. Selahaddin kuzeye dogru yayilmak istedigi için bu  firsati iyi degerlendirdi ve Artuklular'in bu teklifini kabul etti. Kiliç Arslan  ise Selahaddin'den vaktiyle Nureddin Mahmud tarafindan isgal edilmis olan  Ra'ban'i geri vermesini istedi. Selahaddin bu teklifi öfke ile reddetti. Bunun  üzerine Sultan Kiliç Arslan 20 bin kisilik bir orduyu Ra'ban'a sevketti. Fakat  Selçuklu kuvvetleri 1179 yilinda vuku bulan muharebede maglub oldu. Sultan Kiliç  Arslan ertesi yil Artuklu hükümdari Kara Arslan'in oglu Nureddin Muhammed'in  üzerine yürüdü. Sultan damadi olan Nureddin Muhammed'in kizi Selçuk Hatun'a kötü  muamele ettigini söyleyerek onu cezalandirmak istiyordu. Kiliç Arslan'in Artuklu  hakimiyetindeki topraklari ele geçirmesi üzerine Selahaddin Eyyubî Sultan'dan  geri dönmesini istedi. Doguda yayilma politikasi bu büyük hükümdari karsi  karsiya getirmisti. Sultan Kiliç Arslan bir elçi vasitasiyla kizinin çeyizi  olarak Nureddin Muhammed'e verdigi Malatya civarindaki Hanzit ve çevresinin  kendisine iade edilmesini istedi. Ayrica kizina kötü davrandigini ileri sürdü.  Taraflar arasinda anlasma saglanamayinca Haçlilarla mütareke imzalayan  Selahaddin süratle Selçuklu topraklarina girdi, isin ciddiyetini anlayan Sultan  Kiliç Arslan veziri Ihtiyareddin Hasan'i Selahaddin Eyyubi'ye gönderip onu bu  hareketinden vazgeçirmek istedi. Selahaddin çok kararli oldugu halde vezir büyük  bir maharetle onu barisa ikna etti ve daha sonra iki hükümdar Ermenilere karsi  birlikte sefer tertip ettiler. Sultan Kiliç Arslan ile Selahaddin Eyyubî  arasindaki anlasmazliktan yararlanan Ermeni krali Rupen Kilikya'da pekçok  Türkmen'i öldürtmüs, bir kismini da esir almisti. Taraflar arasinda anlasma  saglaninca Kiliç Arslan Selahaddin Eyyubî'den Ermeniler üzerine düzenleyecegi  sefere istirak etmesini istedi. Bunun üzerine Kiliç Arslan kuzeyden Selahaddin  Eyyubî de güneyden Ermeni topraklarina girdi. Onlara mukavemet edemeyecegini  anlayan Ermeni prensi III. Rupen baris talebinde bulundu ve agir tazminat  ödemeyi kabul etti (1180). Kiliç Arslan Malatya'ya dönerken Selahaddin Eyyubî de  Misir'a hareket etti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Imparator Manuel Komnenos'un Myriokephalon'da  yapilan anlasma sartlarini tam olarak yerine getirmemesi üzerine Selçuklu  kuvvetleri ve Türkmenler Bizans arazisine akinlara basladilar. Uluborlu, Kütahya  ve Eskisehir yörelerini fethettiler. Ancak Selahaddin Eyyubî 1180 yilinda yapmis  olduklari anlasma sartlarina uymayarak Güneydogu Anadolu'yu ele geçirmek  istemesi yüzünden Kiliç Arslan yeni gelismelerle ilgilenmek zorunda kaldi.  Selahaddin önce Musul'u muhasara etti, fakat basarili olamayinca 1183'te  Diyarbekir önlerine geldi ve uzun süre kusattiktan sonra sehri ele geçirdi.  Diyarbekir'i savunan Emir Nisanoglu maiyyetiyle beraber Sultan II. Kiliç  Arslan'a sigindi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan Kiliç Arslan uzun ve serefli bir  hükümdarliktan sonra artik yorulmus ve seferlere çikamaz olmustu. Bu sebeple  eski Türk töresine uyarak ülke topraklarini 11 oglu arasinda taksim etti. Buna  göre:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;1. Kutbeddin Meliksah, Sivas ve  Aksaray.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;2. Rükneddin Süleymansah, Tokat ve  havalisi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;3. Nureddin Sultan Sah, Kayseri.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;4. Mugiseddin Tugrul Sah, Elbistan.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;5. Muizzeddin Kayser Sah, Malatya.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;6. Muhyiddin Mesud, Ankara, Çankiri, Kastamonu  ve Eskisehir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;7. Giyaseddin Keyhüsrev, Uluborlu ve  Kütahya.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;8. Nasreddin Berkyaruk Sah, Niksar ve  Koyluhisar.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;9. Nizameddin Argunsah, Amasya.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;10. Arslan Sah, Nigde.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;11. Sencer Sah, Eregli'ye melik tayin  edildiler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu taksim büyük bir ihtimalle 1182-1186  yillari arasinda yapilmistir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kiliç Arslan bu taksimattan sonra veziri  Ihtiyareddin Hasan ve diger devlet adamlari ile Konya'da sultan olarak hüküm  sürmeye devam etmis, ogullari da melik sifati ile bulunduklari yerlerde yari  bagimsiz olarak hareket etmislerdir. Bu meliklerin her biri kendi adlarina para  bastiriyor, hutbe okutuyor ve diger devletlerle münasebetlerde bulunuyor, sultan  olarak da babalarini metbu taniyorlardi. Ancak bu taksimden sonra kardesler ve  babalari arasinda sonu gelmeyen bir mücadele basladi. 1185 yilindan itibaren  Anadolu yeni bir Türkmen muhaceretine ugramis ve konar-göçer topluluklar  sehzadeler tarafindan birbirleri aleyhine kullanilmistir. Sultan II. Kiliç  Arslan 1188 yilina kadar ogullari üzerindeki siyasi hakimiyetini devam  ettirebilmis, ancak daha sonra büyük oglu Kutbeddin Meliksah ile aralarindaki  mücadele bir savasa sebep olmustur. 1188'de Kayseri civarinda meydana gelen  savasta Meliksah'in askerleri büyük Sultan Kiliç Arslan'a kiliç çekmek  istemeyince Meliksah Sivas'a döndü. Fakat bu ihtilaf kesin bir çözüme  kavusturulamadi. Sultanin veziri Ihtiyareddin Hasan'in da baba-ogul arasindaki  bu ihtilafi körükledigi sanilmaktadir. Daha sonra vezirlikten azledilen  Ihtiyareddin Hasan Sivas civarinda Türkmenler tarafindan pusuya düsürülerek  öldürüldü. Kutbeddin Meliksah Anadolu tahtina uzanan yolda en büyük engel olarak  gördügü vezirin ölümü üzerine kendini destekleyen Türkmenlerle birlikte baskent  Konya üzerine yürüdü ve Sultan II. Kiliç Arslan'a kendisini zorla veliaht ilan  ettirdi(1190).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu mücadele kudretli Türkiye Selçuklulari  devletini sarsmis ve III. haçli seferine katilan ordularin Anadolu'dan  geçmelerine mani olunamamistir. Alman imparatoru Friedrich Barbarossa 1190  yilinda III. haçli ordusunun basinda Anadolu'dan geçerken Bizans'in Anadolu'yu  istila emellerine son veren o büyük Selçuklu sultani II. Kiliç Arslan oglu  Meliksah'in elinde adeta bir esir durumuna düsmüstü. Büyük Islâm mücahidi  Selahaddin Eyyubî'nin haçlilari perisan ederek 1187'de Kudüs'ü fethetmesi  üzerine baslatilan III. Haçli seferine katilan birliklerin sayisi 200-600 bin  arasinda gösterilmektedir. Alasehir-Denizli yolunu takip eden haçlilar yol  boyunca göçebe hayati yasayan Türkmenlerin saldirilarina maruz kalmis, fakat  ciddi bir mukavemetle karsilasmamistir. Ilk defa 1190 Mayisinda Aksehir  yakinlarinda haçlilarin önüne çikan Meliksah ile Türkmen reisi Rüstem yorgun  Haçli ordulari karsisinda basarili olamamis ve yavas yavas Konya'ya  çekilmislerdir (17 Mayis 1190). Meram'da ordugâh kuran haçlilar bir müddet  Konya'yi muhasara etmisler ve sonunda Kiliç Arslan ile Melik Sah'in baris  teklifini kabul ederek rehin aldiklari 25 Türk emiri ile birlikte Haziran ayi  ortalarinda Konya'dan ayrilmislardir. Rivayete göre Meliksah nefret ettigi  emirleri haçlilara teslim etmis, onlar da yolda Türkmen saldirilarina mani  olmadiklari bahanesiyle öldürülmüslerdir. Selçuklu topraklarini geçen imparator  oradan Silifke (Göksü) çayini geçerken bogularak ölmüstür (10 Haziran  1190).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Haçlilar Suriye'ye gittigi sirada Meliksah da  babasinin vezir ve emirlerini bertaraf ederek Konya'ya hakim oldu. Meliksah daha  sonra kardesi Kayseri meliki Sultansah'in üzerine yürüyerek onu muhasara etti.  Meliksah'tan memnun olmayan Kiliç Arslan bir firsatini bulup Sultan Sah'in  yanina sigindi. Bunun üzerine Meliksah Konya'ya dönüp sultanligini ilan etti.  II. Kiliç Arslan bir müddet Sultan Sah'in yaninda kaldiktan sonra onun da  kendisini emellerine alet etmek istedigini anlayinca büyük oglu Uluborlu meliki  Giyaseddin Keyhüsrev'in yanina gitti. Onunla birlikte Konya'ya hücum ederek  sehri aldi ve Giyaseddin'i veliaht ilan ederek Aksaray'da bulunan Meliksah'i  kusattigi sirada hastalanarak öldü (26 Agustos 1192).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Yaklasik 80 yasinda ölen II. Kiliç Arslan  siyasî ve askerî kabiliyeti, elde ettigi büyük zaferleri ve ileri görüslülügü  ile Türk tarihinin önde gelen hükümdarlarindan biridir. Anadolu'nun  Türklesmesinde büyük hizmeti geçen Sultan II. Kiliç Arslan zamaninda ticaret  yeniden hayatiyet kazanmis ve ilk kervansaray bu dönemde yapilmistir. Anadolu  Selçuklu sultanlari arasinda ilk altin sikkeyi bastiran da odur. Onun zamani  sehircilik ve imar faaliyetleri bakimindan da önemlidir. Aksaray'i yeniden insa  ettirdigi gibi Konya'yi da imar ederek surlari yeni bastan yaptirmistir.  Malatya'da bazi imar faaliyetlerinde bulunmustur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9103200357727347387-3935092249034273766?l=sanaltarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanaltarih.blogspot.com/feeds/3935092249034273766/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9103200357727347387&amp;postID=3935092249034273766' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/3935092249034273766'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/3935092249034273766'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanaltarih.blogspot.com/2008/07/ii-kili-arslan-1155-1192.html' title='II. KILIÇ ARSLAN (1155-1192)'/><author><name>emre</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9103200357727347387.post-3779390937309493419</id><published>2008-07-08T12:53:00.000-07:00</published><updated>2008-07-08T12:57:02.106-07:00</updated><title type='text'>İZZEDDİN 1. MESUD (1116-1155)</title><content type='html'>&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);" align="center"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;IZZEDDIN I. MESUD  (1116-1155)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan Mesud'un tahta çikmasindan bir müddet  sonra Bizans tahtinda da degisiklik oldu ve Ioannes imparator ilân edildi  (1118-1143). Bu taht degisiklikleri iki devlet arasinda öteden beri devam eden  ancak Sahinsah'la Alexios arasinda imzalanan anlasma ile kisa bir süre için de  olsa durdurulmus olan savaslar yeniden basladi ve Denizli ile Uluborlu Bizans  kuvvetleri tarafindan geri alindi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;I. Kiliç Arslan'in ölümünden sonra ogullari  arasinda baslayan taht kavgalari sirasinda Danismendliler giderek  kuvvetlendiler. Sultan Mesud'un kayinpederi olan ve onun Selçuklu tahtini ele  geçirmesinde önemli rol oynayan Danismendli Emir Gazi, Artuklu Belek Gazi'nin  ölümünden sonra 13 Haziran 1124 tarihinde Malatya'ya hücum etti. Bir ay süren  muhasaradan sonuç alamayan Emir Gazi oglu Muhammed'i burada birakarak sehir  önlerinden ayrildi. Malatya 6 ay daha muhasara edildi. Uzun süren muhasara  sebebiyle sehirde açlik felâketi bas gösterdi. Halk les ve agaç yapraklarini  yemeye basladi. Bunun üzerine çaresiz kalan Ayse Hatun ile Kiliç Arslan'in oglu  Turgul Arslan 10 Aralik 1124'de Nisar (Minsar) kalesine çekilerek sehri  Danismendliler'e teslim etti. Böylece Malatya tekrar Danismendliler'in  hakimiyeti altina girmis oldu. Sultan Mesud'un Malatya'yi kayinpederi Emir  Gazi'ye teslim etmesi Ankara ve Kastamonu meliki olan kardesi Arab'i kizdirdi.  Sultan Mesud 1126 yilinda kardesi karsisinda maglup olarak Bizans Imparatoruna  siginmak zorunda kaldi. Selçuklu hanedani arasindaki iç mücadelelerden  faydalanmak isteyen imparator Ioannes bunu firsat bilerek Sultan Mesud'a yardim  ettigi gibi kendisi de Kastamonu üzerine yürüyerek sehri kusatti ve çok sayida  esirle geri döndü. Sultan Mesud ise kayinpederi ile birleserek Melik Arab  üzerine yürüyünce o da Ermeniler'in Çukurova'daki prensi Thoros'a sigindi. Daha  sonra Türklerden ve Ermenilerden mütesekkil bir orduyla Emir Gazi'nin oglu  Muhammed'i pusuya düsürerek esir aldi. Melik Arab daha sonra bizzat Emir Gazi  üzerine yürüdü. Fakat neticede Emir Gazi oglunu esaretten kurtardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kardesler arasinda devam eden bu mücadele  sonunda kârli çikan taraf hiç süphesiz Danismendliler oldu. Sultan Mesud  kayinpederi sayesinde tahtini korumayi basarirken Emir Gazi de Malatya'dan  Sakarya'ya kadar uzanan Selçuklu topraklarini Danismendli hakimiyeti altina  aldi. Böylece Anadolu'nun en güçlü devleti haline gelen Danismendliler 1129  tarihinde bütün Karadeniz sahillerinin kontrolünü ele geçirdiler. Ayrica 1130'da  Çukurova yöresinde Haçlilari bozguna ugratarak Bohemund'u öldürdüler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan Mesud ise Bati Anadolu'da fetihlere  basladi. Bu arada Emir Gazi öldü (1134) ve Selçuklu sultani Mesud büyük bir  baskidan kurtulmus oldu. Emir Gazi'nin yerine geçen Melik Muhammed ile bir ara  ihtilafa düsen Sultan Mesud, Bizans imparatorunun Anadolu'yu istilâ harekâtina  karsi onunla isbirligi yapmak ihtiyacini hissetti. Bizans imparatoru 1137  yilinda büyük bir ordu ile Anadolu'yu geçmis Mersin ve Adana'yi isgal etmisti.  Daha sonra Suriye istikametinde ilerleyen imparator Antakya, Halep, Esarib,  Kefertâb, Maarratu'n-Nu'man'i ele geçirdikten sonra Istanbul'a döndü. 1139  tarihinde yeniden Anadolu seferine çikarak elde edemeden geri döndü. 1142'de  yeni bir sefere çikan imparator Çukurova'ya kadar geldi ve 1143 Mart'inda Toros  daglarindaki bir av partisinde yaralanarak öldü.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ayni yil (6 Aralik 1143) Danismendli Melik  Muhammed'in de ölmesi üzerine Zünnûn, Yunus ve Ibrahim adlarindaki ogullari  arasinda baslayan taht kavgalari Selçuklu devletinin yeniden güçlenmesine sebep  oldu. Danismendliler arasindaki taht kavgasinda Sultan Mesud, Melik Muhammed'in  Zünnûn adindaki oglunu destekledi ve Danismendli mirasindan pay almayi düsündü.  Bu maksatla Sivas hakimi Yagibasan ve Malatya hakimi Aynü'd-devle'nin üzerine  yürüyerek her iki sehri de bir müddet kusatti. Bu muhasaralar neticesinde  Sivas'a giren Sultan Mesud Malatya'dan hiçbir netice elde edemedi. Muhasara  makinelerini kirarak Malatya'dan ayrildi (Eylül 1143). Daha sonra Ceyhan ve  Elbistan civarini ele geçiren Sultan Mesud oglu Kiliç Arslan'i buraya Melik  tayin etti ve Anadolu'daki üstünlük yavas yavas Selçuklulara geçmeye basladi.  Sultan Mesud'un Firat kiyilarina kadar yayilarak Dannismendli topraklarini isgal  etmesi üzerine Yagibasan ve Aynü'd-Devle, anlasarak Selçuklulara karsi Bizans  imparatorluguyla isbirligi yapmayi kararlastirdilar. Sultan Mesud Anadolu'nun  dogusundaki topraklarda hakimiyet sahasini genisletmeye çalisirken muhtelif  Türkmen beyleri de Denizli ve Menderes vadilerinde fetihlerde bulundular. Bunun  üzerine harekete geçen Bizans'in yeni imparatoru Manuel Komnenos 1145 tarihinde  Ermeni ve haçlilarla ittifak yapmasina ragmen hastaligi yüzünden sefere devam  edememis ve Istanbul'a dönmüstür.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Türkleri Anadolu'dan atmak isteyen Bizans  imparatoru 1146 yilinda Menderes havalisini Selçuklulardan geri alarak  Aksehir'de karsisina çikan bir Selçuklu ordusunu maglub ettikten sonra sehre  girerek burayi yakip yikmistir. Daha sonra Konya üzerine yürüyen imparatora  karsi Sultan Mesud, Selçuklu kuvvetlerini Aksaray'da toplayarak savasa  hazirlandi. Iki taraf arasinda Konya önlerinde cereyan eden savasta  Selçuklularin pek fazla etkili olamadiklari Bizans kuvvetlerinin Konya'yi  muhasarasindan açikça anlasilmaktadir. Bir ay süren muhasaradan sonra Konya  civarini tahrip ve yagma eden imparator sehri alamayacagini anlayinca geri  çekilmeye karar vermistir. Bu sirada Avrupa'da II. Haçli seferinin basladigini  ögrenen Sultan Mesud ve imparator aralarinda bir antlasma yaptilar. Bu  antlasmadan sonra Sultan Mesud, Akdeniz bölgesinde ele geçirdigi bazi sehir ve  kaleleri bu arada Brakena kalesini de Bizans imparatoruna geri verdi  (1147).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Selçuklular giderek Bizans aleyhine olmak  üzere hakimiyet sahalarini genisletiyorlardi. Bu durum Bizans imparatorunu  harekete geçirdi ve Türkleri Anadolu'dan söküp atmak için seferber oldu. Bu  maksatla Selçuklularin elindeki bazi yerleri zapt ettikten sonra Konya'ya dogru  yola koyuldu. Bizans ordusunu sürekli takip eden Selçuklularla Bizanslilar  arasinda Aksehir'de vuku bulan savasta imparator Manuel ayagindan yaralandiysa  da güçlü Bizans ordusu karsisinda mukavemet edemeyen Selçuklu kuvvetleri geri  çekildi. Aksehir'i tahrip eden Rumlar Türkleri takip ederek Konya'ya yaklastilar  (1146). Bu sirada Dogu Anadolu'da bulunan Sultan Mesud Bizans imparatorunun  Konya üzerine yürüdügünü duyunca Aksaray'a gelip burada hazirliklarini ikmal  ettikten sonra Konya önlerinde Bizans ordusu ile karsilasti. Müdafaa savaslari  birkaç ay devam etti. Baskin tarzindaki saldirilarla Bizans ordusunu yipratan  Selçuklular onlara pek çok zayiat verdirdiler. Konya'yi ele geçirme ümidini  kaybeden imparator Horasan ve Bagdat'tan Selçuklulara yardimci kuvvetler  gelmekte oldugunu ve Avrupa'da büyük haçli seferinin basladigini haber alinca  bir an önce Istanbul'a dönmeye karar verdi ve Sultan Mesud'un ölümüne kadar bir  daha Anadolu seferine çikmadi. Daha sonra Haçlilara karsi Selçuklularla  anlastigi ve onlarla isbirligi yaptigi rivayet edilmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Imadeddin Zengi'nin 1144 yilinda Urfa'yi  fethederek Urfa Haçli kontluguna son vermesi Trablus kontlugu ile Kudüs  kralligini da endiseye düsürmüstü. Urfa'ninn fethi Avrupa'da büyük bir heyecan  yaratti ve II. Haçli seferine sebep oldu. Alman imparatoru III. Konrad Fransiz  krali VII. St. Louis'in riyasetindeki haçli ordulari Istanbul'a dogru yola  çiktilar. Bizans imparatoru diger haçli birliklerinden daha önce Istanbul'a  gelmis olan Alman ordusunu bir an önce Anadolu'ya geçirmek için  çirpiniyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Haçlilarin Iznik, Eskisehir yolunu takip  ettiklerini ögrenen sultan Mesud Haçlilarin geçebilecegi yerlerdeki kale ve  burçlarini tahrip ederek gerekli tedbirleri aldigi gibi kendisine tabi hükümdar  ve beylere de haber gönderip yardim talep etti. 25 Ekim 1147 de Eskisehir  yakinlarinda yorgun ve bitkin vaziyetteki haçli kuvvetlerine saldiran Sultan  Mesud onlari çok agir bir bozguna ugratti. Haçli ordusunun yaklasik onda biri  imha edilirken Iznik'e geri dönenlerle de yol boyunca Bizanslilar tarafindan  perisan edildiler. Selçuklular ise bol miktarda ganimet ele geçirerek kalelerine  çekildiler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Fransa krali St. Louis Istanbul'a varinca  kendisine Alman imparatoru Konrad'in Türk kuvvetlerini imha ederek Konya'ya  girdigi söylenmisti. Bizans imparatoru onu da bir an önce Istanbul'dan  uzaklastirmak istedigi için yanlis bilgi vermisti. Fransa imparatoru 1147  sonlarinda hakikati ögrenmis ve ayni yolu takip etmeye cesaret edememistir. Ayni  akibete ugramaktan endise ettigi için Balikesir, Bergama, Izmir ve Efes yoluyla  Denizli istikametinde hareket etmis ve büyük kayiplar vererek bu sehre  ulasabilmisti. Buradan Antalya'ya dogru yola çikan imparator zaman zaman Türk  saldirilarina maruz kalmis ve binbir güçlükle Antalya'ya varabilmisti. Haçli  kuvvetleri daha sonra Antalya'dan gemilerle Suriye sahillerine  yöneldiler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan Mesud Bizans taarruzlarini  püskürttükten ve Konrad kumandasindaki haçli birliklerini Anadolu'da perisan  ettikten sonra Atabeg Nureddin Mahmud ve Artuklu beyleri ile birlikte  Suriye'deki haçlilara agir bir darbe indirmek için hazirliga basladi.  Nureddin'in gönderdigi kuvvetler 1149 tarihinde Haçli kontu Joscelin'e maglub  olunca Sultan Mesud oglu II. Kiliç Arslan'la beraber Joscelin üzerine yürüdü.  Fakat Joscelin Selçuklu kuvvetleri ile savasa cesaret edemedi. Bunun üzerine  Sultan Mesud 1150 yilinda Haçlilarin isgali altindaki Göksun, Behisni, Ayintab,  Ra'ban, Dülük sehirlerini aldiktan sonra Antakya'ya hareket etti. Ancak Joscelin  Selçuklulara tabi olmayi kabul etti, yorgun düsmüs olan Sultan Mesud da geri  dönerek fethettigi yerleri Elbistan merkez olmak üzere oglu Kiliç Arslan'a  verdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu sirada Ermeni prensi Thoros Çukurova'ya  giderek Tarsus, Adana, Manisa ve Anazarba'yi ele geçirmisti. Bizans imparatoru  ile anlasan Sultan Mesud 1153 tarihinde damadi Danismendli Yagibasan ile beraber  Ermeniler üzerine yürümüs, fakat hiçbir netice elde edemeden geri dönmüstü.  Ertesi yil tekrar Çukurova'ya inen sultan Mesud daha büyük bir ordu ile  Toroslari geçmeye çalisti, fakat bu sirada zuhur eden veba salgini yüzünden agir  kayiplar vererek geri döndü ve bundan 10 ay sonra da öldü (1155).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan ölecegini hissedince ülkeyi Sahinsah,  Devlet ve Kiliç Arslan adli ogullari arasinda taksim etmekle beraber Kiliç  Arslan'i sultan ilan ederek diger ogullarinin da ona tabi olmalarini istedi.  Sultan Kayseri'yi damadi Danismendli Zünnûn'a Sivas ve Amasya'yi da diger damadi  Yagibasan'a vermis, onlarin da bu bölgelerde Sultan II. Kiliç Arslan'a tabi  olarak hüküm sürmelerini istemisti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ilk saltanat yillarinda kayinpederi  Danismendli Melik Gazi'nin nüfuzu altina giren Sultan Mesud onun ölümünden sonra  hakimiyet sahalarini genisleterek Anadolu'da nüfuzun tekrar Selçuklularin eline  geçmesini saglamistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Adina para basilan ilk Anadolu Selçuklu  sultani Mesud'dur. Akilli ve adaletli bir hükümdardi. Ilim adamlarini sever ve  onlara saygi gösterirdi. Amasya yakinlarinda güzel bir sehir insa ettirip  camiler, medreseler, fakir ve kimsesizlerle yolcular için de meskenler  yaptirmistir. Sehre içme sulari getirmis ve halkin yararina pekçok faaliyette  bulunmustur. Sultan Mesud'un Simre adini verdigi bu sehir bugün bir harabe  halindedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9103200357727347387-3779390937309493419?l=sanaltarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanaltarih.blogspot.com/feeds/3779390937309493419/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9103200357727347387&amp;postID=3779390937309493419' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/3779390937309493419'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/3779390937309493419'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanaltarih.blogspot.com/2008/07/izzeddin-1-mesud-1116-1155.html' title='İZZEDDİN 1. MESUD (1116-1155)'/><author><name>emre</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9103200357727347387.post-8746374552939804486</id><published>2008-07-08T12:52:00.000-07:00</published><updated>2008-07-08T12:53:36.518-07:00</updated><title type='text'>ŞAHİN ŞAH (1110-1116)</title><content type='html'>&lt;div style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;" align="center"&gt; &lt;center&gt;&lt;table border="0" width="100%"&gt; &lt;tbody&gt; &lt;tr&gt; &lt;td style="color: rgb(255, 0, 0);" width="50%"&gt; &lt;p align="right"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;SAHIN SAH  (1110-1116)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/td&gt; &lt;td width="50%"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/center&gt;&lt;/div&gt; &lt;hr style="font-family: trebuchet ms; height: 3px; font-weight: bold;"&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bizans imparatoru Alexios Anadolu'da meydana gelen  iktidar boslugundan yararlanarak Edremit'ten Izmir'e ve Antalya'ya kadar uzanan  bölgeyi geri almaya çalisti. Sevk ettigi ordularla Anadolu'daki Türklere zulüm  ve iskence yapti. Zor durumda kalan Anadolu halki Haçlilar karsisinda gösterdigi  kahramanlik dolayisiyla adeta bir evliya kabul edilen Kayseri emîri Hasan'dan  yardim istedi. Bunun üzerine Hasan Bey 24 bin kisilik bir kuvvet ile Alasehir'e  yürüdü. Fakat Bizans kuvvetleri karsisinda maglup oldu ve çok agir kayiplar  verdi. Bu zaferden sonra Bizans ordulari Alasehir'e kadar geldiler. Muhtemelen  1110 yilinda meydana gelen bu hadiseden sonra Emir Hasan'dan hiç bahsedilmez. Bu  da onun sultan Sahinsah tarafindan kendisine rakip olur düsüncesi ile  öldürüldügü seklinde yorumlanmaktadir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Türklerin içinde bulundugu ortami firsat bilen Rumlar  gibi Ermeni ve Haçlilar da ayni sekilde Türklere saldirmaya baslamislardi. Fakat  kisa sürede toplanan Türk kuvvetleri Ermenileri perisan ettiler. Haçlilar da  Elbistan ve Ceyhan'i istilâ etmislerdi. Ancak isgal ettikleri bölgenin  paylasilmasi konusunda anlasmazliga düstüler. Bundan istifade eden Malatya  meliki Tugrul Arslan 1117 yilinda Ceyhan yöresini geri almaya muvaffak  oldu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Tugrul Arslan'in annesi Ayse Hatun ise 1113 yilinda  Malatya'dan Palu'ya giderek o devrin meshur Artuklu emîri Belek b. Behram ile  evlenmisti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sahinsah'in Bizans saldirilarini durdurmak maksadiyla  göndermis oldugu kuvvetler Alasehir valisi Konstantin Gabras tarafindan maglup  edildi. Bunun üzerine Sahinsah imparatora elçi göndererek baris teklifinde  bulundu. Alexios Sultanin elçilerini büyük bir törenle kabul ederek anlasmayi  imzaladi. Anlasmanin hangi maddeleri ihtiva ettigi kaynaklarda zikredilmemistir.  Anlasmaya ragmen imparatorun rahatsiz oldugunu ögrenen Türkler 1113 yilinda  Rumlardan intikam almak maksadiyla saldiriya geçerek Iznik ve civarini zapt  ettiler. Emir Monolug ve Emîr Muhammed kumandasinda ilerleyen Selçuklu  kuvvetleri Bursa ve Ulubat civarinda Bizans mukavemetini kirarak Çanakkale  istikametinde ileri harekâta geçtiler. Imparator Türklerin ilerleyisini  durdurmak için seferber olduysa da ciddi bir netice elde edemeden Istanbul'a  döndü. Ertesi yil büyük bir ordu ile Anadolu Selçuklu baskenti Konya'ya dogru  yola çikti. Fakat ayaklarindan rahatsiz oldugu için sefere devam edemedi. Bizans  kuvvetlerinin harekâtini haber alan Sahinsah 1116 tarihinde karsi harekâta  geçti. Imparator Türklerden korktugu için seferden döndügüne dair sayialar  çikinca Iznik yolu ile Ulubat'a hareket etti. Manyas civarinda karargâh kurup  Türkler üzerine bir kuvvet gönderdiyse de bir müddet sonra Istanbul'a döndü.  Aksehir'e kadar geldi, fakat Konya üzerine yürümeye cesaret edemeden geri  çekildi. Emîr Monolug'un tavsiyesi ile imparatora baris teklif edildi ve  Afyonkarahisar yakinlarinda sultan ile imparator arasinda baris anlasmasi  imzalandi (muhtemelen 1116).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bizans imparatoru Alexios'un Istanbul'a döndügü sirada  Sahinsah'in ona baris teklifinde bulunmasinin sebebi kaynaklarda açik olarak  ifade edilmemekle beraber kardesi Mesud'un tahti ele geçirmek maksadiyla  harekete geçtigini gözönünde bulundurursak Sahinsah'in niçin baris teklifinde  bulundugunu tahmin etmek zor olmayacaktir. Kayinpederi Danismendli Emir Gazi ve  bazi Selçuklu emîrleriyle isbirligi yapan Mesud kardesi Sahinsah'a karsi  harekete geçmis ve Afyonkarahisar'dan döndügü sirada üzerine büyük bir ordu sevk  etmistir. Sahinsah bu durumdan haberdar olunca meselenin dogrulugunu tahkik  etmek için önden adamlarini gönderdi. Ancak bunlar kuvvetli bir orduyla  yaklasmakta olan Mesud'a rastlayinca onun tarafina geçtiler ve geri dönüp yolda  hiçbir tehlikenin sözkonusu olmadigini söylediler. Böylece adamlarinin ihanetine  ugrayan Sahinsah hiçbir tedbir almadan yoluna devam ederken Mesud'un kuvvetleri  ile karsilasmis ve babasinin intikamini almak isteyen Emir Hasan'in oglu Gazi  tarafindan yaralanmistir. Yarali vaziyette imparatora siginmak için kaçan  Sahinsah Aksehir yakinlarinda Mesud'un adamlari tarafindan yakalandi ve  gözlerine mil çekilerek Konya'ya götürüldü. Böylece alti yillik saltanati sona  eren Sahinsah ertesi yil kani akitilmaksizin bogularak öldürüldü (1117). Bu  sirada 21 yaslarindaydi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Kaynak:www.enfal.de&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9103200357727347387-8746374552939804486?l=sanaltarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanaltarih.blogspot.com/feeds/8746374552939804486/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9103200357727347387&amp;postID=8746374552939804486' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/8746374552939804486'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/8746374552939804486'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanaltarih.blogspot.com/2008/07/ahin-ah-1110-1116.html' title='ŞAHİN ŞAH (1110-1116)'/><author><name>emre</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9103200357727347387.post-7433006066632022971</id><published>2008-07-08T12:48:00.001-07:00</published><updated>2008-07-08T12:51:06.249-07:00</updated><title type='text'>KILIÇ ARSLAN (1092-1107)</title><content type='html'>&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);" align="center"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;strong&gt;KILIÇ  ARSLAN (1092-1107&lt;/strong&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kiliç Arslan Iznik'e gelip Anadolu  Selçuklu tahtina oturduktan sonra Bizans imparatorunun tahrik ve kiskirtmasiyla  Izmir emiri Çaka Bey ile ugrasmak zorunda kaldi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Tesis ettigi kuvvetli bir donanma ile  pekçok zafer kazanan ve Peçenek Türkleri ile isbirligi yaparak Bizans'i ortadan  kaldirip büyük bir devlet kurmak niyetinde olan Çaka Bey Bizans imparatoru için  büyük bir tehlike teskil ediyordu. O tarihlerde Bizans imparatorlugu Marmara  kiyilarinda Anadolu Selçuklulari, Edirne'de Peçenekler, Ege'de de Çaka Bey  tarafindan kusatilmis durumdaydi. Ege denizinde ve adalarda hakimiyet Çaka  Bey'in idi. Bu durumdan oldukça rahatsiz olan Bizans Avrupa'daki hristiyan  dünyasindan bir an önce Haçli seferlerini baslatmasini istiyordu. Bizans  imparatoru Alexios Komnenos Hristiyan dünyasindan acil yardim alamadiysa da  Kumanlarla anlasarak onlarin 40.000 süvariyle Bizans ordusuna katilmasini  sagladi. Meriç nehrinin sol kiyisinda Umur Bey mevkiinde Peçenekler'e saldirarak  onlari tarih sahnesinden sildi (29 Nisan 1091). Bu zaferle cosan Haçlilar da  birkaç yil sonra hazirliklarini tamamlayarak hem Bizans imparatorluguna hayat  verdi, hem de Anadolu ve Ortadogu'yu bir kan gölüne çevirdi. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Alexios simdide Çaka Bey'i bertaraf  etmek için plânlar yapiyordu. Kiliç Arslan Çaka Bey'in kizi ile evlenerek onunla  akrabalik kurmustu. Fakat onun giderek güçlenmesi aslinda Kiliç Arslan'i da  endiselendiriyordu. Imparatorun Kiliç Arslan'a "Çaka Bey senin devletini ele  geçirmek istiyor" tarzinda yazdigi mektup sultanin endiselerini daha da  arttirmisti. Sonunda Kiliç Arslan ile impaator Alexios Çaka Bey'e karsi bir  ittifak yaptilar ve Kiliç Arslan bir ziyafet sirasinda kayinpederini öldürdü  (1095). Böylece Çaka Bey'i bertaraf eden ve imparatorla anlasarak batiyi emniyet  altina alan Sultan Kiliç Arslan daha sonra Malatya seferine çikti. Selçuklu  hakimiyeti sirasinda Gabriel adli bir ermeninin yönetiminde olan sehir hem  Danismendliler'in hem de Türkiye Selçuklulari'nin hedefi olmustu.  Danismendliler'den daha erken davranarak sehri muhasaraya baslayan Kiliç Arslan  Haçlilarin Selçuklu sinirlarina yaklastigini haber alinca kusatmayi kaldirip  süratle geri döndü.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;KILIÇ ARSLAN VE  HAÇLILAR&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ortadogu Islâm dünyasinin taht  kavgalari ve mezhep çatismalari ile mesgul oldugu bu dönemde hilâl-haç,  dogu-bati mücadelesinin en hareketli ve en mühim bir safhasini teskil eden haçli  istilasina maruz kalmistir. XI. yüzyilin sonlarinda baslayan bu hareket  asirlarca devam etmistir. Devrimizi alâkadar eden bu haçli harekâtinin hedef ve  plânlarindan ana hatlariyla bahsetmemiz uygun olacaktir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;XI. asrin son yillarina dogru  bilhassa dini, ictimaî ve iktisadî sebeplerle ortaya çikan bu hareket bati  Avrupa'da Vatikan kilisesinin önderliginde baslatilmistir. Din perdesi altinda  Papalik müessesesinin tesviki ile geri medeniyetli ve ilkel halk kitleleri  harekete geçirilerek müslümanlara karsi büyük bir istilâ harekâti  baslatilmistir. Papazlar Hz. Isa'nin dogum yeri Kudüs'ün ve kutsal saydiklari  makamlari müslümanlar tarafindan kirletildigini, Kudüs'e giden hristiyanlara  zulüm ve iskence yapildigini öne sürerek böylesine mukaddes bir sehrin  müslümanlarin elinden alinmasi gerektigini ifade ediyorlardi. Halbuki uzun  süredir kutsal topraklar hristiyan haci adaylari tarafindan ziyaret ediliyor ve  bu konuda onlara müslümanlar tarafindan mani olunmak söyle dursun zorluk bile  çikarilmiyor, hatta yardim ediliyordu. Filistin'de kendilerine ayrilmis  hastahaneler ve ikamet merkezleri bulabiliyorlardi. Kiliseleri, manastirlari  hatta kitapliklari bile vardi. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kesislerin hristiyanlari istedikleri  yöne sevketmek için kullandiklari çok etkili bir silâh vardi. Bu da  affettirmekti. Onlarin bu defa ayni silâhi kullanarak günahkâr halk kitlelerini  kendi maksatlarina alet ettiklerine sahit oluyoruz. Zavalli halk bu kutsal  yolculuga çikmakla günahlarinin affedilecegine inaniyordu. Bunun yaninda bati  Avrupa'nin ekonomik kriz içine düsmesi ve bu sikintidan ancak dogunun baharat ve  diger ticaret yollarini ele geçirmekle kurtulacaklarina dair propagandalarda bu  konuda etkili olmustur. Fakat en önemli sebep Islâmin giderek hristiyanlik  aleyhine evrensel bir din haline gelmesi, Malazgirt zaferinden çok kisa bir süre  sonra Anadolu, Suriye ve Filistin'in müslüman Türk hakimiyetine geçmesi,  Iznik'in baskent oldugu bir Türk devletinin kurulmasi, Çaka Bey'in Izmir'de  tesis ettigi kuvvetli bir donanma ile Bizans'i tehdit etmesi, dogudan bir sel  gibi akan Türkmen kitlesinin bastiklari yeri vatan yapma düsünceleridir.  Müslüman Türkler büyük bir ihtimalle Bizans engelini asacak ve Avrupa'ya da  hakim olacaklardi. Türklerin Rumeli'ye geçmelerini önlemek, Anadolu, Suriye,  Filistin ve Akdeniz'den onlari temizlemek gerekiyordu. Bunu da ancak bütün  hristiyan dünyasinin birlikte hareket etmesi halinde basaracaklardi. Hilâl'e  karsi haçin savunulmasi görevini üzerine aldigi kabul edilen Bizans artik  müslüman Türkler karsisinda bu görevini yerine getiremeyecek gibiydi. O halde  hristiyan dünyasi kendini Türk tehdidine karsi güvenlik altina almak için kutsal  topraklarin fethine çikmaktaydi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Papa II. Urbanus 18-28 Kasim 1095  tarihleri arasinda bütün bati Avrupa'nin ileri gelen din adamlarinin katildigi  bir toplantida bu büyük harekâta süratle hazirlanmalari gerektigini anlattiktan  sonra ilk büyük haçli kitlesinin harekete geçmesini temin etmistir. Ertesi yil  yani 1096'da Pierre l'Ermitte ile Walter sans Avoir idaresinde heyecanli fakat  disiplinsiz bir haçli kitlesi düzensiz bir vaziyette Belgrad, Nis, Sofya, Filibe  ve Edirne üzerinden Istanbul'a gelmis ve Bizans imparatoru Alexios Komnenos  tarafindan 6 Agustos 1096 tarihinde Anadolu yakasina geçirilmistir. Bir savas  disiplininden uzak bu haçli kitlesi Eylül 1096'da Sultan Kiliç Arslan'in kardesi  Davut tarafindan bozguna ugratilmis ve kurtulanlar Istanbul'a siginmislardir. Bu  haçli sürülerinin Kiliç Arslan tarafindan imha edilmesi üzerine Avrupa'da prens  ve dükler zirhli askerlerden mütesekkil ordularla yeni bir harekâti  baslatmislardir. Bu ikinci harekâta katilan prens ve dükler  sunlardir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;1. Fransa krali I. Henri'nin kardesi  Vermandois kontu Hugues.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;2. Toulouse kontu Raimond de Saint  Gilles.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;3. Asagi Loren kontu Godefrooi de  Boullon, kardesleri Boudouin ve Eustace.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;4. Flandr kontu II.  Robert.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;5. Fatih William'in oglu Normandia  kontu Robert.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;6. Toranto hakimi Bohemund, kardesi  Roger, yegeni Tancred ve amcasi Sicilyali Roger.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Birincinin aksine tam bir disiplin  içinde bulunan bu ordular savas kabiliyeti yüksek sövalyelerden olusuyordu. Bu  askerler yukarida isimlerini yazdigimiz komutanlarin idaresinde 4 kol halinde  harekete geçmislerdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;1. Tuolouse kontu Raimond'un  idaresindeki kitalar Güney Fransa ve Italya üzerinden Istanbul'a  gelecekler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;2. Boudouin, Pirre de Toul, Godefroi  de Bouillon ve kardesi Boudouin emrindeki kuvvetler kuzey Fransa ve Rhen nehri  üzerinden hareketle Almanya'yi geçip Balkanlar üzerinden Istanbul'a  geleceklerdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;3. Bohemund ve yegeni Tancred'in  komutasinda güney Italya'daki Normanlardan tesekkül eden kuvvetler Adriyatik  denizinden Epir'e oradan da kara yolu ile Trakya üzerinden Istanbul'a  ulasacaklardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;4. Hugues de Vermandois, Normandiya  dükü Robert ve Flandr kontu Robert baskanligindaki bir grup da Fransa, Italya ve  Dalmaçya üzerinden Istanbul'a geleceklerdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu yeni haçli kuvvetleri 1097'de  imparator Alexios tarafindan karsiya geçirildi. Mayis 1097'de Iznik'i kusatan  Haçlilar müstahkem surlarla çevrili sehri sikistirmaya basladilar. Anadolu  Selçuklu sultani Kiliç Arslan bu sirada Malatya'da bulunuyordu. Üstün haçli  kuvvetleri karsisinda basarili olamayacaklarini anlayan Türk askeri sehri Bizans  kumandani Butumites'e teslim etmek üzere müzakerelere basladiklari sirada Kiliç  Arslan gelince teslimden vazgeçerek Haçlilarla kanli bir mücadeleye giristiler.  Selçuklu sultani ordusunu Iznik hisari önündeki ovada savasa soktu. Çok çetin  geçen bu çarpismalar sirasinda her iki taraf da agir zayiat verdi. Sonunda  Iznik'i kendi mukadderatina birakarak Haçlilari daglik bölgelerde ve geçitlerde  sikistirmak gayesi ile geri çekilmeye karar verdi. Haçlilar siddetli hücumlar  sonunda Iznik'i ele geçirerek Bizans'a teslim ettiler (19 Haziran 1097). Kiliç  Arslan böylece yalniz baskentini degil oradaki asker ve hazinelerini de  kaybederken haçli kuvvetleri de Eskisehir istikametinde ileri harekâta devam  ettiler. 30 Haziran 1097'de Eskisehir ovasinda Haçlilari tekrar sikistiran Kiliç  Arslan arkadan yetisen zirhli birlikler karsisinda geri çekilmek zorunda  kaldi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kiliç Arslan Anadolu içlerine  çekilirken muhtelif yörelerdeki Türk birliklerini kendisine katilmaya çagirdi.  Bu arada Danismendli Gümüstekin Gazi ve Kayseri bölgesi emîri Hasan ile ittifak  yapti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Haçlilar Eskisehir ovasinda bir kaç  gün dinlendikten sonra Bizanslilarin tavsiyesine uyarak Konya'ya dogru yola  çiktilar. Türk birlikleri zaman zaman yaptiklari baskinlarla Haçlilara agir  zayiat verdirdiler. Haçlilar Agustos ortalarinda Konya'ya varip Meram'da bir  süre dinlendikten sonra Eregli'ye hareket ettiler. Kiliç Arslan bu sirada tekrar  haçlilarin karsisina çikti, fakat savasa girmeye cesaret edemedi. Haçlilar  Eregli'de iki kola ayrildilar. Bir kismi Kilikya istikametinde yola devam  ederken büyük bir bölümü de Kayseri'ye yöneldi. Emir Hasan yol boyunca  Haçlilarla kahramanca savastiysa da Türklerin Kayseri'yi bosaltmalarina engel  olamadi. Haçlilar Kayseri'yi geçip Göksun ve Maras yolu ile Antakya'ya dogru  ilerlediler. Haçlilar Kilikya'ya varinca, Ermeniler'den gördükleri yardimlar  sayesinde oldukça rahatladilar. Burada Godefroi de Bouillon'un kardesi Boudouin  Ermeni Thoros'un daveti üzerine haçli ordusundan ayrilarak Urfa'ya gitti ve bir  süre sonra onu öldürterek Urfa Haçli Kontlugu olarak bilinen ilk haçli  devletçigini kurdu (10 Mart 1098). Haçlilar daha sonra 27 Haziran 1098'de Büyük  Selçuklu hakimiyetindeki Antakya'yi isgal ederek ikinci Haçli devletini teskil  eden Antakya prinkepsligini kurdular. Böylece Suriye'nin en önemli sehrini ele  geçirdikten sonra asil hedefleri olan Kudüs'e dogru ilerlemeye basladilar. O  sirada Fatimî valisi Iftiharü'd-Devle'nin hakimiyetindeki Kudüs'ü zaptederek  binlerce müslümani kiliçtan geçirdiler ve Kudüs'te ilk Haçli Kralligi'ni  kurdular (15 Temmuz 1099).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Birinci Haçli seferinin Kudüs'ün  zaptiyla (15 Temmuz 1099) sonuçlanmasi Avrupa'da büyük bir heyecan uyandirdi ve  Urbanus'un halefi II. Pascalis yeni bir sefer için yogun bir faaliyet baslatti.  Clermont konsilinden sonra Avrupa'da araliksiz sürdürülen haçli propagandasi  bazi küçük gruplarin kara veya deniz yoluyla akin etmelerini saglamaktaydi.  Hristiyan dünyasinin Kudüs ve hakim olduklari diger topraklari ellerinde tutmak  için hiç süphesiz çok sayida insana ihtiyaci vardi. Nitekim Godefroi de Bouillon  ve kral I. Baudouin Avrupa'dan sürekli insan istemislerdi. Doguya gidenler dinî  duygularini tatmin etmekten çok oraya yerlesmek niyet ve düsüncesindeydiler.  Ancak sayilari yeterli olmadigi için Dogu'da istedikleri üstünlügü  saglayamiyorlardi. Bu sebeple de güçlü ordularin bölgeye intikali için çaba  sarfediyorlardi. Fakat büyük ordulari harekete geçirmek için sadece dinî  propaganda yeterli olmuyor, oradaki zenginlik ve serveti de dile getirmek  gerekiyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Papa II. Pascalis yeni bir haçli  seferi için Avrupa'nin güçlü krallarina çagrida bulunmus, ancak olumlu cevap  alamamisti. Fakat Birinci haçli seferi nasil onlarsiz basariya ulastiysa bu  sefer de tecrübeli liderlerin idaresindeki askerlerle basariya  ulastirilabilirdi. Gerçekten de 1101 yili haçli seferine katilan üç büyük ordu  da dükler, kontlar ve kilise ileri gelenlerinin liderliginde yola çikmisti.  Birbirlerinden ayri olarak hareket eden üç ordunun birincisi Milano baspikoposu  Anselm'in idaresindeki Lombardlar, Kont Etiennne de Blois'in emrindeki  Fransizlar ve Konrad'in kumandasindaki Almanlar'dan olusuyordu. Ikinci ordu  Nevers kontu II. Guillaume'un kumandasindaki Fransizlar, üçüncü ordu ise  Aquitania dükü IX. Guillaume'un kumandasindaki Fransizlar ve Bavyera dükü IV.  Welf'in idaresindeki Almanlardan mütesekkildi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;1101 yili haçli seferine katilan ilk  ordu Lombard ordusu idi Baspiskopos Anselm'in idaresindeki büyük bir Lombard  ordusu 13 Eylül 1100'de Milano'dan yola çikti. Ordu Subat sonlarinda Istannbul'a  vardi ve surlarin disinda karargâh kurup Fransiz ve Alman birliklerini beklemeye  basladi. Lombardlar Istanbul'a geldiklerinde Italyan Normanlarinin reisi ve  Antakya prinkepsliginin kurucusu Bohemund'un yaklasik bir yil önce Danismendli  Gümüstekin Gazi tarafindan esir alindigini ögrendiler. Burada onu esaretten  kurtarip bölgeyi istilâ etmeye karar verdiler. Imparator Alexios Komnenos,  Raimond ve Etienne de Blois onlari bu karardan vazgeçirmeye çalistilarsa da  basarili olamadilar. Lombardlar ve müttefikleri Izmit yakinlarindaki Kivetot'ta  toplandiklari sirada durumdan haberdar olan I. Kiliç Arslan dört yil öncesine  göre daha hazirlikli görünüyordu. Anadolu'da gelismekte olan Danismendli Beyligi  ile en azindan Haçlilara karsi birlikte mücadele edecek kadar iyi iliskiler  içindeydi. 3 Haziran 1101'de Kivetot'tan hareket eden ordu Iznik, Osmaneli,  Gölpazari, Nallihan ve Ayas üzerinden Ankara'ya vardi. Ankara kalesi Anadolu  Selçuklu sultani I. Kiliç Arslan'a bagli bir Türk garnizonu tarafindan müdafaa  edilmekteydi. Fakat bu küçük birlik Haçlilara mukavemet edecek kadar güçlü  degildi. Haçlilar 23 Haziran 1102'de kaleyi ele geçirdiler ve anlasma uyarinca  Bizans temsilcisine teslim ettiler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Birinci ordu daha sonra Amasya ve  Niksar'a gitmek üzere Ankara'dan ayrildi. Haçli ordusunu izledigi anlasilan  Sultan I. Kiliç Arslan Danismendli Gümüstekin Gazi'yi yardima çagirdi.  Haçlilarla yapilan savas gözönünde bulundurulursa Kiliç Arslan'in Haleb Selçuklu  meliki Ridvan ve Harran emiri Karaca'dan da yardim istedigi  anlasilmaktadir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan Kiliç Arslan Haçli ordusunun  önünde geri çekilirken araziyi tahrib ettigi için Haçlilar yol boyunca yiyecek  sikintisi çektiler. Çankiri'nin güçlü bir Türk garnizonu tarafindan korundugunu  gören Haçlilar çaresizlik içinde etrafi yagmaladilar. Kiliç Arslan'in hemen  saldiriya geçmemesi muhtemelen bekledigi yardimin gelmemesinden dolayi idi.  Bundan dolayi da Haçli birliklerinin yürüyüslerini zorlastirmak ve zaman zaman  da baskin tarzinda taarruzlarda bulunmakla yetiniyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Haçlilar Çankiri'dan itibaren sürekli  olarak Türk birliklerinin saldirilarina maruz kalinca, öncü ve artçi  kuvvetleriyle kendilerini korumaya çalistilar. Fakat Türkler ordunun gerisinin  700 kisilik bir kuvvetle korundugunu görünce ani hücuma geçtiler. Lombardlar  panige kapilip dagildilar. Amasya istikametindeki yürüyüslerini devam ettiren  Haçlilar Amasya yakinindaki bir yerde ordugâh kurdular. Kiliç Arslan, Gümüstekin  Gazi, Karaca ve Ridvan'in kumandasindaki 20.000 kisilik Türk ordusu 2 Agustos  Cuma günü haçli kampini kusatmis, fakat Lombardlar ve Fransizlar'in birlikte  sikica teskil ettikleri saflari yaramamislardi. Ertesi gün Konrad ve yegeni  Bruno kumandasindaki 3.000 kisilik Alman birligi yiyecek aramak için ordugâhtan  ayrilmislar, iki mil uzakta Türklere ait bir kaleye saldirip içindeki esya ve  erzaki almislardi. Geri dönerlerken Türklerin kurdugu pusuya düserek hem elde  ettikleri ganimet hem de 700 kisiyi kaybetmislerdi. Haçlilar ertesi gün  Türklerle savasa girmek niyetinde olduklari halde sonradan gece karanligindan  istifadeyle kaçip gitmeye karar vermislerdir ki bu durum sövalyelerin  kahramanlik ve fedakârlik gibi meziyetleriyle bagdasmamaktadir. Sövalyelerin  zoru görünce kadin, çocuk ve yaslilari terkedip telâs ve korku içinde  dagildiklari anlasilmaktadir. Türkler haçlilarin gece karanligindan istifadeyle  kaçtiiklarini ögrenince önce ordugâha gelip burada kalanlari esir aldi veya  öldürdü. Daha sonra Kiliç Arslan, Gümüstekin ve Belek Gazi kaçan orduyu takibe  koyuldular. Kisa bir süre içinde onlara yetiserek hepsini kiliçtan geçirdiler.  Haçlilar büyük zayiat verdiler. Ordunun yüzde seksenini kaybetmislerdi. Ancak  liderlerin hepsi sag salim Istanbul'a dönmüstü. Böylece 1101 yili haçli seferine  katilan birinci ordunun harekâti hezimetle sona ermisti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kiliç Arslan ve müttefikleri bu  zaferi kutlarken ikinci bir haçli ordusunun Anadolu'yu geçerek Konya'ya dogru  yol aldigini ögrendiler. Bütün Türk kuvvetleriyle birlikte tepeler ve ovalar  üzerinden bu haçli ordusunu takibe koyuldular. Yol boyunca araliksiz Türk  hücumlarina maruz kalan sövalyeler Konya'ya gelmis fakat sehrin güçlü bir Türk  garnizonu tarafindan korundugunu görmüslerdi. Muhasaradan bir sonuç alamayinca  Eregli'ye hareket eden Haçlilar yol boyunca siddetli susuzluk çektiler. 300 kisi  yolda ölürken digerleri de çok bitkin ve perisan düsmüslerdi. Konya'dan  ayrildiktan 3-4 gün sonra 13-16 Agustos'ta Kiliç Arslan ve müttefikleri  tarafindan kusatilip imha edildiler. Kurtulabilenler sefalet içinde ve büyük  zorluklarla yollarina devam edip Antakya'ya ulasabildiler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kiliç Arslan'in müttefikleriyle  birlikte kazandigi bu zaferden hemen sonra Aquitanyalilar ve Bavyeralilardan  olusan üçüncü bir haçli ordusunun Anadolu'ya girdigi ögrenildi. Kiliç Arslan  Lombardlar'a yaptigi gibi bu orduyu da yürüyüsleri sirasinda yipratmak için  Haçlilarin geçecekleri bölgeleri tahrib etti. Sultan Eregli'ye dogru geri  çekilirken bütün Türk birliklerini toparladiktan sonra bu büyük haçli ordusuyla  savasa girmeyi düsünüyordu. Haçlilar Eylül ayi basinda Eregli yakinlarina kadar  geldiler. Eregli suyunun kenarinda kismen bataklik olan arazide cereyan eden  savasta Haçlilar agir bir bozguna ugradilar. Canlarini kurtarabilen az sayidaki  kisiler daglara çekildiler. Aquitanyali Fransizlar ve Bavyerali Almanlardan  olusan üçüncü haçli ordusunun da bu sekilde pusuya düsürülerek imha edilmesiyle  1101 yili haçli seferi Türklerin kesin zaferiyle noktalanmis oluyordu. Kazanilan  bu zafer Türklerin Anadolu'daki varliklari açisindan bir dönüm noktasi teskil  etmekttedir. Kiliç Arslan, Gümüstekin Gazi, Ridvan ve Artuklu Belek Gazi gibi  çok sayida Türk emiri üç haçli ordusunu da birbiri arkasindan bozguna ugratmakla  Anadolu'nun Türk vatani oldugunu kesin olarak ortaya koymus oluyorlardi. Artik  Anadolu topraklari Haçli tehdidinden kurtulmus ve haçlilarin Anadolu'da toprak  ele geçirme emelleri yikilmisti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;KILIÇ ARSLAN VE  DÂNISMENDLILER&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Dânismendliler 1071-1178 yillari  arasinnda Sivas, Amasya, Tokat ve Malatya ile civarlarinda hüküm süren bir Türk  beyligidir. Sultan I. Kiliç Arslan'in Haçlilarla mesgul oldugu sirada  Danismendli Gümüstekin Gazi 1100 yilinda Ermeni Gabriel'in elinde bulunan ve  daha önce Sultan Kiliç Arslan tarafindan da muhasara edilmis olan Malatya'ya  hücum etti. Zor durumda kalan Gabriel haçli reislerine haber gönderip acil  yardim istedi. Bunun üzerine Antakya prinkepsi (prens) Bohemund yola çikarak  Dânismendli Gümüstekin Gazi üzerine yürüdü. Fakat maglûp oldu ve esir alinarak  önce Sivas'ta daha sonra da Niksar'da hapsedildi. Bu durum Islâm dünyasinda  büyük bir sevinç uyandirdi. Haçlilar ise çok büyük endiseye kapildilar.  Bohemund'u kurtarmak için harekete geçen bir haçli ordusu yukarida temas  edildigi gibi 1101 yilinda Ankara'yi zaptederek yol boyunca pekçok köy ve  kasabayi tahrip ve yagma etti. Ayni maksatla harekete geçen baska bir haçli  ordusu da Anadolu topraklarina girmisse de Dânismendli Gümüstekin Gazi Halep  Selçuklu meliki Ridvan ve diger emîrlerle isbirligi yapan Sultan Kiliç Arslan bu  haçli ordusunu Merzifon yakinlarinda tamamen imha etmistir. Ne yazik ki bu  gelismeler Anadolu Selçuklulariyla Dâ-nismendliler arasindaki isbirligi ve  ittifakin bozulmasina sebep olmustur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Müsterek düsmanin imhâ edilmesinden  sonra 1102 yilinda Malatya'yi ele geçiren Danismendli Gümüstekin Gazi ile Sultan  Kiliç Arslan arasinda rekabet basladi. 1103 tarihinde Maras yolu ile Antakya  üzerine yürümekte olan Kiliç Arslan Danismend Gazi'nin Bohemund'u 100 bin dinar  fidye karsiliginda serbest biraktigini, esirler arasinda bulunan Richard'in da  saliverilmesi maksadiyla imparator Alexios Komnenos ile müzakereye giristigini  ögrenince hem Anadolu Selçuklu Sultani hem de müttefiki olmasi itibariyla alinan  fidyeniin yarisinin kendisine verilmesini istedi. Fakat Gümüstekin Gazi bu  teklifi reddedince onun üzerine yürüdü ve 1103 yilinda maglûp  ettti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Gümüstekin Gazi'nin 1104 yilinda  ölümü üzerine Kiliç Arslan Malatya'yi muhasaraya basladi. Ona mukavemet  edemeyecegini anlayan Gümüstekin Gazi'nin oglu Yagisiyan 2 Eylül 1106 tarihinde  (bazi rivayetlere göre 2 Eylül 1105 tarihinde) sehri teslim etmek zorunda kaldi.  Bu olay Dânismendliler'in Anadolu'da giderek artmakta olan nüfûzunu kirdi ve  Anadolu Selçuklulari'nin doguda yayilmalari için müsait bir ortam  hazirladi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kiliç Arslan doguda istilâ harekâtina  geçmeden önce bati sinirlarini emniyet altina alma ihtiyacini hissettti. Bu  maksatla Bizans imparatoru Alexios Komnenos ile haçlilara karsi anlasti ve  gönderdigi birliklerle Bizans ordusunun Bohemund'u maglûp etmesine yardimci  oldu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BÜYÜK SELÇUKLULARLA ÇATISMA VE KILIÇ  ARSLAN'IN ÖLÜMÜ&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kiliç Arslan'in doguya dogru yayilma  politikasi onu Büyük Selçuklularla çatismaya itti. Sultan Berkyaruk ile Muhammed  Tapar'in uzun yillar devam eden mücadelelerinden sonra Berkyaruk'un 1104 yili  sonlarinda ölümü ve Musul'da meydana gelen olaylar Kiliç Arslan'in Büyük  Selçuklu topraklarini ele geçirme ümidini artirdi. Kiliç Arslan'in genisleme  politikasi Arslan Yabgu ve Mikailogullari arasindaki ailevî rekabetin yeniden  alevlenmesine sebep oldu. Kiliç Arslan'i sarka dogru genislemeye sevkeden baska  bir sebep de Islâm medeniyeti sinirlari içinde gelismekte olan dogunun bu  dönemde Anadolu'ya göre çok ileri seviyede olmasiydi. Bu sirada Meyyâfarikîn  (Silvan) emîri Ziyaeddin Muhammed Sultan Kiliç Arslan'i ülkesine davet ederek  ona baglilik arzetti. Anadolu'daki diger beyler de ona itaatlerini bildirdiler  (1105).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan ertesi yil Urfa'yi kusatti.  Fakat sehir müstahkem surlarla çevrili oldugu için netice elde edemedi ve  Çökürmüs'ün adamlarinin daveti üzerine Harran'a gitti. Haçlilar karsisinda zor  durumda kalan müslüman halk Kiliç Arslan'in Urfa'yi kusatmasini ve Harran'a  gelisini sevinçle karsiladilar. Fakat sultan hastalanip Malatya'ya dönünce Urfa  muhasarasi da sarka yayilma harekâti da neticesiz kaldi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Büyük Selçuklu hükümdari Muhammed  Tapar emîr Çökürmüs'ün vaad ettigi hizmet ve malî yardimdan vazgeçmesi üzerine  Musul ve civarini Huzistan ve Fars arasindaki bölgeyi istilâ edip halka zalimce  davranan Emir Çavli Sakavu'ya iktâ etti. Çökürmüs Çavli'nin Musul'a dogru yola  çiktigini duyunca ona karsi asker toplamak için harekete geçti. Dostlarina da  haber gönderip yardim istedi. Erbil hakimi Ebü'l-Heyca cevabinda çabuk  davranirsa kendisi ile birlikte hareket edebilecegini aksi halde Çavli'ya  katilmak zorunda kalacagini bildirdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Çökürmüs bu tavsiyeyi yerinde bulup  hemen yola koyuldu ve Erbil'e bagli bir köyde Ebü'l-Heyca'nin askerlerinin  kendisine iltihak etmesini sagladi. Çavli'nin yaninda 1000 kisilik Çökürmüs'ün  ise 2000 kisilik süvari birligi vardi. Çökürmüs galip geleceginden süphe  etmiyordu. Savas baslayinca Çavli Çökürmüs'ün merkezde bulunan kuvvetlerine  saldirdi ve onlari perisan etti. Çökürmüs tek basina kaldi, felç oldugu için ata  binemiyor ve bir sedye içinde tasiniyordu. Nihayet esir alinarak Çavli'nin  huzuruna götürüldü. Çökürmüs'ün esareti ve askerlerinin yenik düstügü haberi  Musul'a ulasinca oglu Zengî'yi onun yerine emîr tayin ettiler. Sehrin ileri  gelenleri ittifakla onu destekleme karari aldi. Kale müstahfizi Kizoglu  Çökürmüs'e ait at ve mallari askerlere dagitti. Hille Arap emîri Seyfü'd-Devle  Sadaka'ya, Kiliç Arslan'a ve Bagdat sahnesi Aksungur el-Borsukî'ye haber  gönderip Çavli'yi sehre sokmamak için kendisine yardimci olmalarini istedi.  Kizoglu mektubunda yukarida adi geçen sahislarin hepsine yardima geldikleri  takdirde sehri kendilerine teslim edecegini bildirmisti. Seyfü'd-Devle Sadaka bu  teklifi kabul etmemis ve sultan Muhammed Tapar'a bagli kalmayi uygun görmüstü.  Çavli yanindaki emîrlerle Musul'u muhasaraya basladi. Askerler Emîr Çökürmüs'ü  her gün katir sirtinda dolastiriyor ve "Sehri teslim edin beni de bu durumdan  kurtarin" diye nida ettiriyorlardi. Fakat Musullular onun bu sözlerine hiç  aldirmiyorlardi. Nihayet bir gün atilmis oldugu çukurdan Çökürmüs'ün cesedi  çikarildi. Çökürmüs'ün esareti üzerine adamlarinin Sultan Kiliç Arslan, Hille  Arap emîri Sadaka ve Emîr Aksungur'a davetiye çikardiklarini görmüstük. Kiliç  Arslan bu teklifi kabul edip ordusu ile Musul istikametinde harekete geçti.  Kiliç Arslan'in Musul seferine katilan emîrler arasinda Inalogullarindan  Ibrahim, Siirt emîri Kizil Arslan, Artukoglu Ilgazi, Harput emiri Çubukoglu  Mehmet, Hani emiri Sahruh ve Erzen emiri Togan Arslan da vardi. Nusaybin'e  ulastiginda Çavli Musul'dan ayrilmak zorunda kalmisti. Kiliç Arslan bir süre  Nusaybin'de kaldi ve ordusuna bir hayli iltihaklar oluncaya kadar orada bekledi.  Kiliç Arslan'in yaklastigini gören Çavli Sincar'a gitti. Artukoglu Ilgazi ve  Çökürmüs'ün adamlarindan bir grup da ona katilinca 4.000 kisilik bir süvari  kuvvetine sahip oldu. Öte yandan Musul halki ve Çökürmüs'ün askerleri  Nusaybin'de bulunan Kiliç Arslan'dan kendilerine dokunmayacagina dair yemin  aldi. Hep birlikte Musul üzerine yürüdüler ve Sultan Kiliç Arslan 22 Mart 1107  tarihinde sehre hakim oldu. Çökürmüs'ün oglu ve adamlari onu merasimle  karsiladilar. Kiliç Arslan da onlara hil'at giydirdi. Musul'da tahta oturan  Kiliç Arslan Büyük Selçuklu hükümdari Muhammed Tapar adina okunmakta olan  hutbeye son verip kendi adina hutbe okuttu. Askere ve halka çok iyi davrandi.  Kaleyi Kizoglu'ndan teslim alan Kiliç Arslan halka zulüm gibi gelen bazi  vergileri kaldirdi. Fitne ve fesada sebep olan jurnalciligi yasakladi. Kim  jurnale tevessül ederse öldürürüm diye ferman çikardi. Sehre kendi memurlarini  da tayin ederek Musul'u tamamen kontrolü altina aldi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kiliç Arslan Nusaybin'e geldigi  sirada Musul'dan ayrilan Çavli Artukoglu Ilgazi ile birlikte Sincar'a oradan da  Rahbe'ye geçmisti. Halep Selçuklu meliki Ridvan bu sirada Emîr Çavli'ya bir  mektup göndererek haçlilara karsi isbirligi teklif etti. Çavli da Ridvan'a  ulaklar göndererek Musul'a yeniden hakim olabilmesi için kendisine askeri  yardimda bulunmasini ve bu gerçeklestikten sonra Haleb'i tehdit etmekte olan  haçlilara karsi birlikte hareket edebilecegini bildirdi. Bu sartlarla yapilan  anlasmayi kabul eden Ridvan Antakya hakimi Tancred ile baris yaptiktan sonra  derhal askerleri ile birlikte ona katildi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Musul'daki islerini tamamlayan Sultan  Kiliç Arslan bir miktar asker ve bazi emîrlerle 14 yasindaki oglu Meliksah'i  burada vekil birakip Çavli ile savasmak üzere 4.000 kisilik süvari birligi ile  yola çikti. Çavli'nin güçlü bir orduya sahip oldugunu duyan bazi emîrler ordudan  ayrilmaya karar verdiler. Buna ilk tesebbüs eden Emîr Inaloglu Ibrahim  çadirlarini ve agirliklarini birakip ordudan ayrildi. Daha sonra diger bazi  emîrler de ayni sekilde hareket ettiler. Bunun üzerine Sultan Kiliç Arslan  Bizans Imparatoru Alexios Komnenos'a yardim için gönderdigi birliklerini geri  çagirmak zorunda kaldi. Sultan Habur'a geldiginde yanindaki süvarilerin sayisi  5.000 idi. Emîr Çavli'nin ise 4.000 süvarisi mevcuttu. Haleb Selçuklu meliki  Ridvan ve bir grup askeri de Emîr Çavli'ya katilmisti. Kaynaklarin ifadesine  göre Çavli'nin askerleri daha mert ve daha cesurdu. Çavli Sultan Kiliç Arslan'a  bagli emîrlerin birlikleriyle ayrilip gittiklerini görünce takviye kuvvetleri  gelmeden hemen hücuma geçmeyi düsündü. 9 Sevval 500 (3 Haziran 1107) tarihinde  meydana gelen savasta Sultan Kiliç Arslan olaganüstü bir cesaret göstermis ve  düsman üzerine bizzat kendisi yürümüstür. Çavli'nin sancaktarinin kolunu kesmis,  hatta bizzat Çavli'ya yetisip kiliç sallamis, fakat Çavli zirhli oldugundan ona  bir zarar verememisti. Bu sirada Çavli'nin ordusu taarruza geçip Kiliç Arslan'a  bagli kuvvetleri bozguna ugratti ve agirliklarini yagmaladi. Kiliç Arslan  askerlerinin maglup oldugunu görünce kendisine karsi saltanat davasina giristigi  Büyük Selçuklu hükümdari sultan Muhammed Tapar'in eline esir düsmekten korktu ve  onlara ok yagdirarak atini Habur nehrine sürdü. Ati ve kendisi zirhli oldugundan  ve arkadan da sandallarla devamli ok yagdirildigindan nehri geçmeyip boguldu.  Cesedi birkaç gün sonra Habur'a bagli Semsâniyye köyünde bulundu. Cenaze önce  burada defnedildiyse de daha sonra Meyyâfarikîn'e (Silvan) götürüldü (Temmuz  1107).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan Kiliç Arslan'in atabegi Mehmed  Meyyafarikîn'de onun için Kubbeetü's-Sultan adiyla meshur bir türbe yaptirdi.  Sultan Kiliç Arslan'in oglu Mesud 1143-1144 yillarinda cenazeyi Konya'ya  götürmek istedi, sultanin tabutu bu maksatla Âmid'e getirildiyse de Gürcülerin  Islâm topraklarina saldirmalari dolayisiyla bu mesele ile ilgilenemeyip cenazeyi  tekrar Meyyafarikîn'deki türbeye naklettirdi. Kiliç Arslan'in kahramanca  çarpismasina ragmen feci bir sekilde ölmesi Türkler arasinda unutulmaz acilar  birakti. Ibnü'l-Esîr: "Bazi ölüm olaylari Araplar arasinda nasil meshur ise  Kiliç Arslan'in ölümü de Türkler arasinda öyle meshurdu" diyor. Hatta bu olayin  Osmanli hanedaninin mensup oldugu Kayi boyunun hafizasinda derin izler biraktigi  ve Süleymansah'in Firat'ta bogulmasiyla karistirildigi görülmektedir. Hristiyan  tarihçilerden Willermus da Kiliç Arslan'i çok cesur, ileri görüslü ve mahir bir  kumandan olarak tanitir. Gerçekten de Kiliç Arslan Anadolu'ya geldiginde bir  yandan bagimsizlik sevdasinda olan Türkmen beylerini Anadolu Selçuklu devletinin  semsiyesi altinda toplamak, bir yandan Bizans imparatorlugu diger taraftan da  Haçlilarla ugrasmak zorunda kalmisti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kiliç Arslan Haçlilarin Anadolu'dan  geçmesine mani olamadiysa da daha sonra gelen birliklere Anadolu'yu mezar  yaparak devletin varligini korumayi basarmistir. Kiliç Arslan halk ve askerleri  tarafindan çok sevilen adil bir hükümdardi. Hayirsever oldugu için ölümüne  sadece müslümanlar degil hristiyanlar da üzülmüslerdir. Çagdas Ermeni tarihçisi  Urfali Mateos onun çok âlicenap ve hayirsever bir insan oldugunu, ölümünde  hristiyanlarin da yas tuttugunu söyler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;KILIÇ ARSLAN'DAN SONRA  ANADOLU SELÇUKLU DEVLETI&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Türk-Islâm tarihi için büyük bir  istikbal vaad eden Anadolu Selçuklu sultani Kiliç Arslan'in genç yasta ölümü,  ogullari arasinda Danismendliler'in de müdahale ettigi taht kavgalarina sebep  oldugu gibi bunu firsat bilen Bizans'in da Anadolu topraklarini geri alabilmek  için harekete geçmesine müsait bir zemin hazirladi. Kiliç Arslan'in ölümü  Anadolu Selçuklularini Süleymansah'in ölümüyle ortaya çikan buhranlardan daha  büyük karisikliklara sürükledi. Onun ölümü bütün dogu dünyasini etkiledigi gibi  Bizans'i da Bohemund'un Balkanlar'dan saldirmaga hazirladigi sirada muhtemel bir  tehlikeden kurtarmis oluyordu. Öte yandan kudretli hükümdarin vefati Büyük  Selçuklular'in Iran'da uzun bir süre daha tutunmalarini saglamakla beraber  müslüman Suriye'yi kendisini birlestirmeye muktedir yegâne kuvvetten de mahrum  birakiyordu. Bu tarihten itibaren Bizans, Haçli ve Ermenilerle birçok cephede  birden savasmak zorunda birakilan Anadolu Türkleri bir ölüm-kalim mücadelesine  gireceklerdir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kiliç Arslan'in ölümü üzerine Emîr  Bozmis tarafindan Malatya'ya götürülen oglu Tugrul Arslan'in annesi Ayse Hatun,  nüfuzlu bazi Türk emîrleriyle evlenerek sehri elinde tutmaya çalisiyordu. Önce  Il-Arslan adli bir emîrle evlenen Ayse Hatun daha sonra onu tevkif ettirerek  devrin meshur ve kahraman emîrlerinden Belek Gazi ile de evlendi ve onu ogluna  atabeg tayin etti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Öte yandan sultan Kiliç Arslan'in  Konya'daki nâibi durumunda olan Kayseri Emîri Hasan, Sultan Muhammed Tapar ile  iyi iliskiler içindeydi. Sultan Muhammed Tapar kendisini metbu taniyacagina dair  sadakat yemini aldigi Sahinsah'i muhtemelen Emîr Hasan'in da tesvik ve  yardimlariyla 1109 yilinda serbest birakti. Veya o Ibnü'l-Kalânisî (s. 158)'nin  dedigi gibi 503 yili baslarinda (1109) ordugâhtan kaçarak gelip Konya'da  Selçuklularin basina geçti. Sahinsah Konya'da idareyi ele aldiktan sonra Emîr  Hasan ile birlikte Bizans sinirlarina basarili taarruzlarda bulundu. Bu seferin  basariya ulasmasindan Sultan Muhammed Tapar'in gönderdigi ileri sürülen  yardimlarin da büyük rolü oldugu söylenebilir. Ancak bu yardimlarin hangi yolla  ve nasil gerçeklestirildigini bilmiyoruz. Deguignes, Albertus ve Anna Comnena'ya  istinaden (s. 59 vd.) Rumlarin Anadolu'da Türklerden üstün duruma gelmeleri  üzerine Muhammed Tapar'in Emîr Mevdûd'u buraya gönderdigini ve bu ordunun  Stamirie sehrini muhasara, zabt ve yagma ettigini, daha sonra da Kudüs'ü  ziyaretten dönen hristiyan hacilari öldürdügü, bir kismini da esir aldigini  söyler. Sayet bu hadise dogruysa bunu Büyük Selçuklu sultanlarinin Anadolu'ya  yaptiklari son müdahale olarak kaydedebiliriz. Büyük Selçuklu ordularinin  Suriye'de haçlilara karsi baslattigi cihad ile ayni devreye rastlayan bu harekât  Büyük Selçuluklar ile Anadolu Selçuklularini müsterek düsmana karsi müttefik  hale getirmisti. Ancak bu ittifak ve karsi taarruza ragmen Türklerin Anadolu  içlerine dogru geri çekilmelerine engel olunamadi. Sahinsah taarruz halindeki  Bizans'a karsi Alasehir üzerine bir ordu gönderdi. Fakat sehrin valisi  Konstantin Gabras, Efes civarinda onlari maglub etti. Bunun üzerine Sahinsah,  imparatora elçi göndererek sulh teklifinde bulundu. Imparator da kabul etti ve  iki taraf arasinda bir anlasma imzalandi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan Muhammed Tapar'in  504/1110-1111 tarihinde haçlilara karsi Imparator Alexios ile bir anlasma  yapmasi Türkler ile Bizans arasindaki eski düsmanliklari tamamen ortadan  kaldirmamisti. Nitekim 1113 yilinda Anadoolu Selçuklu sultani Sahinsah'in Emîr  Monolug (Monolycus) ve Emîr Muhammed gibi bazi kumandanlariyla beraber Bizans'in  Ege bölgesindeki topraklarina taarruz ettigini görüyoruz. Dönüste Kütahya  önlerinde Imparator Alexios tarafindan pusuya düsürülerek maglûp edilmelerine  ragmen Bizans, 1116 yilinda Emîr Monolug'un yeni bir sefere çikmasina engel  olamadi. Ancak Alexios bundan sonra Antakya princepsi Roger ile anlasmak  suretiyle Türklere karsi takib ettigi politikayi degistirdi ve onlar üzerine  daha siddetli saldirilar tertip etmeye basladi. Bunun üzerine kardesi Mesud'un  saltanati ele geçirmek üzere isyan ettigini haber alan Anadolu Selçuklu sultani  Sahinsah ve Emîr Monolug imparatora basvurarak sulh istemek zorunda kaldilar.  Alexios Komnenos'un Afyonkarahisar'daki ordugâhina giderek Bizans lehine bazi  sartlari muhtevi bir anlasmayi imza ettiler. Anna Comnena'ya göre (s. 405) bu  anlasmayla Türkler ülkelerini adeta imparatorun rizasiyla ellerinde tutar bir  hale getirilmek isteniyordu. Böylece Türkler Bizans sinirlarini zorlamayacaklar  ve Bati Anadolu güvence altina alinmis olacakti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Konya Selçuklu tahtini ele geçirmek  üzere harekete geçen ve Emîr Gazi'nin kiziyla evlenerek Danismendliler'in de  destegini elde eden Mesud, Afyonkarahisar'da imparatorla sözkonusu anlasmayi  imzaladiktan sonra ihttiyatsiz bir sekilde dönmekte olan kardesi Sahinsah'a  saldirdi. Halbuki Imparator ona Mesud'un isyani bastirilincaya kadar beklemesini  tavsiye etmisti. Sahinsah'in bir süre önce öldürdügü Emir Hasan'in oglu Gazi  babasinin intikamini almak için bizzat Sahinsah'a hücum etti. Fakat Sultan onu  bertaraf etti ve Imparatora iltica etmek üzere geri kaçti. Ancak Mesud'un  askerleri Aksehir yakinlarindaki bir kalede ona yetistiler ve yakalayip  gözlerine mil çektiler (1116). Mesud kardesinin yerine Konya'da tahta çikti. O  Konya'ya münhasir kalan hakimiyetini kayinpederi Emir Gazi'nin himayesinde  sürdürüyordu ki bu Anadolu'da üstünlügün yeniden Danismendliler'e geçtigini  gösterir. Daha sonra kardesi Sahinsah'in tamamen kör olmadigini ögrenen Mesud  basina yeni gaileler açmasindan endise ederek onu yay kirisiyle bogdurarak  öldürttü. Süryani Mikhail ise Mesud'un daha önce kardesi Sahinsah tarafindan  hapsedildigini, Sahinsah'in imparator ile görüsmek üzere Mesud'u hapisten  çikardigini ve Danismendli Emîr Gazi'nin yanina götürüp onu sultan ilân  ettiklerini ve Istanbul'dan (aslinda Afyonkarahisar'dan) dönmekte olan  Sahinsah'i pusuya düsürüp gözlerine mil çektiklerini anlatir. Bar Hebraeus ise  Muhammed Tapar'in Meliksah (Sahinsah)'i Malatya'ya gönderdigini, onun küçük  kardesi Tugrul Arslan'i azlettikten sonra diger iki kardesi Mesud ve Arab'i da  hapsettigini, burada yillarca kalan Meliksah (Sahinsah)'in Danismend oglu  tarafindan rahatsiz edilmesi üzerine Imparator Alexios'dan yardim istemek üzere  yanina gittigini ve Meliksah (Sahinsah)'in pek çok altin ve hediye ile dönerken  yolda Danismend oglu tarafindan pusuya düsürülerek gözlerinin kör edildigini,  bunun üzerine Malatya'daki emîrlerin de Mesud'u hapisten çikardiklarini, onu ve  kardeslerini Malatya'da birakip Konya'ya giderek burayi baskent yaptigini  söyleyerek Mesud'un saltanati ele geçirmesinde Danismend oglu Emir Gazi'nin  önemli rol oynadigini ortaya koymaktadir. Ancak O, Sahinsah'in 1109'dan 1116'ya  kadar Konya Selçuklu tahtini isgal ettiginden habersiz gibidir. Sibt ise Sultan  Kiliç Arslan'in Musul'da biraktigi oglunun Mesud oldugunu, onun 503'e (1109)  kadar Sultan Muhammed Tapar'in yaninda mahbus kaldigini ve sonra kaçarak  Malatya'ya geldigini ve Anadolu'ya hakim oldugunu söyler. Mesud'un da diger  kardesleri gibi babasinin yaninda bulunmasi ve onun ölümünden sonra Sultan  Muhammed Tapar'in yanina gönderilmis olmasi gayet tabiidir. Ancak Kiliç  Arslan'dan sonra Anadolu Selçuklu tahtina önce Sahinsah'in sonra da Mesud'un  geçtigini kabul etmek gerekir. Zira gerek Anna Comnena ve gerekse yukarida  sözünü ettigimiz diger kaynaklar bu görüsü teyid eder mahiyettedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0); text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);font-size:85%;" &gt;Kaynak:enfal.de&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9103200357727347387-7433006066632022971?l=sanaltarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanaltarih.blogspot.com/feeds/7433006066632022971/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9103200357727347387&amp;postID=7433006066632022971' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/7433006066632022971'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/7433006066632022971'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanaltarih.blogspot.com/2008/07/kili-arslan-1092-1107.html' title='KILIÇ ARSLAN (1092-1107)'/><author><name>emre</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9103200357727347387.post-6708330767473751709</id><published>2008-07-08T12:47:00.000-07:00</published><updated>2008-07-08T12:48:11.672-07:00</updated><title type='text'>SÜLEYMANSAH'IN ÖLÜMÜNDEN SONRA ANADOLU'DA MEYDANA GELEN OLAYLAR</title><content type='html'>&lt;table style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);" border="0" width="100%"&gt; &lt;tbody&gt; &lt;tr&gt; &lt;td width="50%"&gt; &lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;SÜLEYMANSAH'IN ÖLÜMÜNDEN SONRA ANADOLU'DA MEYDANA GELEN  OLAYLAR&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/td&gt; &lt;td width="50%"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt; &lt;hr style="font-family: trebuchet ms; height: 3px; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süleymansah'in ölümünden sonra özellikle  Anadolu'nun bati kesiminde ve Marmara bölgesinde vuku bulan olaylar hakkindaki  bütün bilgimizi Bizans tarihçisi Anna Komnena'ya borçluyuz. Anna Komnena'nin  Alexiad adli eseri bilhassa kronolojik bakimdan çok karisik olmasina ragmen  Türkiye tarihinin yaklasik 40 yillik bir kismi için tek  kaynaktir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Yukarida temas ettigimiz gibi Süleymansah 1084  yili Aralik ayi içerisinde Antakya'yi fethetmek için yola çikarken Iznik ve  civarini Ebu'l-Kasim adindaki bir Türk beyine birakmisti. Ülkenin diger  bölgelerinin idaresi de muhtelif Türk kumandanlarina tevdi edilmisti.  Süleymansah'in Tutus'a maglub olup intihar etmesinden sonra firsattan istifade  eden Bizans imparatoru Alexios'un Türklerin eline geçmis olan Karadeniz  kiyisindaki sahil sehirlerini geri almaya muvaffak oldugu anlasilmaktadir. Onun  bu hususta Süleymansah'in ölümünden faydalanarak Anadolu'daki Türkleri kendine  baglamak için gayret eden Sultan Meliksah'in hiç tahmin etmeden verdigi bir  firsati gayet iyi kullandigini görmekteyiz. Sultan Meliksah bir adamini  imparator Alexios'a göndererek ona sihriyet (evlilik) yoluyla bir ittifak tesis  etmeyi teklif etmistir. Imparator buna razi oldugu takdirde sultan sahildeki  Türkleri geri çagirmayi, bu yerleri imparatora iade etmeyi ve gerektiginde  kendisine yardimci olmayi taahhüt etmistir. Ancak elçi sultana ihanet ederek  imparator için çalismistir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süleymansah'in ölüm haberi, onun muhtelif  bölgelere tayin etmis oldugu Türk beylerinin bagimsiz hareket etmelerine sebep  oldu. Bunlardan hükümet merkezi Iznik'i elinde bulundurdugu için en nüfuzlusu  olan Ebu'l-Kasim hiç tereddüt etmeden, kendisini sultan ilân ettigi gibi kardesi  Ebu'l-Gazi'yi de Kayseri ve civarina Emîr tayin etti. Becerikli ve gayet  ihtirasli bir kimse olan Ebu'l-Kasim bundan sonra Marmara sahillerine akinlar  yaparak bütün bölgeyi yagmalamamaya basladi. Bunun üzerine imparator Alexios,  Türk akincilarini sahilden geri sürdü ve Ebu'l-Kasim'i baris istemege mecbur  etti. Ancak Ebu'l-Kasim baris müzakerelerini devamli olarak uzattigindan,  imparator nihayet Iznik üzerine bir kuvvet sevk etmeye mecbur  kaldi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ileride de görecegimiz gibi Alexios Porsuk'un  büyük bir ordu ile yaklasmakta oldugunu bildiginden bu kuvvete karsi yalniz  kalmak istememis ve Türk'ü Türk'e kirdirmayi tercih etmis olmalidir. O belki de  bu sebepten dolayi Ebu'l-Kasim'in tamamiyla güçsüz kalmasini arzu etmemisti.  Alexios her halde bas basa kaldiklari takdirde Ebu'l-Kasim'i yola  getirebilecegini Iznik, Izmit ve civarini onun elinden alabilecegini tahmin  ediyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bütün bu olaylarin vuku buldugu tarih hakkinda  yeterli bilgiye sahip degiliz. Cl. Huart Porsuk'un Anadolu'ya gönderilisini 1088  olarak tarihlemekte, onun Konya ve civarini Aksaray'i aldiktan sonra Iznik  üzerine yürüdügünü, fakat basari kazanamayinca geri çagirilip yerine Urfa emiri  Bozan'in tayin edildigini söylemektedir. Selçuklu tarihi hakkinda yazilan diger  eser ve makalelerde de tarih verilmemektedir. Yalniz I.Kafesoglu, Porsuk'un  takriben 1089 sonlarina dogru Iznik'e gelebildigini, fakat 3 aylik bir  muhasaradan sonra bir netice alinamayinca geri çagrildigini ve bu görevin Emir  Bozan'a devredildigini kaydeder.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Muhtemelen 1090 yili ortalarinda Bizans  kuvvetlerine maglup olan Ebu'l-Kasim daha sonra Iznik'e çekilmisti. Ancak  Porsuk'un Anadolu içinde bagimsiz davranan muhtelif Türk beylerini itaat altina  aldiktan sonra Iznik'e yaklasmakta oldugu siralarda imparator Alexios  Ebu'l-Kasim'a haber öndererek onu Istanbul'a davet etti. Anlasildigina göre  Bizans hükümdari Ebu'l-Kasim'a Porsuk'a karsi ittifak teklif etmis ve onu bundan  dolayi Istanbul'a davet etmisti. Onun bu arada bir taraftan da Türklerin elinde  bulunan Izmit'i ele geçirmek istedigi bellidir. Ebu'l-Kasim Istanbul'da gayet  iyi karsilandi. Hemen her gün kendisine ziyafetler veriliyor, hipodromda  serefine at ve araba yarislari tertib ediliyor ve Istanbul'da kalma müddeti her  vesile ile uzatilmaya çalisiliyordu. Iki taraf arasinda baris ve ittifak  müzakereleri yapildigi sirada ise Alexios, insaat malzemesi mimarlar ve isçiler  yükledigi gemileri Izmit'e yolladi. Bunlar Izmit'i kontrol altina alacak yeni  bir kale insa etmekle görevlendirilmislerdi. Kalenin insasi bittikten sonra  imparator Ebu'l-Kasim'a pekçok hediyeler vererek onu Iznik'e ugurladi.  Ebu'l-Kasim olup-bitenden haberdar olunca kadere boyun egmek zorunda kaldi. Bu  sirada Porsuk Iznik yakinlarina kadar gelmis ve Ebu'l-Kasim ona karsi  imparatorun yardimina muhtaç olmustur. Imparatorun hareket tarzina ve  hilekârligina çok içerleyen Ebu'l-Kasim bir müddet için kendi imkânlari ile  Porsuk'un kuvvetlerine karsi Iznik'i korudu. Ancak sonunda yardim rica etmek  için imparatora müracaat etmek zorunda kaldi. Bizans imparatorlugu bu sirada  Peçeneklere karsi büyük bir ölüm kalim mücadelesi içinde idi. Imparatorun bu  cepheden ayiracak kuvveti yoktu. Buna ragmen Ebu'l-Kasim'a yardim mecburiyetini  hissetti. Iznik Porsuk'un eline geçecek olursa burayi Büyük Selçuklu  imparatorlugundan kurtarip geri almak hemen hemen imkânsiz olacakti. Bu  münasebetle küçük bir askeri birligi imparatorluk sancaklari vermek suretiyle  Ebu'l-Kasim'a yardima gönderdi. Bu yardim yolu ile Porsuk'u geri çekilmeye  zorladi ve imkân bulursa Iznik'i kendi adina zaptetmeyi umuyordu. Porsuk'un  sehri üç ay kusatmasina ragmen basari saglayamadigini gören Selçuklu sultani  Meliksah Iznik'in zaptindan vazgeçmedi ve buraya degerli kumandanlarindan Urfa  emiri Bozan'i gönderdi. Bozan'in sehri hücumla zaptetmek için birbiri arkasina  yaptigi tesebbüsler Ebu'l-Kasim'in siddetli müdafaasi ve imparatordan istedigi  yardimi elde etmesi sebebi ile bir türlü netice vermedi. Imparator bu sirada  Peçenek problemini halletmis oldugu için biraz olsun ferahlamis bulunuyordu.  Bozan bu sekilde Iznik'i zapt edemeyecegini anlayinca muhasarayi kaldirdi.  Ebu'l-Kasim'in da bu siralarda bagimsiz hüküm sürmek imkâninin yok oldugunu fark  ettigi anlasilmaktadir. Herhalde imparatorun kendisine ne maksatla yardim  ettigini anlamistir. Belki de imparatorla Meliksah arasinda bir anlasma  yapilacagini haber almisti. Bu sebeple o dogrudan dogruya büyük sultana müracaat  ederek Iznik'i onun valisi sifati ile idare etmeyi ümid ederek büyük hediyeler  hazirladi ve kardesi Ebu'l-Gazi'yi Iznik'te vekil birakdiktan sonra sultanin  yanina gitmek üzere Isfahan'a dogru yola çikti. Kaynaklarin verdigi bilgiye göre  Ebu'l-Kasim bütün rica ve israrlarina ragmen Meliksah tarafindan huzura kabul  edilmemis ve kendisine Anadolu içinde tam yetki verilmis olan Emîr Bozan ile  anlasmasi tavsiye edilmistir. Arzusuna ulasamayan Ebu'l-Kasim dönüs sirasinda  arkasindan gönderilen bir müfreze tarafindan yakalanarak yayinin kirisi ile  bogdurulmustur. Bu hadisenin Meliksah'in Bagdat'a gitmek üzere Isfahan'dan  hareketinden kisa bir süre önce yaklasik Eylül-Ekim 1092 tarihinde cereyan  ettigi söylenebilir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ebu'l-Kasim'in ölümünden sonra Ebu'l-Gazi  Iznik'i elinde tutmaya devam etti. Tam bu siralarda Sultan Meliksah'in vefat  etmis olmasi onu Bozan'dan kurtarmis oldu. Zira Bozan bütün kuvvetleri ile  birlikte Büyük Selçuklu Devleti'nde zuhur eden karisikliklarda önemli rol  oynamak üzere Suriye'ye dogru hareket etti. Imparator Alexios bu defa  Ebu'l-Gazi'yi hediyeler ve vaadlerle kandirip Iznik'i kendisine terk etmesini  saglamaya çalisti. Ebu'l-Gazi ise belki de henüz agabeyinin ölüm haberini  almamis oldugundan dolayi imparatoru oyalamakla yetindi. Ancak Sultan  Meliksah'in 1092'de ölümü Isfahan'da tevkif etmis oldugu Süleymansah'in  ogullarinin serbest birakilmalarina sebep oldu. Muhtemelen Berkyaruk tarafindan  serbest birakilan Süleymansah'in iki oglu Kiliç Arslan ve Kulan Arslan  Isfahan'dan süratle Anadolu'ya geldiler. Yaklasik 1092 sonunda veya 1093 yili  baslarinda Iznik'e vardilar. Zira bilindigi üzere Sultan Meliksah'in hanimi  Terken Hatun küçük oglu Mahmud'un Selçuklu tahtina çikmasini saglamak ümid ve  arzusu ile Meliksah'in ölümünü bir müddet gizlemisti. Böylece haberin baskent  Isfahan'a ulasmasi ve Kiliç Arslan ile kardesinin buradan hareketleri ve Iznik'e  varislari her halde uzunca bir müddet almis olmalidir. Bizans tarihçisi Anna  Komnena'nin rivayetine göre Iznik'te bulunan Türkler Selçuklu sahzadelerinin  gelisini büyük bir sevinçle karsiladilar. Ebu'l-Gazi'de hiç direnmeden iktidari  Kiliç Arslan'a devretmistir. Büyük Selçuklu merkezinden kaçarak Anadolu'ya gelen  Kiliç Arslan ve kardesinin babalari Süleymansah'a tabi olmus bulunan Orta  Anadolu'dan kuvvet topladiklari anlasilmaktadir. Bunlarin bu kuvvetlerle  birlikte Iznik'e gelmeleri ve Iznik hükümetini devralmalari yukarida  belirttigimiz gibi en erken 1092 sonu veya 1093 yili baslarinda  olabilir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9103200357727347387-6708330767473751709?l=sanaltarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanaltarih.blogspot.com/feeds/6708330767473751709/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9103200357727347387&amp;postID=6708330767473751709' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/6708330767473751709'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/6708330767473751709'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanaltarih.blogspot.com/2008/07/sleymansahin-lmnden-sonra-anadoluda.html' title='SÜLEYMANSAH&apos;IN ÖLÜMÜNDEN SONRA ANADOLU&apos;DA MEYDANA GELEN OLAYLAR'/><author><name>emre</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9103200357727347387.post-723667213703930660</id><published>2008-07-08T12:24:00.000-07:00</published><updated>2008-07-08T12:52:24.407-07:00</updated><title type='text'>SÜLEYMANSAH'IN ÖLÜMÜ VE SAHSIYETI</title><content type='html'>&lt;p  style="font-weight: bold;font-family:trebuchet ms;" align="center"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;SÜLEYMANSAH'IN ÖLÜMÜ VE SAHSIYETI &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="font-weight: bold;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Antakya'nin zaptindan sonra  Serefü'd-Devle'nin ortadan kaldirilmasi ve Haleb'in kusatilmasi Süleymansah'i  hem Suriye Selçuklulari ile hem de Büyük Selçuklularla karsi karsiya getirdi.  Süleymansah kazandigi bu zafer ile Serefü'd-Devle Müslim'in Mezopotamya ve Kuzey  Suriye'yi içine alan ve yavas yavas bütün Suriye ve Filistin'e yayilma  plânlarini bozmus ve dolayisiyla Suriye ve Filistin'de Selçuklu hâkimiyetinin  yayilmasina zemin hazirlamistir. Serefü'd-Devle'nin Halep'te biraktigi emîr  Serif Ebû Ali Hasan b. Hibetullah el-Hasimî (Ibnü'l-Huteytî) bir yandan Haleb'i  savunurken bir taraftan da hem Meliksah'a hem de Tutus'a mektup yazarak sehri  teslim almak üzere ya bizzat gelmelerini yahut kendilerini kurtarmak üzere büyük  bir ordu göndermelerini istemisti. Süleymansah 5 Rebîülahir 478'e (31 Temmuz  1085) kadar Haleb'i kusatmaya devam etmis ve müzakereler sonunda sehrin Sultan  Meliksah'in onayi alindiktan sonra teslim edilmesi kararlastirilmisti. Olaylar  bu sekilde gelisirken Süleymansah Seyzer, Kefertâb ve Maarratü'n-Nu'mân  kalelerini de teslim almisti. Kinnesrîn'i kusatip ele geçirdikten sonra bütün  kuvvetleri ile 479 yili baslarinda (Nisan-Mayis 1086) Haleb önlerinde karargâh  kurmustu ki, Suriye Selçuklu hükümdari Tutus'un harekete geçtigini haber aldi.  Artuk Bey bu sirada Tutus'un yaninda bulunuyordu. Diyarbekir muhasarasinda  Fahrü'd-Devle ile bozusmus ve Türkmenleri yanina alarak Suriye'ye gitmisti.  Serif Ebu Ali Hasan Ibnü'l-Huteytî Beni Kilab'dan Mübarek b. Sibl'i Tutus'a  gönderip sehri teslim edecegini bildirdi. Tutus bu teklifi memnuniyetle kabul  edip Nisan-Mayis 1086 tarihinde Dimask'dan çikarak Haleb'e hareket etti.  Süleymansah tarafindan ele geçirilen Kinnesrin kalesini kusattiktan sonra  Haleb'in güneydogusunda bulunan en-Nâûra'ya yürüdü ve bu sirada kendisine  Kilabogullari kabilesinden (Benî Kilab) bir miktar kuvvet daha katildi. Bu  kuvvetlerle takviye edilimis olan Tutus 4 Haziran 1086 tarihinde Haleb  yakinlarindaki Aynü Seylem'de Süleymansah'in kuvvetleri ile savasa  tutustu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="font-weight: bold;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Tutus'un Haleb'i teslim almak üzere yola  çiktigini ögrenen Süleymansah çok süratli hareket ettigi için askerleri düzensiz  bir durumda idi ve henüz savas nizamina girmemislerdi. Savasin neticesini Artuk  Bey ve Çubuk Bey'e bagli Türkmenler tayin ettiler. Bunlar bu sefer  Süleymansah'tan ayrilip Tutus'un tarafina geçtiler. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="font-weight: bold;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Maglûb olan Süleymansah Tutus'un eline esir  düsmektense intihar etmeyi tercih etti (18 Safer 479/4 Haziran 1086). Tutus  savas meydaninda ölüler arasinda dolasirken maiyyetindekilere kana bulanmis bir  cesedi göstererek "Bu Süleymansah'in cesedi" demistir. Yanindakiler nasil teshis  ettigini sorunca "ayaklarindan tanidim, çünkü biz Selçukogullarinin ayaklari  birbirine benzer" cevabini vermistir. Ayrica Arslan Yabgu-Mikail ogullari  arasindaki mücadeleye temas ederek "Biz size zulmettik, sizi kendimizden  uzaklastirdik" demis ve üzüntülerini ifade etmistir. Süleymansah'in cenazesi  Haleb'e götürülerek Serefü'd-Devle Müslim'in yanina gömüldü. Türkiye Selçuklu  Devleti'nin kurucusu ve ilk hükümdari olan Süleymansah Anadolu Türkleri arasinda  gazilik ünvanini almis ve efsanevî bir hüviyet kazanmistir. Ilk Osmanli  kaynaklarinda Ertugrul Gazi'nin babasi olarak gösterilen Süleymansah Osmanli  hanedaninin atasi sayilmis ve Urfa taraflarinda bulundugu sirada Firat nehrini  geçerken bogularak ölmüs ve cesedi Caber kalesine  defnedilmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="font-weight: bold;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ortaçag Islâm tarihi kaynaklari Süleymansah'in  Tutus ile yaptigi savasta öldügünü ve Haleb kapisinda defnedildigini açikca  kaydettikleri halde Osmanli kaynaklari onun Firat'ta bogulup Caber kalesinde  defnedilmis oldugunu söylerler. Bu hadise muhtemelen I. Kiliç Arslan'in Büyük  Selçuklularla mücadelesi sirasinda Emir Çavli'ya yenilip Habur nehrinde  bogulmasi hadisesiyle karistirilmistir. Osmanli veya Selçuklu Süleymansah'in  Caber'deki Türk mezari hakkinda yeterli ve saglikli bilgi yoktur. Caber'de  sadece Musul Atabeglerinden Imadeddin Zengi öldürülmüs, ancak onun da cesedi  Rakka'da defnedilmistir. Bundan dolayi bu rivayetin tamamen bir efsaneden ibaret  oldugu söylenebilir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="font-weight: bold;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu'nun fethi Islâm'in zuhurundan itibaren  girisilmis fetihler içinde hiç süphesiz büyük bir yer isgal eder. Iran, Suriye,  Misir, Kuzey Afrika, Endülüs ve Türkistan fetihleri kolaylikla  gerçeklestirildigi halde Anadolu dört asri geçen bir müddet bütün Islâm  akinlarina mukavemet etmis ve ancak Selçuklular tarafindan adim adim  fethedilmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="font-weight: bold;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süleymansah'in tarih sahnesinden çekilmesi,  henüz kurulus safhasinda bulunan Türkiye Selçuklu Devleti'ni çok zor sartlar  içinde birakmis oldu. Esasen birbirine pek bagli olmayan, muhtelif Türkmen Bey  ve gruplarinin çesitli bölgelerde kurmus olduklari beylikler daha basi bos  kaldilar. Anadolu'da bu sekilde kurulmus olan beyliklerin sayilari bile ma'lum  degildir. Varliklari bilinen beyliklerin bazilari sunlardir:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="font-weight: bold;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;1. Süleymansah Iznik'i emîrlerinden  Ebu'l-Kasim'a birakmisti. Ebu'l-Kasim ülkeyi Süleymansah'in büyük oglu I. Kiliç  Arslan dönünceye kadar idare etti. Daha sonra görecegimiz gibi, Sultan Meliksah,  Antakya'ya gelip bütün güneydogu bölgesini hakimiyeti altina aldiktan sonra  Urfa'ya vali tayin ettigi Bozan adindaki kumandanini Iznik üzerine göndermis,  Ebu'l-Kasim da buna karsi Bizanslilarla isbirligi yapmisti. Bozan Iznik'e karsi  herhangi bir basari elde edememistir. Bir rivayete göre: Ebu'l-Kasim onun  dönüsünden sonra Iznik'i kardesi Ebu'l-Gazi'ye emanet ederek, bagliligini arz  etmek üzere, bizzat Sultan Meliksah'in yanina gitmis, fakat ondan hiçbir ilgi  görmemis ve dönüsünde yolda öldürülmüstür.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="font-weight: bold;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;2. Danismend Gazi tarafindan kurulmus olan  Danismendli Beyligi, Sivas merkez olmak üzere Tokat, Niksar ve Amasya  havalisinde hüküm sürmekteydi. Çorum ve Samsun da bu beylige tabi  idi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="font-weight: bold;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;3. Süleymansah'in Antakya üzerine hareket  etmeden önce Kastamonu ve Çankiri bölgesine gönderdigi tahmin olunan Kara Tegin  Bey, Sinop'u fethettikten sonra burada müstakil bir beylik  kurmustu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="font-weight: bold;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;4. Merkezi Erzincan olan Mengücük Beyligi.  Gümüshane, Divrigi ve Tunceli'nin kuzey kisimlari bu beylige tabi  idi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="font-weight: bold;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;5. Malazgirt Savasina istirak ettigi sanilan,  Ebu'l-Kasim Saltuk adindaki bir beyin kurmus oldugu Saltuklu Beyligi. Kars,  Ardahan, Bayburt ve Çoruh havzasi bu beylige tabi idi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="font-weight: bold;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;6. Yukari Ceyhan (Elbistan ve Maras)  bölgesinde Emir Buldaci tarafindan kurulan beylik.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="font-weight: bold;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;7. Harput, Güney Tunceli, Çemisgezek ve  civarinda Çubuk Bey tarafindan kurulmus olan bir beylik.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="font-weight: bold;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;8. Izmir bölgesinde ise Çaka Bey adli bir Türk  beyi tarafindan kurulmus bir beylik hüküm sürüyordu. Bu beyligin kurulusu ve ilk  devirleri oldukça karanliktir. Mükrimin Halil Yinanç Anadolu'nun fethinin  tamamlandigi 1085 yilinda toplam 19 beyligin hüküm sürdügünü  söylemektedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="font-weight: bold;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süleymansah ile Tutus arasinda mücadele  basladigi sirada Sultan Meliksah Selçuklu imparatorluguna bagli batidaki  ülkeleri tamamiyle kendi itaati altina almak maksadiyla Isfahan'dan yola çikmis  bulunuyordu. Serefü'd-Devle'nin ölümünü müteakip Serif Ebu Ali Hasan'in Haleb'i  teslim almak üzere bizzat gelmesini taleb eden yazisi Sultan Meliksah'in batida,  bagimsiz hareket eden hanedan azalarini itaate almak için, daha önce vermis  oldugu karari uygulamaya koymakta acele etmesine sebep  olmustur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="font-weight: bold;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Tutus, Süleymansah'i maglub ettikten sonra  derhal Halep üzerine yürüdü. Serif Ebu Ali Hasan, Sultan Meliksah'in yaklasmakta  oldugunu bildiginden sehri ona teslim etmedi. Süleymansah'in naasini Halep  kapisi önüne Serefü'd-Devle'nin mezari yanina defnettiren Tutus, sehri siddetle  muhasaraya basladi ve 12 Temmuz 1086'da ele geçirdi. Ancak Serefü'd-Devle'nin  Selim b. Malik adli bir amcazadesi tarafindan müdafaa olunan iç kale alinamadi.  Iç kalenin muhasarasi devam ederken, Sultan Meliksah'in yaklasmakta oldugunu  haber alan Tutus, Dimask'a çekilmeye mecbur oldu. Meliksah yaninda büyük  kumandanlarindan Porsuk, Bozan ve Aksungur oldugu halde yaklasmakta idi. Önce  Musul'a giden büyük Sultan, Emîr Bozan'i büyük bir birligin basinda Urfa üzerine  yolladi. Urfa'da bu sirada Philaretos'un oglu Barsam'in hakim oldugu  anlasilmaktadir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="font-weight: bold;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Onun mukavemeti uzarken, Sultan Meliksah,  Firat kenarindaki Caber kalesi ve Menbic'i zaptettikten sonra, 1086 yili Aralik  ayinda Haleb'e girdi. Iç kaleyi Tutus'a karsi müdafaa etmis olan Salim b.  Malik'i Caber kalesine gönderip, Emir Aksungur'u Halep valiligine tayin etti.  Daha önce Süleymansah tarafindan alinmis oldugunu gördügümüz Seyzer ve Kefertâb  kaleleri de Sultan Meliksah'a teslim edildi. Emir Bozan 3-4 aylik bir kusatmadan  sonra 28 Subat 1087'de Urfa'yi almaya muvaffak oldu. Meliksah Bozan'in  valiligini tasdik ettikten sonra Antakya'ya hareket etti. Süleymansah'in veziri  Hasan b. Tahir es-Sehristanî'nin idaresinde bulunan Antakya'yi teslim alarak,  Yagisiyan adli bir Türk beyini buraya vali tayin etti. Süveydiye'ye (Samandagi)  kadar gelen Sultan Meliksah, burada Akdeniz'i seyretttikten ve kilicini Akdeniz  sularina daldirdiktan sonra çok genis topraklara sahip oldugu için Allah'a  sükrederek Haleb'e hareket etmis, buradan da hilafet merkezi Bagdat'a gitmistir  (13 Mart 1087).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9103200357727347387-723667213703930660?l=sanaltarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanaltarih.blogspot.com/feeds/723667213703930660/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9103200357727347387&amp;postID=723667213703930660' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/723667213703930660'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/723667213703930660'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanaltarih.blogspot.com/2008/07/sleymansahin-lm-ve-sahsiyeti.html' title='SÜLEYMANSAH&apos;IN ÖLÜMÜ VE SAHSIYETI'/><author><name>emre</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9103200357727347387.post-1122678448907012713</id><published>2008-07-08T12:23:00.000-07:00</published><updated>2008-07-08T12:24:48.276-07:00</updated><title type='text'>SÜLEYMANSAH'IN ANTAKYA'YI FETHI</title><content type='html'>&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;" align="center"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;SÜLEYMANSAH'IN ANTAKYA'YI  FETHI&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;hr style="font-family: trebuchet ms; height: 3px; font-weight: bold;"&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Çok eski bir tarihe sahip olan  Antakya Âsi nehri kiyisinda ve Habibü'n-Neccâr dagi eteklerinde yer alan tarihî  bir sehir olup M.Ö. 300 tarihlerinde I. Seleukus tarafindan kurulmus ve zamanla  Suriye'nin merkezi olmustur. Roma imparatorlugu döneminde Roma ve  Iskenderiye'den sonra imparatorlugun üçüncü büyük sehri haline gelmisti. M. III.  yüzyilda Iran Sasanî Kisrasi I. Sâpur Roma imparatorlugunun bu önemli sehrini  zaptederek halkini Hûzistan ve Cündisapur'a sürgün etti. VI. yüzyilda Antakya  yine Sasanî saldirilarinin odak noktasini teskil etti ve Hüsrev I. Enusirvan 535  yilinda burayi tekrar zapt ve tahrip etti. Bizans imparatoru Justinianos VI.  yüzyilda sehri yeniden insa ettirdi. Antakya 638 yilinda Islâm ordulari  tarafindan fethedildi ve üç asri askin bir süre müslümanlarin elinde kaldi.  969'da imparator Nikephoros Phokas zamaninda Bizans'in hakimiyetine girdi ve  yaklasik bir asir boyunca Bizans'in Islâm ordulari karsisindaki en önemli kalesi  oldu. 1080 yilindan beri Arap Ukaylî emîri Serefüddevle Müslim b. Kureys'e haraç  ödüyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Antakya'ya gözünü diken sadece  Süleymansah degildi. Mirdasogullarinin elinden Haleb'i almis olan Serefü'd-Devle  Müslim b. Kureys ve Suriye Selçuklu devletinin kurucusu Tutus ta ayni sehrin  fethini hedef edinmislerdi. Burada Süleymansah'in Büyük Selçuklu hükümdari  Meliksah ile olan münasebeti dikkat çekmektedir. Ayni devlete tabi olduklari  iddia edilen üç ayri bölge hükümdarinin birbiri aleyhine olarak ayni sehri ele  geçirmeye çalismalari oldukça garip bir keyfiyettir. Bunun ayni amaca yönelik  ortak bir hareket olmadigi neticeleriyle bellidir. Kaldi ki Süleymansah'in  Tarsus'u aldiktan sonra Trablussam'in siî sempatizani hükümdari Kadi Ibn Ammâr'a  müracaat ederek ondan yeni feth etmis oldugu Tarsus için kadi ve hatip istedigi  rivayeti de mevcuttur. Rivayetin önemi gayet açiktir. Bu rivayet dogru kabul  edilecek olursa Süleymansah'in Büyük Selçuklularin geleneksel siyasetine yüz  çevirdigi anlasilacaktir. Süleymansah bundan sonra Antakya'yi fethetmek için  seferber oldu. Ancak bu fetih oldukça büyük hazirliklari gerektirmekteydi. Çünkü  Antakya'nin fethinde hesaba katilmasi gereken kuvvet sadece Philaretos'un gücü  kuvveti degildi. Bu sehri aldiktan sonra ona göz dikmis olan Serefü'd-Devle  Müslim b. Kureys ve Suriye meliki Tutus ile mücadele etmek gerekecegi gayet açik  bir husustu. Bu sebeple Süleymansah'in Kilikya'yi hakimiyeti altina aldiktan  sonra baskent Iznik'e dönerek kendisi güneyde mesgul iken devletin diger  bölgelerini emniyet altina almak istedigi anlasiliyor. Nitekim en degerli  kumandanlarindan Ebu'l-Kasim'i Iznik'te kendisine vekâlet etmek üzere birakirken  bir taraftan da Anadolu'nun Selçuklulara tabi olan bölgelerine ayri ayri valiler  göndermistir. Anna Komnena'nin vermis oldugu bu bilgi yer ve sahis adlari ihtiva  etmedigi için maalesef pek yetersiz kalmaktadir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;1084 yili içinde Philaretos'un  Urfa'da kumandan olarak birakmis oldugu oglu Barsam ile arasi açilmisti. Babasi  tarafindan tevkif ve Antakya kalesine hapsedilen Barsam rivayete göre Antakya  sehrinin sahnesi olan Ismail ile anlasarak babasi aleyhine onunla birlesmis ve  Philaretos'un bir dügün münasebeti ile Urfa veya Akkâ'da bulunmasindan istifade  ederek hapisten kaçmis ve Iznik'e gitmisti. Burada Süleymansah ile Antakya'nin  teslimi hususunda anlasmaya varmislardi. Bunun üzerine Süleymansah ordusu ile  Antakya'ya dogru hareket etmisti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süleymansah'in hareketinin haber  alinmamasini saglamak gayesi ile geceleri yürüyüs yaptigi ve gündüzleri  vadilerde gizlendigi söylenmektedir. Anna Komnena'ya göre Süleymansah, 12 gece  yürüdükten sonra Iznik'ten Antakya'ya varmistir. Bunun mevcut uzaklik gözönünde  bulunduruldugu takdirde mümkün olamayacagi gayet açiktir. Buna karsilik Aksarâyî  Süleyman Sah'in 5 günlük yürüyüsten sonra Antakya'ya ulastigini söyler. Eger  Süleymansah Antakya üzerine yürüyüse Tarsus'tan veya Adana'dan baslamis ise bu  son zikredilen yürüyüs müddeti daha makul görünmektedir. Ayrica kaynaklarin  büyük bir kisminin seferin bir bölümünün deniz yoluyla yapildigini bildirmis  olmasi sebebiyle son rivayetin daha mantikî oldugu kabul edilebilir. Sehre  müslüman sahne Ismail'in yardimi ile Faris kapisindan gizlice giren kuvvetler  büyük bir mukavemetle karsilasmamislar, direnmeye çalisan Philaretos da  Mencikoglu (Mincak-oglu) adli Türkmen beyinin yardima gelmesiyle kisa sürede  bertaraf edilmis ve bundan dolayi da yerli halka kötü muamelede bulunulmamistir.  Sabahleyin Türk askerlerini sehirde gören yerli ahali önce bunlari Philaretos'un  askerleri zannetmislerse de çok geçmeden durumu ögrenmislerdir. Bunun üzerine  halkin bir kismi iç kaleye bir kismi da Habibü'n-Neccar (Silpius) dagina  siginmis bazilari da sehri terkedip kaçmislardir. 300 kisilik bir süvari  kuvvetiyle sehri zapteden Süleymansah halka eman vermis ve esirleri serbest  birakmistir. Halkin evlerine girilmesini ve kizlariyla evlenilmesini de  yasaklamistir (10 Saban 477/12 Aralik 1084).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sehrin iç kalesine gelince bunun bir  ay daha mukavemet ettikten sonra 12 Ocak 1085'te Süleymansah'a teslim oldugu  anlasilmaktadir. Süleymansah tarafindan Antakya'nin fethi Philaretos'u çok güç  durumda birakti. Süleymansah Antakya'ya girince derhal sehri imar etmek için  seferber oldu. Büyük Mar Cassianus kilisesini camiye çevirdi ve 15 Saban 477 (17  Aralik 1084) günü ilk Cuma namazi kilindi. 100 müezzinin ezan ve tekbir sesleri  arasinda bu fetih kutlandi. Bizanslilarin ve Philaretos'un zulümlerinden  sikayetçi olan Ermeni ve Süryaniler çok mennun oldular. Mar Cassianus  Kilisesi'nin camiye çevrilmesi üzerine Süleymansah'tan izin alarak kendileri  için Meryem Ana ve Aziz Cercis adli iki kilise yaptirdilar.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süleymansah sahne Ismail ile iç  kaleyi teslim eden kumandani görevinde birakmis, hristiyanlarca kutsal sayilan  bu sehrin fethini özel bir elçiyle sultan Meliksah'a bildirmis, meshur sair  Ebîverdî de bu fetih sebebiyle bir kaside yazmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Getirdigi az sayidaki kuvvetleri  fetihten sonra yetisen diger birliklerle takviye eden Süleymansah Ayintâb,  Hârim, Dülûk, Tellbâsir, Raban, Iskenderun ve Süveydiye (Samandagi)'yi de  fethetti. Yukari Ceyhan bölgesi yani Elbistan ve Maras da yine Türk  kumandanlarindan Buldaci tarafindan fetholundu. Bunun üzerine Philaretos Büyük  Selçuklu hükümdari Meliksah'in huzuruna çikarak müslümanligi kabul etmis ve  kendisine tevcih olunan Maras'a giderek 1090 yilinda burada ölmüs ve tarih  sahnesinden çekilmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süleymansah'in Antakya'yi aldiktan  sonra Meliksah'a müracaat ederek burayi onun namina feth etmis oldugunu sultanin  buraya görevlendirecegi zatin gelmesine kadar elinde tutacagini ve hutbeyi onun  namina okuttugunu bildirdigi rivayet olunur. Iki Selçuklu hükümdari arasinda  simdiye kadar tesbit edebildigimiz münasebetlere bakarak bu rivayetin biraz  mübalagali oldugu söylenebilir. Süleymansah'in böyle bir müracaati gerçekten var  ise bu ancak hristiyan hakimiyeti altindaki bir sehrin fethi münasebeti ile adet  oldugu sekilde müslüman hükümdarlara gönderilen bir zafernâme  (fetihnâme-besaretnâme) olmalidir. Ayrica Büyük Selçuklu hükümdarina karsi saygi  cümleleri ihtiva ettigi de söylenebilir. Zira Süleymansah bu sehri almakla hem  Halep hakimi Serefü'd-Devle Müslim hem de Suriye hükümdari Tutus ile mücadele  etmek zorunda kalacagini herhalde biliyordu. Nitekim mücadelenin ilk safhasi  Serefü'd-Devle Müslim ile oldu. Bu Halep emîri daha önce Antakya'yi ele geçirmek  için seferber olmus bu sehrin üzerine yürümüs fakat ordusunun hareketi  Philaretos'a haber verildigi için sehrin muazzam surlarina karsi hiçbir sey  yapamayacagini görerek geri çekilmisti. Bundan sonra Philaretos ile anlasmayi  tercih eden Serefü'd-Devle ondan yillik muayyen miktarda bir haraç, daha dogrusu  cizye almaktaydi. Bu gelir kaynagini kaybetmek istemeyen Serefü'd-Devle  Süleymansah'a haber göndererek daha önce Philaretos'un ödedigi 30.000 altin  cizyeyi kendisine göndermesini istedi. Serefü'd-Devle Haleb naibi Ibn Hülyûm ile  gönderdigi bir mektupta "eger sultana itaat ediyorsan bu cizyeyi derhal bana  gönder, aksi halde sultana isyan etmis olursun" diyordu. Süleymansah cevabinda  "Sultana itaat edip, adina hutbe okutmak ve para bastirmak benim ilk siarimdir.  Ben Antakya'nin ve diger küffâr sehirlerinin fethini derhal sultana bildirdim ve  bu fetihlerin ancak onun sayesinde gerçeklesmis oldugunu haber verdim" dedi.  Ancak elçi "biz alacagimiz vergiden baska bir sey bilmeyiz" diyerek oradan  ayrildi. Bu olacak bir sey degildi. Islâm hakimiyeti altindaki bir sehirden  baska bir hükümdar cizye alamazdi. Sehrin hristiyanlari cizyelerini gayet tabii  olarak yeni efendilerine ödeyeceklerdi. Süleymansah, Arap emirinin istegini  reddedince iki taraf arasinda savas kaçinilmaz oldu. Süleymansah ile tek basina  mücadele edemeyecegini anlayan Müslim bir müttefik aramaya koyuldu ve kendisini  Âmid muhasarasindan kurtaran eski dostu Artuk Bey'den yardim istedi. Bu sirada  Meliksah'in yanindan ayrilip Suriye Selçuklu meliki Tutus'un hizmetine girmis  olan Artuk Bey kendisinin Anadolu'dan geri çagrilmasina sebep oldugu için  Süleymansah'a kirgindi. Bundan dolayi Serefü'd-Devle Müslim'in teklifini kabul  ederek onunla anlasti. Yapilan anlasmaya göre:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;1. Serefü'd-Devle Müslim de Artuk Bey  gibi Sultan Meliksah'a tâbi olmaktan vazgeçecekti. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;2. Tutus'u büyük sultan olarak  taniyacakti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;3. Abbasi halifeligi yerine Fatimî  halifeligi adina hutbe okutacakti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Misir Fatimî halifeligine baglilik  arzeden ve Büyük Selçuklu Imparatorlugu'na karsi cephe alan müttefikler  Fatimîler'in askerî gücünden yararlanmak için seferber oldular. Serefü'd-Devle  Müsliim amcasi Mukbil'i Misir'a gönderip Irak, el-Cezire, Suriye ve Filistin'in  zaptedilmesi ve Tutus'un riyasetinde gerçeklestirilecek sii bir devletin  kurulabilmesi için yardim istedi. Halife el-Mustansir ile vezir Bedrülcemali bu  teklifi olumlu karsiladilar. Ancak çesitli sebepler yüzünden bu ittifak  gerçeklesmedi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Daha sonra iki rakip hükümdar  Serefü'd-Devle ile Süleymansah'in savasçilari karsilikli olarak birbirlerinin  arazisini talân etmeye basladilar. Nihayet 20 Haziran 1085'te iki taraf Haleb  ile Antakya arasindaki Kurzâhil mevkiinde karsilasti. Harput (Elazig)  yakinlarinda bir beylik kurmus olan Çubuk Bey, Serefü'd-Devle'nin ordusunda  bulunuyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Çubuk Bey Philaretos'un devleti  parçalandigi sirada Harput kalesini ele geçirmis sonradan bugünkü Tunceli  yöresini de topraklarina katarak oldukça kuvvetlenmisti. Emrindeki kuvvetlerle  Serefü'd-Devle'ye yardima gelen Çubuk Bey savas baslayinca çok sayida Türkmenle  birlikte Süleymansah'in tarafina geçti. Serefü'd-Devle'ye kirgin olan Benî Kilâb  ile Benî Numeyr de geri çekilmisti. Bu sebeple Serefü'd-Devle bozguna ugratildi  ve 400 askeriyle birlikte öldürüldü. Süleymansah buradan Haleb üzerine yürüyerek  sehri kusatti (Rebîülevvel 478/Haziran-Temmuz 1085) ve Serefü'd-Devle'yi bu  sehrin kapisi önüne gömdürdü.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9103200357727347387-1122678448907012713?l=sanaltarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanaltarih.blogspot.com/feeds/1122678448907012713/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9103200357727347387&amp;postID=1122678448907012713' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/1122678448907012713'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/1122678448907012713'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanaltarih.blogspot.com/2008/07/sleymansahin-antakyayi-fethi.html' title='SÜLEYMANSAH&apos;IN ANTAKYA&apos;YI FETHI'/><author><name>emre</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9103200357727347387.post-917308714267826642</id><published>2008-07-08T12:20:00.000-07:00</published><updated>2008-07-08T12:21:07.834-07:00</updated><title type='text'>SÜLEYMANSAH DEVRINDE BIZANS IMPARATORLUGU VE BÜYÜK SELÇUKLULARLA ILISKILER</title><content type='html'>&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);" align="center"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;strong&gt;SÜLEYMANSAH DEVRINDE  BIZANS IMPARATORLUGU VE BÜYÜK SELÇUKLULARLA ILISKILER&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;hr style="height: 3px; font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan Alp Arslan zamaninda  isyan ederek Bizans'a siginmis olan Erbasgan (Erbasan) 7 Ocak 1078'de kendisini  Anadolu'da imparator ilan etmis olan Botaniates ile isbirligi yaparak Istanbul  üzerine yürüyünce Mikhail Dukas Kutalmisogullarini yardima çagirdi. Ancak  Botaniates Erbasgan araciligi ile Kutalmisogullarini kendi tarafina çekti ve  Iznik'e kadar geldi. Mikhail Dukas'in idaresinden usanmis olan Bizans halki  isyan ederek Botaniates'i destekledi ve Botaniates 25 mart 1078'de imparator  ilan edildi. Kutalmisogullari bir süre daha Botaniates'i desteklemeye devam  ettiler. Gerçi bizans tahtinda hak iddia eden Nikephoros Bryennios'a karsi  Alexios Komnenos kumandasinda gönderilen Bizans ordusunda Selçuklular da vardi.  Nikephoros'un ordusundaki Peçeneklerin Alexios'un ordusundaki irkdaslarina karsi  savasmak istememeleri Nikephoros'un maglub ve esir düsmesine sebeb oldu. Bu  hadiseden sonra kendilerini daha da güçlü hisseden Kutalmisogullari Bizans'in  birçok sehir ve kalesini fethederek kendi topraklarina kattilar. Iste tam bu  sirada mahiyeti hâlâ kâfi derecede açiklanmamis olan önemli bir hadise meydana  geldi. Sultan Meliksah Anadolu içlerine müdahale etti. Sultan Meliksah  Kutalmisogullarinin Anadolu'da kuvvetle yerlesmekte olduklarini endise ile takip  ediyordu. Amcasi Kavurd'un hükümdarliginin ilk yillarinda isyan ederek  öldürülmesinden sonra bu büyük Türk sultani merkezî devlet otoritesini tesis  etme fikrine sikica sarilmisti. Merkeziyetçi yönetime zit bir gelisme baslica  iki istikamette yani Suriye ve Anadolu'da vuku buluyurdu. Maveraünnehir'den  mütemadiyen akip gelen Türkmen gruplarinin müslüman ahaliyi rahatsiz etmemeleri  gayesi ile uç bölgelerine dogru sevk edildiklerini daha önce anlatmistik.  Yavekiyye denilen ve Oguzlarin muhtelif kollarina mensup bulunan bu Türkmenler  Suriye'de Uvakoglu Atsiz adli bir Türkmen reisinin idaresinde Fatimilere karsi  akinlarda bulunmaktaydi. Diger bir Yavekiyye grubu ise Kutalmisogullarinin  idaresinde Anadolu'da faaliyet gösteriyordu. Bu iki Türkmen grubu arasinda zaman  zaman birbirleri ile mücadele halinde olanlar vardi. Meselâ Atsiz'dan ayri  olarak Filistin'de faaliyette bulunan Sökli adli baska bir Türkmen reisi  Kutalmisogullarindan ikisi ile birlesmis Fatimiler'i tanimis fakat Atsiz  tarafindan maglub edilerek öldürülmüstü. Bu hadiseden dolayi Atsiz ile  Süleymansah ve Mansur'un arasi açilmistir. Atsiz'in Sultan Meliksah'in kardesi  Tutus tarafindan öldürülmesi ile Suriye bölgesi merkezi hükümetin yönetimi  altina alinmistir (Eylül 1078).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan Meliksah Anadolu'yu da kendi  hakimiyeti altina almak için Emir Porsuk'u görevlendirmistir.  Kutalmisogullarinin daha Anadolu'ya geldikleri ilk günlerden itibaren Büyük  Selçuklularla aralarinin iyi olmadigini anlayan Mikhail Dukas'in 1074  Haziran'inda Abbasi halifesi Kaim Biemrillah'a mektup yazarak Sultan Meliksah  ile barismasi için tavassutunu rica ettigini ve 1076 yilinda Azerbaycan'da  bulunan Meliksah'a muazzam hediyeler gönderdigini biliyoruz. Muhtemelen  imparator ile Sultan Meliksah arasinda bir anlasma vuku bulmus olmalidir. Belki  de rakip taht iddiacilarina karsi Türkler tarafindan desteklenmesinin sebebi de  budur. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu'da Kutalmisogullarinin fetih  hareketine paralel olarak akinlarda bulunan Afsin, Sanduk, Dilmaçoglu Mehmed,  Dudu Bey, Tarankoglu gibi meshur bazi Türk beylerinin 1076 yilindan itibaren  Anadolu'dan ayrilip Suriye'deki Tutus'a iltihak etmeleri bu beylerin büyük  Selçuklu Devleti'ne itaat ettiklerine ve belki de âsî saydiklari  Kutalmisogullarinin yanindan bu sebeple ayrildiklarina delil teskil  eder.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu beylerin de geri dönmesi ile  Anadolu'nun iç ve bati kesimlerinde tek basina kalan Kutalmisogullari üzerine  gönderilen Emîr Porsuk yapilan savasta veya mübarezede Mansur'u öldürmüs fakat  baska bir netice elde edemeden geri dönmüstür. Mansur'un sultana isyan ettigi  için ortadan kaldirildigi ve hakimiyet sahalarinin Süleymansah'a verildigine  dair rivayetler dogru olmasa gerektir. Çünkü Sultan Meliksah'in  Kutalmisogullarina karsi iyi niyet beslemedigi onun daha sonraki icraatindan da  açikca anlasilmaktadir. Nitekim Süleymansah'in Tutus tarafindan öldürülmesinden  sonra ogullarini Isfahan'a götürmüs ve onlar Sultan Meliksah'in 1092'de ölümüne  kadar orada kalmislardir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Agabeyinin (Mansur'un) ne sekilde  olursa olsun ortadan kalkmasindan sonra Süleymansah bir müddet daha Bizans'la  isbirliginde bulundu. Porsuk'un ona karsi bir sey yapamamis olmasinda Bizans'in  destegini görmüs olmasi da rol oynamistir. Sultan Meliksah'in gönderdigi ordu  geri döndükten sonra Süleymansah'in durumunun daha da kuvvetlendigi  anlasiliyordu. Bu arada Abbasi halifesi Muktedi Biemrillah'in kaynaklarin  ifadesine göre Süleymansah'a bir mensûr, sancak ve hil'at göndererek onu Sultan  olarak kabul etmesi biraz güç anlasilir bir keyfiyettir. Çünkü halifelik  bütünüyle Meliksah'in hakimiyetinde bulunuyordu. Bundan dolayi Sultan  Meliksah'in arzusu hilafina baska bir sahsa Sultan ünvanini tevcih etmesi mümkün  görünmemektedir. Bu rivayetin sonradan yani Anadolu Selçuklu Devleti'nin  kurulusundan sonra uydurulmus olmasi ihtimali vardir. Bununla beraber  Süleymansah'in bu ünvani kendiliginden almis olmasi da  mümkündür.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;1079-1080 yillarinda Türk fetihleri  Marmara ve Karadeniz sahillerine kadar uzanmistir. 1080 yili sonlarinda  Bizans'in asil ailelerinden birine mensub olan Nikephoros Melissenos Süleymansah  ile anlasarak Imparatorlugunu ilan etti. Türk kuvvetlerinin yardimi ile Iznik'i  karargâh yapip Istanbul üzerine yürümeye hazirlandi. Ayni tarihte Bizans  tahtinda hak iddia ederek Istanbul üzerine yürüyen Alexios Komnenos,  Melissenos'u aldatarak Istanbul'da tahta çikti. Süleymansah ise Melissenos  tarafindan muhafaza edilmek üzere kendisine birakilan Iznik civarindaki bazi  kaleleri bir daha terk etmeyerek bölgeye sikica yerlesti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Alexios'un tahta geçmesi  Süleymansah'i Bizans'a karsi daha serbest ve kaygisiz davranmaya sevketti. Yeni  hükümdarla hiç olmasa önceden bir ittifaki mevcut degildi. Bilakis Melissenos  ile birlikte hareket etmis oldugu için Bizans'i yeni hükümdarla birlikte düsman  kabul etmekle siyasi ve ahlâkî bir sakinca yoktu. Bu sebeple Türkler'in artik  Bogaziçi sahillerine kadar geldikleri ve buradan geçen gemilerden haraç almak  üzere karakollar tesis ettikleri Anna Komnena'nin ifadesinden anlasilmaktadir.  Bursa ve Iznik sehirleri basta olmak üzere o bölgedeki bütün sehir ve kasabalar  ister istemez Türklere teslim olmuslardi. Daha çok genç yaslardan itibaren savas  meydanlarinda tecrübe kazanmis, Türklerin adetlerini ve hareket tarzlarini daha  iyi ögrenmis bulunan imparator Alexios önce Istanbul sehrine rahat bir nefes  aldirmak maksadiyla küçük gemilerle Bogaziçi sahillerinde bulunan Türk  karargâhlarina bazi baskinlar tertip etti ve onlari geri çekilmeye zorladi.  Türkmenler bölgenin iç kisimlarina çekildiler. Alexios bundan sonra Peçenek ve  Norman gailelerini ortadan kaldirmak maksadiyla Türkmenlerle daha fazla  bozusmayi tercih etti. Süleymansah'a müracaat ederek hediye adi altinda muayyen  yillik haraç mukabilinde baris isteginde bulundu. 1081 yilinda yapilan anlasmaya  göre Izmit körfezine dökülen küçük Dragos (Drakon, Kirkgeçit) çayi Bizans ile  sinir olarak kabul edildi. Süleymansah'in bu münasebetle Bizans imparatoruna  batidaki düsmanlarina karsi savaslarinda yardimci kuvvetler göndermeyi taahhüt  ettigi de anlasilmaktadir. Nitekim Alexios önce Dalmaçya kiyilarina çikartma  yaparak Draç'i aldi ve sonra Selanik üzerine yürüyen Norman kuvvetlerini ve  bunlarin basinda bulunan ünlü Bohemund'u Süleymansah'in Yagmur adli bir  kumandanin emrinde göndermis oldugu Türklerin yardimlari sayesinde geri  çekilmeye mecbur etti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Türkler bu sekilde Bizans  imparatorlugu bünyesinde çikan taht kavgalarina müdahale ederek hakimiyet  sahalarini Karadeniz, Marmara ve Akdeniz sahillerine kadar genislettiler. Bir  Bizans kaynaginin ifadesiyle "her yer Türklerle doldu".&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süleyman Sah Malazgirt zaferini takip  eden birkaç yil içinde Anadolu'da yeni bir devlet kurduktan sonra Türkistan ve  Iran'dan Anadolu'ya gelen Türklerin sayisinda büyük bir artis oldu ve özellikle  1080 yilinda Azerbaycan'dan Anadolu'ya çok büyük bir Türk nüfusu akin etti. Bu  Türkler sayesinde Anadolu Selçuklu Devleti daha da güçlendigi gibi Bizans'in  kötü idaresi savaslar ve isyanlar dolayisiyla perisan olan ve büyük bir sikinti  içine düsen yerli halklarda Süleymansah'in idaresinde huzur ve sükuna kavusuyor  ve devlet saglam temeller üzerine oturuyordu. Bizans'in dinî sahada takip ettigi  ortodokslastirma ve Rumlastirma politikasi da Ermenileri, Süryanileri ve diger  mezhep mensuplarini bu devlete düsman ederek Selçuklulara yaklastirmisti. Bizans  impatatorlugunun Ermenileri dogudan Anadolu'ya sürmesi ve Balkanlardaki Türkler  üzerinde baski kurmasi bunlarin Bizans'tan nefret ederek Selçuklu yönetimini  tercih etmelerine sebep olmustur. Ayrica Anadolu'da büyük toprak sahiplerinin  emrinde esir olarak çalisanlarla topraksiz köylüler de Selçuklular sayesinde  topraga kavustuklari için onlarin idaresinden memnun oluyorlardi. Süleymansah ve  daha sonra gelen hükümdarlar araziyi köylülere dagitarak devlet mülkiyeti  altinda herkesin tasarrufuna imkân veren mîrî bir toprak rejimi  uygulamislardir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Batidaki sinirlarini Istanbul  yakinlarina kadar genisleten Süleymansah gözlerini Güneydogu Anadolu'ya çevirdi.  Ilk safhasinda plânsiz vuku buldugu açakca görülen Türk akinlari sirasinda  Güneydogu Anadolu ve Firat bölgesi oldukça ihmal edilmis ve Türk akincilari  bölgede fazla birsey elde edemeden Suriye'ye intikal etmislerdir. Anadolu  içlerinde ve batisinda Kutalmisogullari suurluca bir fetih harekâtina  giristikleri sirada Suriye'de de buna benzer bir harekâta baslanmis olmakla  beraber bu müslüman bir ülkede yerlesmek mânâsini tasidigindan dolayi mahiyet  bakimindan farkliydi. Süleymansah'in faaliyetlerini güneye dogru gelistirmeye  basladigi bu devrede Ermeniler arasinda Bizanslilarin Philaretos dedikleri bir  sahis çok büyük bir nüfuz ve kudrete sahip bulunmaktaydi. Mensei hakkinda fazla  bilgiye sahip bulunmadigimiz Philaretos Bizans hizmetine girmis ve imparator  Romanos Diogenes tarafindan Maras valiligine getirilmisti. Ancak Malazgirt  savasinda diger Ermeniler gibi efendisine ihanet ederek savasa katilmadan geri  dönen Philaretos Romanos Diogenes'in tahttan düsürülmesi ile onun yerine geçen  Mikhail Dukas'i tanimamis ve bagimsiz hareket etmeye  baslamisti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Mikhail'in büyük karisikliklar içinde  geçen hükümdarligi esnasinda Türklerin Anadolu içlerindeki faaliyetlerinden de  faydalanan Philaretos Kilikya'nin en önemli sehirleri olan Tarsus, Mamistra ve  Anazarba'yi eline geçirdigi gibi onun kumandanlarindan biri de 1077 yilinda  Urfa'yi (Edessa-Ruha) Bizanslilarin elinden aldi. 1078 yilinda Antakya ahalisi  kendilerini Türklere karsi müdafaa eder ümidiyle onu sehirlerine davet edip  hakimiyeti altina girdiler. Bu suretle Philaretos'un devleti Toroslar'dan  Urfa'ya kadar uzanan oldukça genis bir sahayi kaplamis bulunuyordu. Philaretos  yeni Bizans imparatoru Alexios Komnenos'a da bagliligini bildirmisti. Bununla  beraber tedbirli hareket etmek gayesiyle Haleb'in müslüman hakimi Serefü'd-Devle  Müslim'e haraç vermek suretiyle yaranmaya gayret ediyor ayni zamanda Büyük  Selçuklu sultani Meliksah ile de iyi münasebetler kurmaya çalisiyordu.  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süleymansah Alexios ile yaptigi  anlasmadan sonra bir taraftan muhletif kumandanlari vasitasi ile ayrintilari  tespit edilemeyen fetih harekâtina devam ederek Anadolu'nun kuzeyinde hâlâ  Bizans elinde bulunan bazi kaleleri zaptettirirken bir taraftan da kendisi  güneye dogru yürüdü ve Tarsus'u muhasara ederek aldi. Çok eski devirlerden beri  Anadolu içlerine yapilan gazalarin en mühim merkezlerinden biri olan ve bazi  rivayetlere göre 100 bin savasçi çikaran Tarsus 965 yilinda Bizans imparatoru  Nikephoros Phokas tarafindan zapt edilmis ve bundan sonra uzun müddet  Bizanslilarin hakimiyeti altinda kalmisti. Süleymansah'in bu sehri büyük bir  ihtimalle 1083 yilinda fethettigi anlasilmaktadir. Bunu takip eden yil Türkiye  Selçuklu hükümdarinin basta Adana, Mamistra ve Anazarba olmak üzere bütün  Kilikya sahasini ele geçirdigi görülmektedir. Artik sira Antakya'ya  gelmisti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9103200357727347387-917308714267826642?l=sanaltarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanaltarih.blogspot.com/feeds/917308714267826642/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9103200357727347387&amp;postID=917308714267826642' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/917308714267826642'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/917308714267826642'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanaltarih.blogspot.com/2008/07/sleymansah-devrinde-bizans.html' title='SÜLEYMANSAH DEVRINDE BIZANS IMPARATORLUGU VE BÜYÜK SELÇUKLULARLA ILISKILER'/><author><name>emre</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9103200357727347387.post-3182943107449764866</id><published>2008-07-08T12:12:00.000-07:00</published><updated>2008-07-08T12:13:04.666-07:00</updated><title type='text'>SÜLEYMAN SAH (1075-1086)</title><content type='html'>&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;" align="center"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#004080;"&gt;SÜLEYMAN SAH  (1075-1086)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;hr style="font-family: trebuchet ms; height: 3px; font-weight: bold;"&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu'da kurulan ilk müslüman Türk  devleti olan Anadolu Selçuklulari'nin kurulus tarihi hakkinda tarihçiler degisik  görüsler ileri sürerler. Anadolu Fatihi Süleymansah ve kardeslerinin ne sekilde  ve hangi sifatlarla Anadolu'ya geldikleri konusu üzerinde yerli ve yabanci  tarihçiler arasinda sonu gelmeyen münakasalar halâ devam etmektedir.  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;M. Altay Köymen bu konuda farkli üç  görüs belirtir ve devletin 1073, 1077 ve 1092 olmak üzere üç defa kuruldugunu  iddia ederek özetle söyle der. "Sultan Meliksah Abbasi halifesinin tavassutu ve  hatta israriyla Anadolu'yu 1073'te Kutalmis'in ogullarina tevcih etmistir.  Burada dikkati çeken husus devlet kurma yetkisi kardeslerden sadece birine degil  dördüne (Bizans kaynaklarina göre 5) birden verilmis ve kollektif bir hakimiyet  sürme yetkisi kardeslere birakilmistir. Bunda Selçuklu hanedaninin iki kolu  arasindaki rekabetin önemli rol oynadigi söylenebilir. Zira Meliksah tek bir  hükümdarin idaresi altindaki güçlü bir devlet yerine 4 kardesin (Mansur,  Süleymansah, Alp Ilig, Devlet) ortaklasa hüküm sürecekleri daha zayif bir  devleti tercih etmis olabilir. Ayni tarihlerde Anadolu'da Danismendliler,  Mengücüklüler ve Saltuklular gibi vassal devletlerin hakimiyetlerine müsaade  edilmesi de Türkiye Selçuklulari'ndan gelecek tehlikeye karsi bir tedbir olarak  düsünülebilir. Bu Anadolu Selçuklu Devleti'nin birinci  kurulusudur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan Meliksah kendisine bagliligi  ile dikkat çeken Süleymansah ile agabeyi Mansur arasinda çikan anlasmazlik  üzerine emir Porsuk kumandasindaki bir orduyu Anadolu'ya göndererek Mansur'u  bertaraf etmis, diger kardeslerini de merkeze alarak Süleymansah'in Anadolu'ya  tek basina hakim olmasini saglamis ve yeni bir mensûr ile onu hükümdar ilân  etmistir (1077).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süleymansah'in 1086'da öldürülmesi  üzerine devletin basina bir hükümdar tayin edilmemesi yüzünden ikinci kurulus  devri de sona ermis ve Devlet 1092'de Sultan Meliksah'in ölümünden sonra I.  Kiliç Arslan tarafindan üçüncü ve son defa olarak kurulmustur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Mükrimin Halil Yinanç da Türkiye  Selçuklulari'nin 1077'de kuruldugunu ve devletin ilk baskentinin Konya oldugunu  iddia ederek özetle söyle der:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bizans imparatoru Botaniates  kendisine isyan ederek tahti ele geçirmek isteyen Bryennios'a karsi Anadolu'daki  Türk beylerinden Süleymansah ile Mansur'dan yardim istedi. O sirada Kütahya  yakinlarinda karargâh kurmus olan Süleyman ile Mansur Istanbul'un karsisina  kadar geldiler. Bu sirada iki kardes arasinda anlasmazlik çikti ve Süleymansah  kardesini Sultan Meliksah'a sikayet etti. Sultan Bizans imparatoruna elçi  göndererek Mansur'un öldürülmesini istedi. Fakat bundan bir netice alamadi. Daha  sonra Anadolu'ya dönen iki kardes tekrar birbirleriyle mücadeleye basladilar.  Süleymansah da ikinci defa Sultan Meliksah'a elçi gönderip yardim istedi. Bunun  üzerine Sultan Meliksah Emir Porsuk kumandasinda Anadolu'ya bir ordu gönderdi ve  yapilan mübareze veya savasta Mansur öldürüldü. Böylece Anadolu'daki hükümdarlik  mensûru Meliksah'a sadik kalan Süleymansah'a tevcih edildi. Abbasi halifesi de  Süleymansah'a hilatlerle birlikte saltanat mensuru da göndermistir  (1077).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Zeki Velidi Togan ise Türkmen  beyleriyle birlikte bütün Anadolu'ya hakim olan Süleymansah'in 1080'de Iznik'i  baskent yaparak Türkiye Selçuklu devletini kurdugunu söyler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Fransiz müstesrik I. Laurent de  Süleymansah'in Anadolu'ya yayilmis olan bütün Türk kuvvetleri üzerinde nüfuz ve  otorite sagladiktan sonra artik Meliksah'i metbu tanimadigini ve Abbasi  halifesinin de muvafakatini almadan kendini sultan ilân ettigini ve 1081'de  baskenti Iznik olan bir devlet kurdugunu söylemektedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Osman Turan ayni konuyla ilgili  olarak özetle söyle der:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;"Bazi kaynaklar Süleymansah'in Alp  Arslan tarafindan Anadolu'nun fethine memur edildigini ve kendisine ikta edilen  bu ülkede hükümdarlik hakkinin verildigini de yazarlar. Fakat bunun tarihi  gerçeklerle hiçbir ilgisi yoktur. Süryani Mikhail daha da ileri giderek  Süleymansah'in Malazgirt savasina katilarak büyük kahramanliklar gösterdigini ve  bundan dolayi ona Anadolu'da saltanat hakkinin tevcih edildigini savunur.  Halbuki Alp Arslan'in rakibi olan Kutalmisogullarina saltanat bahsetmesi mümkün  olmadigi gibi kaynaklar o dönemde Anadolu'da faaliyette bulunan pek çok Türkmen  beyi hakkinda bilgi verdikleri halde Kutalmis ogullarindan hiç bir sekilde  bahsetmezler. Bunlarin Alp Arslan zamaninda Anadolu ve Suriye'de  bulunmadiklarina dair en kuvvetli delillerden biri de Kutalmis'in isyanindan  sonra Filistin'de bir Türk beyligi kurmak için çaba sarfeden Atsiz Bey'in  kuracagi beyligin basina geçirecegi bir Selçuklu sehzadesi bulamamis olmasidir.  Zaten kaynaklarin büyük bir bölümü de Kutalmis ogullarinin Anadolu'ya ancak  Meliksah zamaninda geldigini ifade ederler. Bununla beraber Meliksah'in Süleyman  ile kardeslerini Anadolu'da bassiz dolasan Türkmenleri idareye memur ettigine  dair kayitlar da hakikate aykiridir. O halde en makul görüs Süleymansah ile  kardeslerinin Alp Arslan'in ölümü üzerine baslayan taht kavgalari sirasinda  Anadolu'ya geldikleridir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ibnü'l-Ezrak el-Farikî Süleymansah'in  Malatya, Kayseri, Aksaray, Konya, Sivas ve bütün Anadolu'yu fethedip bölgeye  hakim oldugunu söylerken herhangi bir tayin veya tevcihten bahsetmez. Buna  karsilik Bizans ve Süryani kaynaklari Süleymansah ile kardeslerinin isyan  halinde Anadolu'ya sigindiklarini söyler ki bu gerçegi daha açik bir sekilde  yansitmaktadir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sibt Ibnü'l-Cevzî de 1073'de  Filistin'de bir beylik kuran Atsiz'in baska bir Türkmen beyi olan Sökli ile  bozustugunu ve Sökli'nin 1074'te Kutalmisogullarindan birine mektup yazarak onu  Filistin'e davet ettigini ve hükümdar (Selçuklu) soyundan oldugu için kendisine  itaat etmeyi seref kabul edecegini bildirmistir. Bu davet üzerine Kutalmisoglu  ile Sökli birleserek Taberiye'ye gittiler ve Fatimî halifesine itaat arzettiler.  Fakat Atsiz Meliksah'in yardimiyla onlari maglup etti. Sökli öldürüldü,  Kutalmisoglu da esir alindi. Ayni kaynaga göre bu olaylarin cereyan ettigi  tarihte Kutalmis'in diger oglu Süleymansah da Mirdâsî Emîri Mahmûd'un ölümü  üzerine Haleb'i muhasara ediyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Mir'atü'z-zaman'daki bu bilgiler  Süleymansah ile kardeslerinin Alp Arslan veya Meliksah tarafindan Anadolu'nun  fethi ve idaresiyle görevlendirildigine ve kendilerine Anadolu'da hakimiyet  mensûru gönderildigine dair görüslerini çürütmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Suriyeli tarihçiler Anonim  Selçuknâme'deki bilgilere uygun olarak Süleymansah'in 467 (1075)'de Iznik ve  havalisini fethedip burayi kendine baskent yaptigini ve Türkiye Selçuklu  devletini kurdugunu söylerler ki dogrusu budur. Konya'nin ilk baskent olduguna  dair bilgiler sadece tahminden ibarettir".&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ibrahim Kafesoglu ise bu konuda söyle  der: "Anadolu Selçuklu devleti fiilen ve hukuken Süleymansah'tan sonra ve Sultan  Meliksah'in 1092'de vuku bulan ölümünden sonra meydana gelen iktidar boslugundan  yararlanan Süleymansah'in oglu I. Kiliç Arslan tarafindan kurulmustur. Yani  Anadolu Selçuklu melikligi Kiliç Arslan'in idaresinde bir devlet hüviyetini  kazanmistir. Zira Bizansli tarihçi Anna Komnena bunu hiç bir tereddüde yer  birakmayacak sekilde Büyük Süleymansah'in iki oglunun Horasan'dan süratle  Iznik'e geldigini ve Kiliç Arslan'in sultan ilan edildigini söyler. O zamana  kadar bir askeri üs olan Iznik de bu devletin bassehri oldu."&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu konudaki görüsleri iki grupta  toplamak mümkündür. Bunlardan birincisine göre Kutalmis'in ölümünden sonra esir  düsen kardesi Resul Tekin ve ogullari Süleyman ile Mansur Alp Arslan tarafindan  öldürülmek istenmis ancak vezir Nizamü'l-Mülk hanedan azasini öldürmenin  ugursuzluk getirecegini ve devletin bekasina tesir edecegini söyleyerek Sultan'i  bundan vazgeçirmistir. Bu arada yeniden isyan etmelerini önlemek gayesi ile de  onlari fetihlerle mesgul olmalari için Anadolu'ya göndermistir. Bu suretle ya  cihad ederek devlete hizmet etmeleri veya din ve devlet ugrunda sehid olmalari  hedef alinmistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ikinci görüse göre ise Süleymansah  ile agabeyi Mansur Malazgirt savasina katilmis ve bu savasta büyük yararliklar  göstererek Sultan Alp Arslan'in güven ve sevgisini kazanmislardir. Bundan dolayi  da Alp Arslan Anadolu'yu onlara tahsis etmistir. Süleymansah'in Alp Arslan'in  ölümünden sonra sultan Meliksah tarafindan Anadolu'yu idare etmek, burada  basibos dolasan Türkmenleri ve birbirleriyle mücadele halinde olan emîrleri  (bey) disiplin altina almak için gönderildigini iddia eden bazi tarihçileri de  bu grup içinde mütalâa etmek mümkündür. Bu son iki görüsle Süleymansah ve  kardeslerinin Anadolu'ya gelislerine bir nevi mesrûiyet  taninmaktadir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklu hanedani ile Büyük  Selçuklu ailesi arasinda daha ilk yillarda ortaya çikan gerginlik birinci  gruptaki rivayetin daha dogru oldugu kanaatini uyandirmaktadir. Bu da Büyük  Selçuklu sultanlarinin sünnî Islâm âleminin hâmîsi sifati ile müslüman tebeayi  rahatsiz eden Türkmen gruplarini sinir boylarina sürmek seklinde beliren  siyasetlerine uygun düsmektedir. Bizans kaynaklarinin Süleymansah ve  kardeslerinin Sultan Alp Arslan'a isyan ederek kaçtiklarini belirten rivayetleri  de mübalâgali olsa gerektir. Böyle bir hususun kabulü onlarin sikinti içinde  yasadiklari Urfa bölgesinin Meliksah devrinde bile hâlâ Selçuklu hakimiyetine  girmedigini düsünmeye sevkeder ki bu da dogru degildir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;En güvenilir rivayetlere göre  Süleymansah, agabeyi Mansur, kardesleri Alp Ilig (Yülüg) ve Devlet 1072 yilinda  veya ertesi yil Urfa ve Birecik yakinlarina kaçmislar, yahut da sürülmüslerdir.  Bunlar o yörede basibos dolasan Yâvekiyye türkmenleri ile onlar tarafindan  basbug olarak taninmislardir. Dört kardesten ikisi Alp Ilig ve Devlet daha sonra  Suriye olaylarina karismislar ve burada kendi adina fetihlerde bulunan Türkmen  emri Uvak oglu Atsiz'a baskaldiran Sökli (Söklü) adindaki baska bir Türkmen  beyini desteklemislerdir. Ayrica Misir'daki sii Fatimî halifesi ile anlasip  Büyük Selçuklularin bastan beri takip ettikleri sünnî siyasete yüz çevirmisler,  fakat Atsiz tarafindan maglub edilerek Sultan Meliksah'in yanina  gönderilmislerdir (1074).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sultan Alp Arslan ile maglup  imparator Romanos Diogenes arasinda kararlastirilan barisin Bizans hükümeti  tarafindan taninmamasi üzerine muhtelif Türkmen kitleleri Sultan Alp Arslan'in  emiri ile Anadolu'ya girmislerdir. Bu Türkmen beyleri arasinda Saltuk,  Danismend, Mengücük, Çavuldur ve Artuk beyleri sayabiliriz. Bu beylerin kendi  adlari ile anilan küçük devletler kurduklari ve bazilarinin uzun yillar  hakimiyetlerini sürdürdükleri tarihen sabittir. Ancak dikkatimizi çeken nokta  Anadolu'nun ilk fâtihleri sayilan bu Türkmen reisleri arasinda Artuk Bey'den  baskasinin faaliyetlerini tesbit etmenin mümkün olmayisidir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Artuk Bey disindakilerin sadece ogul  ve torunlarinin faaliyetleri hakkinda az da olsa bir miktar bilgiye sahibiz.  Artuk Bey'in Anadolu'nun fethi ile ilgili icraatina gelince Romanos Diogenes'in  yerine Bizans tahtina geçen Mikhail Dukas Isaak Komnenos ile kardesi Alexios  Komnenos ve Malazgirt'te Romanos Diogenes'e ihanet etmis olan norman kumandani  Urselius (Russel)'u Anadolu içlerine kadar ilerlemis olan Türklere karsi  gönderdi. Bizans tahtina göz dikmis olan Urselius Kayseri'de onlardan ayrilarak  Sivas'a gitti. Kamnenos kardesler Kayseri yakinlarinda Artuk Bey tarafindan  maglûp edildiler. Urselius da Artuk Bey'in önünden batiya dogru çekildi.  Imparator Mikhail Dukas onun üzerine Johannes'i gönderdi ise de maglub oldu ve  Urselius tarafindan zorla hükümdar ilan edildi. Mikhail Dukas bunun üzerine  Artuk Bey ile görüsmelere basladi. Yapilan anlasma uyarinca Urselius ve Johannes  üzerine yürüyen Artuk Bey Sapanca yakinlarinda her ikisini de maglub ve esir  etti. Ancak daha sonra karisinin gönderdigi fidye mukabilinde Urselius'u serbest  birakti ve sadece Johannes'i imparatora teslim etti. Imparator Mikhail Dukas  Urselius gailesinden kesin olarak kurtulmak için onun üzerine müstakbel  imparator Alexios Komnenos'u gönderdi. Alexios Artuk Bey ile görüserek onu  Urselius'u tevkif ve teslim etmeye ikna etti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu'nun bir plân dahilinde fethi  bu olaylardan sonra baslamistir. Yesilirmak ve Kelkit havzasi 1074 yilindan  itibaren emîr Danismend Gazi tarafindan ele geçirildi. Daha doguda yer alan  Sebinkarahisar, Erzincan ve Divrigi bölgesinin bu sirada Emir Mengücük Gazi  tarafindan zaptedilmeye baslandigini görüyoruz. Anadolu'da vuku bulan bu olaylar  sirasinda Kutalmisogullarinin herhangi bir icraatina rastlanmamaktadir. Onlar bu  sirada Anadolu'nun güneyinde Birecik ve Urfa taraflarinda kendilerine yasama  imkâni saglamaya çalisiyorlardi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kutalmis'in ogullari Devlet ve Alp  Ilig Suriye'de bazi olaylara karismis ve Atsiz tarafindan esir alinarak  Meliksah'in yanina gönderilmislerdir. Kutalmis'in diger iki oglu Mansur ve  Süleymansah ise Anadolu'da faaliyet göstermeyi daha uygun bulmuslardir. Artuk  Bey'in de Sultan Meliksah tarafindan Anadolu'dan geri çagrilmis olmasi  soylarinin yüceligi bakimindan onlara Anadolu'daki Türkmen gruplari üzerinde  mutlak bir hakimiyet kurma fikrini vermistir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu'da çok müsait bir ortam bulan  Selçuklu ailesinin bu kolunun gayesi amcazedeleri gibi müstakil bir devlet  kurmakti. Bizans imparatorlugunun 1025 tarihinden beri devamli bir bocalama  devresi içinde olmasi ve Bizans asillerinin devletlerinin istikbalini düsünmeden  sürekli isyan etmeleri Kutalmisogullarina Anadolu'da büyük bir ümit kapisi  açmakta idi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süleymansah'in Anadolu'ya girdikten  sonra nerelerde faaliyette bulundugu kesin olarak belli degildir. Bazi  kaynaklara göre Konya ve civarinda harekâtta bulunmus, Konya ile yakininda  bulunan Gâvele kalesini almistir. Onlarin bu basarilarini hangi tarihlerde  gerçeklestirdikleri de bilinmemektedir. Fakat Konya'nin yaklasik 1075 yilinda  Selçuklularin eline geçtigini söyleyebiliriz. Kutalmisogullarinin eline geçen bu  önemli sehrin onlar tarafindan karargâh ve merkez olarak kullanildigi kabul  edilebilir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9103200357727347387-3182943107449764866?l=sanaltarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanaltarih.blogspot.com/feeds/3182943107449764866/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9103200357727347387&amp;postID=3182943107449764866' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/3182943107449764866'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/3182943107449764866'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanaltarih.blogspot.com/2008/07/sleyman-sah-1075-1086.html' title='SÜLEYMAN SAH (1075-1086)'/><author><name>emre</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9103200357727347387.post-6898626417083646706</id><published>2008-07-08T12:03:00.000-07:00</published><updated>2008-07-08T12:07:29.675-07:00</updated><title type='text'>Anadolu Selçuklu Devleti</title><content type='html'>&lt;h3 style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; text-align: center;"&gt; &lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);" class="mw-headline"&gt;Anadolu Selçuklu Devleti&lt;/span&gt;&lt;span class="editsection" style="font-weight: normal; font-size: x-small; margin-left: 0px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bizans'ın sınır komşusu olan Süleyman Şah bir süre sonra bu devletin  içişlerine karışmaya başladı. 1078'de büyük Selçuklu Sultanı Melikşah,  Anadolu’da ayrı bir devlet kuran I. Süleyman Şah’ın güçlenmesinden kaygı duymaya  başladı. 1078'de ordusunu Süleyman Şah'ın üzerine gönderdi beklediği zaferi  kazanamadı. Süleyman Şah, Bizans'taki taht kavgalarından yararlanarak  sınırlarını genişletmeyi bırakmak zorunda kaldı. Daha sonra I. Süleyman Şah  1082'de Adana ve Tarsus kentleriyle birlikte bütün Kilikya topraklarına sahip  oldu. 1084'te de Antakya'yı ele geçirdi. Ardından Büyük Selçuklu İznik’te  Ebu'l-Kasım'ı bırakmıştı. Melikşah, Süleyman Şah'ın ölümünden sonra İznik  üzerine yeni bir ordu gönderdi. Ebu'l-Kasım, Bizans’tan destek alarak Büyük  Selçukluyu geri çekilmek zorunda bıraktı ve böylece Anadolu Selçuklu tahtını  korudu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklu Medeniyeti&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;Anadolu Selçuklularında devlet toprakları hanedanın ortak mülküydü.  Sultan ülke topraklarını oğulları arasında paylaştırıyordu ve şehzadeler  yönetimleri altındaki bölgelerde yarı bağımsız hareket ediyorlardı. Bu, Anadolu  Selçuklu Devleti’ndeki taht kavgalarının ve şehzadelerin ayaklanmalarının önemli  nedenlerinden biriydi. I. Gıyaseddin Keyhüsrev bu geleneğe son verdi ve merkezi  yapıyı güçlendirdi. Sultan unvanıyla anılan Anadolu Selçuklu hükümdarları  devletin ve ordunun başıydı. Merkezi devlet işleri Divan-ı Âli (Büyük Divan) adı  verilen bir kurulda görüşülür ve karar bağlanırdı. Bu kurula vezirler başkanlık  ederdi. Vezirden sonraki en yüksek devlet görevi, Niyabet-i saltanatlık  makamıydı. Bu makama atanan saltanat naibi, yokluğunda sultana vekâlet ederdi.  Öbür yüksek devlet görevlilerinden müstevfi, maliye işlerini yürütürdü. Pervane,  divanın yaptığı atamalara ve dirliklerin (iktaların) dağıtım işlerine bakardı.  Yazışmaları tuğracı yürütür, hukuk işlerine emir-i dâd bakar ve askerlik  işleriyle beylerbeyi ilgilenirdi. Askeri davalara ise Kadı-i leşker bakardı.  Anadolu Selçukluları'nda devletin malı olan topraklar üçe ayrılırdı. Bunlara  dirlik, vakıf ve mülk denirdi. Selçuklu ordusu asıl olarak, beylerinin  komutasında savaşa katılan Türkmenlere dayanıyordu. Anadolu Selçukluları  döneminde ülkenin hemen her yerinde imarethaneler vardı. Buralarda yoksul halka,  öğrencilere ve yolculara parasız yemek verilirdi. Başlıca eğitim kurumları  medreselerdi. Başta Konya, Sivas, Tokat ve Amasya olmak üzere birçok kentte  medreseler kurulmuştu. Darüşşifa denen hastaneler daha çok Divriği, Sivas,  Tokat, Amasya, Kayseri, Konya ve Kastamonu gibi kent merkezlerinde  yoğunlaşmıştı. Kent ve kasabaları birbirine bağlayan yollar üzerinde han ve  kervansaray denen konaklama yerleri vardı. Ulaşım ve ticaretin gelişmesine bağlı  olarak bu tür konaklama yerlerin sayısı gittikçe arttı. Bu kurumların giderleri  vakıflarca karşılanırdı.Anadolu Selçukluları ticarete ve yol güvenliğine büyük  önem verdiler. Kervan yollarının güvenliğinin sağlanmasına bağlı olarak  Anadolu'da ticaret büyük ölçüde gelişti. Karadeniz ve Akdeniz'deki limanlar  önemli birer dış ticaret merkezi durumuna geldi. Anadolu Selçukluları  Devleti’nde edebiyat ve düşüncede büyük gelişmeler oldu. Necmeddin İshak,  Muhiddin Arabi, Sadreddin Konevi, Mevlana Celaleddin Rumi gibi bilgin ve  yazarlar yetişti.Anadolu Selçukluları ülkenin pek çok yerinde cami, han,  kervansaray, imaret, köprü, çeşme ve medreseler yaptırdılar. Beyşehir'deki  Eşrefoğlu Camisi (1296), Anadolu Selçuklu mimarisinin özelliklerini taşıyan en  önemli örneklerden biridir. Ağaç direkler üzerine kurulan, içi çini mozaik ve  ağaç oyma işleriyle süslenen tip camilerin başka örnekleri de vardır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu Selçuklu mimarisinin günümüze kalan en önemli örnekleri arasında,  Konya ve Niğde'deki Alaeddin Camileri, Ankara'daki Aslanhane Camisi,  Kayseri'deki Huand Hatun Camisi ve Külliyesi, Afyonkarahisar'daki Ulucami,  Erzurum'daki Çifte Minareli Medrese, Sivas'taki Gök Medrese, Buruciye Medresesi  ve Çifte Minareli Medrese, Kırşehir'deki Melik Gazi Kümbeti,Tercan'daki Mama  Hatun Türbesi, Ahlat'taki Ulu Kümbet ve Çifte Kümbetler ile Nevşehir İl sınırı  içerisinde bulunan pek çok cami (Tuzköy camii, Kızılkaya camii) ve diğer yapılar  (Nevşehir Kalesi v.b.) gösterilebilir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9103200357727347387-6898626417083646706?l=sanaltarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanaltarih.blogspot.com/feeds/6898626417083646706/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9103200357727347387&amp;postID=6898626417083646706' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/6898626417083646706'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/6898626417083646706'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanaltarih.blogspot.com/2008/07/anadolu-seluklu-devleti.html' title='Anadolu Selçuklu Devleti'/><author><name>emre</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9103200357727347387.post-4518864511603947855</id><published>2008-07-08T12:01:00.000-07:00</published><updated>2008-07-08T12:02:19.405-07:00</updated><title type='text'>1100 Yıllarında Türk Dünyası</title><content type='html'>&lt;ul style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Avrupa'da: Kıpçak Hanlığı&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;ul style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kazan'da:İtil Bulgarları&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;ul style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Orta Asya'da: Kırgızlar ve Batı Türkistan'da Batı ve Doğu Karahanlılar;  Uygur beylikleri.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;ul style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Selçuklu Devletleri:Irak, Kirman, Suriye, Horasan ve Anadolu Selçuklular;  Azerbaycan-İran-Kerkük-Şam Atabeylikleri.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;ul style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Batı Türkistan ve İran'da: Harzemşahlar.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;ul style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anadolu'da:İlk Anadolu Beylikleri ve Anadolu Selçuklu Devleti.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;ul style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Mısır'da:Eyyubiler &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9103200357727347387-4518864511603947855?l=sanaltarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanaltarih.blogspot.com/feeds/4518864511603947855/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9103200357727347387&amp;postID=4518864511603947855' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/4518864511603947855'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/4518864511603947855'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanaltarih.blogspot.com/2008/07/1100-yllarnda-trk-dnyas.html' title='1100 Yıllarında Türk Dünyası'/><author><name>emre</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9103200357727347387.post-3569721805217007429</id><published>2008-07-08T11:58:00.000-07:00</published><updated>2008-07-08T12:01:10.175-07:00</updated><title type='text'>Anadolu'da Kurulan Beylikler</title><content type='html'>&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a title="Alp Arslan" href="/wiki/Alp_Arslan"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0); text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Artuklular&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Artuklular, &lt;a title="Oğuzlar" href="/wiki/O%C4%9Fuzlar"&gt;Oğuzların&lt;/a&gt;  komutanlarından olan &lt;a class="new" title="Artuk Bey (henüz yazılmamış)" href="/w/index.php?title=Artuk_Bey&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Artuk  Bey&lt;/a&gt;'in oğullarınca kuruldu. 1101'de Anadolu'nun güneydoğusundaki Hısn Keyfa  (bugünkü Hasankeyf), Mardin ve Harput yöresinde üç ayrı beylik halinde varlığını  sürdürdü. Hısn Keyfa Artukluları, 1232'de Eyyubiler tarafından ortadan  kaldırıldı. Mardin Artukluları 1409'da Karakoyunlular tarafından yıkıldı. Harput  Artukluları, Harput ve çevresinde kuruldu. Yaklaşık 50 yıl varlığını sürdüren bu  beylik, 1234'te Anadolu Selçukluları tarafından ortadan kaldırıldı. Artuklular  özellikle Mardin, Diyarbakır, Silvan ve Hasankeyf'te mimari açıdan önemli  camiler, medreseler ve köprüler yaptırmışlardır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0); text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Danişmendliler&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a title="Danişmend Gazi" href="/wiki/Dani%C5%9Fmend_Gazi"&gt;Danişmend Gazi&lt;/a&gt;  olarak anılan Gümüştigin Ahmed Gazi, 1071’deki &lt;a title="Malazgirt Savaşı" href="/wiki/Malazgirt_Sava%C5%9F%C4%B1"&gt;Malazgirt Savaşı&lt;/a&gt;'nın ardından  Anadolu içlerine ilerleyerek Amasya, Tokat, Sivas, Niksar, Malatya ve Yozgat'ı  ele geçirdi. Aynı yıl bu bölgede beyliğini kurdu. 1105’te ölen &lt;a title="Danişmend Gazi" href="/wiki/Dani%C5%9Fmend_Gazi"&gt;Danişmend Gazi&lt;/a&gt;’nin  yerine oğlu &lt;a class="mw-redirect" title="Emir Gazi" href="/wiki/Emir_Gazi"&gt;Emir  Gazi&lt;/a&gt; geçti. Emir Gazi, Ankara ve Kayseri’yi de alarak devletin sınırlarını  genişletti. 1107'de &lt;a title="I. Kılıç Arslan" href="/wiki/I._K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7_Arslan"&gt;I. Kılıç Arslan&lt;/a&gt;'ın ölümünden  sonra Anadolu Selçuklu Devleti’ndeki taht mücadelesinde damadı I. Mesud’u  destekledi. I. Mesud'un tahta geçmesinden sonra uzun süre Anadolu Selçukluları  üzerinde etkili oldu. 1142’de Melik Muhammed'in ölümünden sonra başlayan taht  kavgaları &lt;a title="Danişmendliler" href="/wiki/Dani%C5%9Fmendliler"&gt;Danişmendlileri&lt;/a&gt;&lt;a title="Nizameddin Yağıbasan" href="/wiki/Nizameddin_Ya%C4%9F%C4%B1basan"&gt;Nizameddin Yağıbasan&lt;/a&gt; Sivas’ta,  Aynüddevle Elbistan ve Malatya’da, Zünnun da Kayseri’de egemenliklerini ilan  ettiler. Danişmendlilerin parçalanmasından yararlanan Anadolu Selçuklu Sultanı  II. Kılıç Arslan, Danişmendli topraklarını yavaş yavaş ele geçirdi. Sonunda  Malatya’yı da alarak 1175'te &lt;a title="Danişmendliler" href="/wiki/Dani%C5%9Fmendliler"&gt;Danişmendlileri&lt;/a&gt; tamamen ortadan  kaldırdı.&lt;/span&gt; zayıflattı. &lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a title="Danişmendliler" href="/wiki/Dani%C5%9Fmendliler"&gt;Danişmendliler&lt;/a&gt;,  Tokat, Malatya, Sivas ve Kayseri'yi değerli yapılarla zenginleştirdiler.  Anadolu'nun Türkleşmesinde ve bu topraklarda İslam dininin yayılmasında önemli  rol oynadılar. Danişmend Gazi'nin yaşamı ve Anadolu'nun fethinde gösterdiği  kahramanlıkları “Danişmendname” adlı destanın konusunu oluşturur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0); text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Saltuklular&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Saltuklu Beyliği, Alp Arslan’ın komutanlarından &lt;a class="new" title="Emir Saltuk (henüz yazılmamış)" href="/w/index.php?title=Emir_Saltuk&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1"&gt;Emir  Saltuk&lt;/a&gt;’un fethettiği Erzurum ve çevresinde kuruldu. Emir Saltuk’un oğlu  Ebu’l-Kasım, Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucusu Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın  fetihlerine katıldı. 1092'de bağımsız bir devlet haline gelen Saltuklular,  Kuzeydoğu Anadolu'daki Kars, Bayburt, Oltu, Tortum, İspir ve Tercan yöresine  egemen oldular. Beyliğin merkezi Erzurum’du. Saltuklular &lt;a title="Trabzon İmparatorluğu" href="/wiki/Trabzon_%C4%B0mparatorlu%C4%9Fu"&gt;Trabzon İmparatorluğu&lt;/a&gt;'na ve  Gürcülere karşı savaştılar. Ne var ki II. Saltuk, 1153’te Gürcülere tutsak  düştü. Saltuklular daha sonra da Doğu Anadolu’da Gürcüler karşısında varlık  gösteremediler. Bu tehdit karşısında Anadolu Selçuklu Sultanı II. Süleyman Şah,  1202’de Erzurum’u alarak Saltuklu Devleti’ne son verdi. Saltuklular döneminde  komşu ülkelerden gelen tüccarların uğrak yeri olan Erzurum ekonomik yönden  gelişti. Saltuklular bu kentte ve başka yerlerde camiler, kaleler ve kümbetler  yaptırdılar.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9103200357727347387-3569721805217007429?l=sanaltarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanaltarih.blogspot.com/feeds/3569721805217007429/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9103200357727347387&amp;postID=3569721805217007429' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/3569721805217007429'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9103200357727347387/posts/default/3569721805217007429'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanaltarih.blogspot.com/2008/07/anadoluda-kurulan-beylikler.html' title='Anadolu&apos;da Kurulan Beylikler'/><author><name>emre</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9103200357727347387.post-6347050400920172451</id><published>2008-07-08T11:52:00.000-07:00</published><updated>2008-07-08T11:56:32.696-07:00</updated><title type='text'>Büyük Selçuklu Devleti</title><content type='html'>&lt;p style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);" align="center"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(1038 - 1157)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-family:Verdana,;font-size:100%;color:#ff0000;"   &gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-family:Verdana,;font-size:100%;color:#000000;" serif=""   &gt; &lt;address style="line-height: 150%;" align="justify"&gt;&lt;span style="font-style: normal;"&gt;Büyük Selçuklu Devleti,  Oğuzların Kınık boyu tarafından kurulmuştur. 9. Yüzyıl sonlarından itibaren  Oğuzlar, Aral gölü çevresinde Oğuz Yabgu Devleti’ni kurdular. Devletin subaşı  görevini Kınık boy beyi Selçuk Bey yerine getiriyordu. Oğuz Yabgu Devleti’nin  1002’den önce Kıpçak akınları sonucunda yıkılması üzerine Selçuk Bey kendisine  bağlı Oğuzlar ile birlikte Cend şehrine geldi. Burada Oğuzlar İslam dinini  benimsediler. Bir süre sonra da Samanoğulları’nın sınırlarını koruma görevini  üstlendiler. Selçuk Bey’den sonra yerine Arslan Yabgu geçti. Bu dönem de  Selçukluların güçlenmesinden çekinen Gazneli Mahmut, Arslan Yabgu’yu tutsak  etmiştir. &lt;/span&gt;&lt;/address&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-family:Verdana,;font-size:100%;color:#000000;" serif=""   &gt; &lt;address&gt;&lt;span style="font-style: normal;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/address&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-family:Verdana,;font-size:100%;color:#000000;" serif=""   &gt; &lt;address&gt; &lt;/address&gt; &lt;address style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-style: normal;"&gt;Dandanakan  Savaşı(1040)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/address&gt; &lt;address align="justify"&gt;&lt;span style="font-style: normal;"&gt;Selçukluları  Horasan’dan atmak isteyen Gazneli Mesut büyük bir ordu ile sefere çıktı.  Dandanakan kalesi önündeki savaşı Selçuklular kazandı  (1040).&lt;/span&gt;&lt;/address&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"   &gt; &lt;address&gt; &lt;/address&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-family:Verdana,;font-size:100%;color:#000000;" serif=""   &gt; &lt;/span&gt;&lt;address style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: normal;"&gt;&lt;span serif=""&gt;Dandanakan  Savaşının Sonuçları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/address&gt; &lt;address style="margin-left: 18pt; text-indent: -18pt; font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: normal;"&gt;&lt;span serif=""&gt;-&lt;/span&gt;&lt;span serif=""&gt;&lt;span style="font-variant: normal;"&gt; &lt;/span&gt;Büyük Selçuklu Devleti resmen kurulmuştur.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/address&gt; &lt;address style="margin-left: 18pt; text-indent: -18pt; font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: normal;"&gt;&lt;span serif=""&gt;-&lt;/span&gt;&lt;span serif=""&gt;&lt;span style="font-variant: normal;"&gt; &lt;/span&gt;Horasan’da Selçuklu egemenliği resmen  kesinleşmiştir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/address&gt; &lt;address style="margin-left: 18pt; text-indent: -18pt; font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: normal;"&gt;&lt;span serif=""&gt;-&lt;/span&gt;&lt;span serif=""&gt;&lt;span style="font-variant: normal;"&gt; &lt;/span&gt;Selçukluların İslam dünyasındaki otoritesi  artmıştır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/address&gt; &lt;address style="margin-left: 18pt; text-indent: -18pt; font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: normal;"&gt;&lt;span serif=""&gt;-&lt;/span&gt;&lt;span serif=""&gt;&lt;span style="font-variant: normal;"&gt; &lt;/span&gt;Gazneliler yıkılışa  geçmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/address&gt; &lt;address style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span serif=""  style="font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/address&gt; &lt;address style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span serif=""  style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: normal;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/address&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-family:Verdana,;font-size:100%;color:#000000;" serif=""   &gt; &lt;/span&gt;&lt;address style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span serif=""  style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: normal;"&gt;Pasinler  Savaşı(1048)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/address&gt; &lt;address style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: normal;"&gt;&lt;span serif=""&gt;Çağrı Bey daha devlet  kurulmadan önce 1018 yılında keşif amacıyla 3000 atlı ile Doğu Anadolu’ya  gelmişti. Bu sefer sırasında Selçuklular Anadolu’nun Türkler için yeni bir yurt  olabileceğini anladılar. Dandanakan Savaşı’ndan sonra Anadolu’ya giren  Selçuklular, Pasinler’de ilk kez Bizans ordusu ile karşılaştılar. Pasinler  Savaşı Selçukluların galibiyetiyle sonuçlandı(1048).&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/address&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-family:Verdana,;font-size:100%;color:#000000;" serif=""   &gt;&lt;span serif=""&gt; &lt;address&gt; &lt;/address&gt; &lt;address&gt;&lt;span style="font-style: normal;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/address&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;address style="text-align: left; font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);" align="center"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: normal;"&gt;&lt;span serif=""&gt;Malazgirt  Meydan Savaşı(1071)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/address&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-family:Verdana,;font-size:100%;color:#000000;" serif=""   &gt;&lt;span serif=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;address style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: normal;"&gt;&lt;span serif=""&gt;&lt;span serif=""&gt;Alp Arslan’ın Anadolu topraklarına akınlar  yapması üzerine, Bizans imparatoru Romanos Diogenes  büyük bir ordu ile  Selçuklulara karşı sefere çıktı. Alparslan,  Anadolu içlerine akınlar yaptı. Bizans İmparatoru 200.000 kişilik bir ordu ile  Malazgirt Ovası'na geldi. Mısır Seferi'ne çıkmış olan Alparslan, ordusunun bir  bölümünü Suriye'de bıraktı. 50.000 kadar askeriyle Malazgirt'e  geldi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/address&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-family:Verdana,;font-size:100%;color:#000000;" se
